Mülteciler ve Sınıf

ozgur-multeciler-2

Mülteci krizi derinleştikçe belli başlı fay hatları ortaya çıkmaya başladı. Emperyalist kuvvetler Suriye’de İslamcılar vasıtasıyla gerçekleştirdikleri vekalet savaşının bedelini ödemek istemiyor. Ortaya çıkan göçü Türkiye’ye para vererek halledecekler. Merkel-Davutoğlu görüşmesinin ekseni buydu.

Suriyeliler ise Türkiye’de her türlü aşağılamaya maruz kalıyor, ucuz emek gücü olarak çalıştırılıyor. Ocak 2016 itibariyle Suriyeli mültecilerin çalışma izni onaylandı. Recep Tayyip Erdoğan, “İşini ucuz emek karşısında kaybetme riski her zaman yabancıya, sığınmacıya reddiyeyi, öfkeyi ve hatta düşmanlığı ve nefreti körükler. Buna engel olmak için de yasal statülerin acilen tanınması ve istihdam planlamalarının bölge ve meslek gruplarına göre yapılması gerekiyor” demişti. Gerçeklik ne peki?

Suriyeliler kaldıkları kamplarda korkunç şartlar altında yaşadıkları için kamplarından ayrılıp şehirlerin yolunu tuttular. Kimisi bebeğiyle dilencilik yaparken, kimisi herhangi bir hakka sahip olmadan, asgari ücretin yarısına tam zamanlı işlerde çalıştırıldı, çalışmaya devam ediyorlar.

Türkiye emperyalist ekonomik ilişkilerin dayattığı yeri gereği ucuz emek gücü kullanmak zorunda.

İstanbul Hazır Giyim Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi ne demişti peki? ”Suriyeliler yetmez, Bangladeş’ten ucuz işçi getirmeliyiz.”

Mültecilerin insani ihtiyaçlarını karşılamayıp, onları ucuz emek gücü olarak aramıza süren bir sermaye sınıfı var.

Ve peki ne oluyor bu arada? AKP’nin ortaya çıkardığı yeni mülteci kamplarının lokasyonları Maraş’ta katliamlara uğramış Alevilerin arasına, Trakya’ya ve AKP muhalifi olan bölgelerin içine kuruluyor.

Mülteci kamplarında cihatçı örgütler eleman kazanıyor. Mülteci kamplarına gönderilen araçlara asgari ücretin yarısına çalıştırılmak zorunda bırakılan mülteciler dolduruluyor. Mülteci kamplarındaki sefalet sonucu suç, insani krizler artıyor. En önemlisi mülteci kamplarının yanında yaşayanlar arasında bu sebeplerden ırkçılık tavan yapıyor.

Mülteci sorunu çok çetrefilli bir konu olduğundan dolayı dikkatle yaklaşmak gerekiyor. Ayarsızlık ve ezbercilik ise her zaman olduğu gibi solun belli bir bölümüne sirayet etmiş durumda.

Kimisi sanki Maraş’taki Alevi köylüleri canları sıkıldığı için kamp istemiyormuş gibi davranıyor, hatırlayın, Antakya cihatçı üssü haline getirilirken bunların bir bölümü bundan rahatsızlık duyan Antakyalılara faşist diyecek kadar hadlerini aşmıştı. Aynı tavrın kapitalist sömürünün perdeleyicisi olan siyasal islam ve gericilik sorununda ısrarla bu meselenin üstünden atlamaya çalışan bir fırsatçı tavır içine girdiğini görebilmek mümkün. Gericiliğin can aldığı, almaya devam ettiği bu ülkede İslamofobi nedir tartışması yapacak kadar ülke gerçeklerinden kopuklar.

Zaten işçi sınıfı da bunları görüyor ve gülüyor hallerine. O zaman mesele nedir?

Devrimciler mültecilerin güvenli, her türlü insani ihtiyaçlarının karşılandığı bir ortamda barınmaları için ellerinden geleni yaparlar. Onların her insani hakkını savunurlar. Fakat devrimciler aynı zamanda sermaye sınıfının mültecileri şehirlere salarak onları sınıfla karşı karşıya getirme planına karşı seslerini yükseltirler, gelişmekte olan ırkçı dinamiğe karşı dik dururlar.

Taleplerimiz bu noktada çok bellidir:

Mültecilere her türlü insani destek ve barınma hakkı. Kamplarda kalmak isteyenlere temerküz tipi muamele değil, insani muamele. Şehirlerde yaşamak isteyenlere dilenci gibi değil, insan gibi yaşama hakkı.

-Mültecileri ırkçı, dinci gericiliğin saldırılarına karşı savunma.

-Mültecilerin sermaye sınıfının planı dahilinde ucuz emek gücü olarak çalıştırma planına karşı durma. Her türlü maaş ve iaşe yardımı, çalışmak isteyen mültecilere Türkiye işçi sınıfının istihdamına tehdit unsuru olarak kullanılmayacak şekilde eşit şartlarda iş ve çalışma garantisi.

-AKP’nin ve cihatçıların mültecileri cihatçı habitatı gibi kullanmasına karşı çıkma.

Ve en önemlisi:

-Mültecilere tanınacak tüm imkan ve hakların sermaye sınıfı tarafından ödenmesi.

Evet, patronların hoşuna gitmeyecek şeyleri savunuyoruz. Ve en önemlisi bunların bedelini patronların ve AKP’nin ödemesi gerektiğini savunuyoruz.

Çünkü Suriye’deki cihatçıları besleyen, savaşın yayılmasını isteyen onlar, yurdundan ayrı düşmek zorunda kalmış Suriyeliler değil. O zaman bedelini ödeyin, bizi Suriyeli kardeşlerimizle karşı karşıya getiremeyeceksiniz ve bu savaşın bedelini biz ödemeyeceğiz…

Belki İlginizi Çeker

0 yorum