Biz karanlıklarda sıkışmış imgelerdik, Güneşi istedik…

Sizi bilmem ama sanatın sadece duygusal yoğunlaşmalar üzerine kurulu olduğu öngörüsü bana her zaman sahte, gereğinden fazla romantik, sanatçıyı “fildişi kuledeki yaratıcı” olarak yorumlayan bir anlatım..

Tehlikeli bir ensturman dili resim , hem kollayıcı, hem yok edici. Hem bir güçlülük hem de zayıflık hali. Diyalektiğin ta kendisi özünde…

Bütün duyguların ve gerçeğin birbiriyle çeliştiğinin, çelişirken bir bütün oluşturduğunun, dahası hepsinin daha iktidarlarını kurarken teslim ettiklerimin farkındayım. Bu teslimiyetin kendi içinde bir iktidar taşıdığının da…

Burası araf olmalı…Boyanın iki hali. Benim resimlerimde  malzemeye, tuvale, zifte boyaya müdahalem var. Ben kendi öykümü anlatıyor, imgelerin şifresini kazıyorum.. Bir miti yıkarken bir başkasını kuruyorum belki de. İzleyen göz, yani sizin gözünüz yazacak bunun hikayesini. Kendi yer altınıza doğru bir kapı aralayacak belki de. Ama bu şimdi umrunda değil. Çünkü, bu umursamanın tam da iktidarın başladığı yer olduğunu biliyorum. Kendimi bu iktidarlardan sıyırırken rolümü boyaya bırakıyorum. Tuvallerin arka yüzleri boyanın saltanatında.

Bu tuvalin görünen sınırlarını aşıp arka yüze sızan boyaların kendiliğinden yarattığı bir var olma hali. Belki de boyanın başına buyruk dili. Burada durup nesnelere verdiğiniz isimlere, onlara yüklediğiniz dondurulmuş anlamlara bir kez daha bakabilirsiniz. Nesnelerin sizden bağımsız varlığını, konuşmasını, ezberinizi bozmasını görebilirsiniz…

 

Belki İlginizi Çeker

0 yorum