Durmak yok zehirlemeye devam!

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Çocukluğumun geçtiği Kızılcaoba Mahallesi, Şardağı’nın eteklerine kurulu, genişçe bir mahalledir. Güneş, utangaç bir çocuk gibi Şardağı’ının arkasına saklanıp, en erken Kızılcaoba Mahallesi’nde batar. Ahmed Arif’in “Akşam Erken İner Mapushaneye” şiiri gibi yani. Kışın oluşan sisli hava ile termik santralinin verdiği pisli hava birleşerek genzi yakan iğrenç bir karışıma dönüşür Elbistan’da. Termik santralinden önce termik santralinden sonra diye ikiye ayrılır bizim ellerin kaderi. Santralden önce 80 yaşına kadar doktor yüzü görmezmiş insanlar. Şimdi ise 5 yaşındaki çocuklar kanser oluyor. Öyle bir illet ki, havaya zehir bırakıyor akciğer kanseri ediyor adamı. Külleri, bitki örtüsünü mahvediyor, tarlada mahsulün üstüne düşüyor. Zehirli mahsulü yediğin zaman bağırsak kanseri oluyorsun.

Bizim memleketin toprakları verimliymiş santralden önce. Miş’li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü ölüm bacalarının temeli atıldığında ben daha dünyada yoktum, 84 yılında yapımı tamamlandığında 2 yaşındaydım. Elbistan Ovası’ının ortasından nazlı nazlı süzülen Ceyhan Nehri’nin geçtiği topraklarda adam eksen adam bitermiş, bereket fışkırırmış. Toprak ilmik ilmik işlenir, mahsul emek emek yetişirmiş. Doğa, esirgemezmiş insandan hünerini paylaşırmış.

İşsizlere iş umudu olacak diye santrale ilkin ses çıkarmamış halk. Herkesin işi olacak, herkes evine ekmek götürebilecek, herkes asgari bir yaşam standardına kavuşacakmış. Evlat bir şey istediği zaman babanın boynu bükülmeyecekmiş. Huzur gelecekmiş, refah gelecekmiş bölgeye. Demirel, “binahele” diye başlayan bilmiş konuşmalarıyla böyle kandırmış insanları. Şu sağcıların memlekete faydalı tek bir icraatı görülmemiş iştir. Santrale karşı çıkanlar da olmuş tabii. Karşı gelenler, anarşistlikle, teröristlikle, devletin birliğini bozmakla suçlanıp içeri atılmışlar. Kaymakamın dediğine göre memleketin kalkınmasını istemeyen kişilermiş bunlar. O zamanlar biber gazı, toma moma yokmuş. Polis yakaladığının kaba etine copla vururmuş. Neyse işte koca devlet bu, üç beş çapulcunun anarşistliklerine pabuç bır13179116_1718399381780817_6104541615234499709_nakacak değil ya.

Santral yapılırken bir de işçi ölümü üst sınırı koymuş devlet. Belirledikleri bir rakama kadar işçi ölürse normalmiş. Belirlenen rakamı geçerse de Allah kerim demişler, kader demişler, Allah rahmet eylesin demişler. Velhasıl, devasa bacalar yapılmış bitmiş.

Santral yapıldıktan sonra toprak ölmüş, ağaçlar ölmüş, akarsular ölmüş, buğday ölmüş, arpa ölmüş, şeker pancarı ölmüş… İnsan ölmüş insan!

İş işten geçtikten sonra, devletin halka yalan söylediği ortaya çıkmış. Halk termik santrallerinin zararını en acı şekilde tecrübe etmeye devam ediyor bugün.

Peki, devlet halkına neden yalan söyler? Bir de, devlet kimdir? Devlet sensin, devlet benim, devlet biziz aslında. Ama sistem içinde “bizden” olmayan birileri de var ve işin acı yanı bizden daha örgütlüler. Bizim hayranlık duyduğumuz devrimci abilerimiz, ablalarımız gencecik yaşlarında toprağa karışırken, “bizden olmayanlar” ise memleketin kilit noktalarını burunları bile kanamadan ele geçirmiş ve bize hükmetmeye kalkıyorlar. Yasal mermileriyle gençlerimizi vuruyorlar. Örgütlü cehalet dedikleri mevzuu tam manasıyla vücut bulmuş.

Demirel, siyasi hayatında en üst makamlara kadar geldi. Dünya ona da kalmadı ve şimdi mezarında yatıyor. Ama onun döneminde temeli atılan santral, çocuk, genç, yaşlı insanları kanser etmeye devam ediyor. Yeşil doğayı cezaevi duvarı gibi griye boyamaya, bir zamanlar gürül gürül çağlayan Ceyhan Nehri’ni zehirlemeye devam ediyor. Şimdi diz kapağını ancak geçen küçük bir çayı andırıyor bir zamanlar gürül gürül akan nehir dediğimiz. İçinde canlının kalmadığı zehir akan çay. Alevi, Sünni, Türk, Kürt kardeşçe zehirleniyoruz.

Anılarımızın geçtiği memlekete kıydılar anlayacağınız. İlk yürüdüğümüz, ilk koştuğumuz, okumayı söktüğümüz, ilk mahalle maçı yaptığımız, ilk bayram harçlığı topladığımız, ilk zillere basıp kaçtığımız, ilk aşık olduğumuz, ilk gazeteye sarıp bira içtiğimiz, yağmur yağınca toprak kokusunu içimize çektiğimiz memleketimize kıydılar. Demirel’in ardılları bu arada ölüm santrallerinin devamının yapılacağının müjdesini (!) verdi bölge halkına. “Gelinin babasından damada bir adet Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı” marifetiyle bakanlık koltuğuna oturan Berat Albayrak verdi geçenlerde müjdeyi (!) Fakir halktaafsinn çaldıkları paraları sıfırlamaya çalışırken işitmiştik beyefendinin telaşlı sesini. Yeni yapılması planlanan 2 adet termik santrali “bu kez” çevreci olacakmış Berat’ın dediğine göre. “Bu kez” ölümümüz bir hıyarın elinden olacak anlaşılan.

Milletin a.ına koymak isteyenler, Artvin’de, Sinop’ta, Yırca köyünde, Bergama’da, Edremit’de her yerde karşımıza çıkıyorlar. Daha geçenlerde güzelim doğa harikası Cerattepe’ye kıymak istediler ya. Memleketini, doğasını, yaşam alanlarını korumak isteyen halka, olmadık iftiraları attılar ya. Senaryo hep aynı. Kendi söylemleriyle “koymak” istiyorlar. Sen koydurtmak istedikten sonra, koyacak yığınla deyyus var vatandaş.

Demem o ki, Elbistan’da yıllardır süren bir doğa katliamı, insan katliamı var. Ve Berat, Elbistan’a müjdeyi (!) verdi. Durmak yok zehirlemeye devam!

Dün Demirel, bugün Erdoğan…

 

Tablo : Haluk Özyurt

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum