Hakan Gülseven: “Müsamere yapmıyoruz; sokağa çıktığımızda tek bir yumruk olmalıyız!”

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Birleşik Haziran Hareketi Türkiye Yürütme Kurulu üyesi ve RED yazarı Hakan Gülseven, Gazete Yolculuk‘un sürece ve HAZİRAN’a ilişkin sorularını yanıtladı. Yolculuk’un izniyle röportajı REDaktif‘te de yayınlıyoruz.

Gezi Direnişi’nin 3. yıl dönümündeyiz. O gün (birbirinden çok farklı saiklerle de olsa) başka bir yaşam için ayağa kalkan milyonların tepkisi bugün belirli oranlarda geri çekilmiş durumda. Bugünden geriye dönüp baktığımızda ne görüyoruz? O direnişin ne olduğuna veya ne olmadığına dair neler söylenebilir?

Haziran Ayaklanması bir öfke patlamasıydı. Toplumun okuma yazma bilen, az çok yaşananları değerlendirebilme kabiliyetine sahip kesimleri, karşımızda duran örgütlü hırsızlık ve cinayet şebekesine karşı “Artık yeter!” diyerek sokağa çıktı. Egemenlerin küstahlığına, yolsuzluğa, arsızlığa, gelir dağılımı eşitsizliğine, gericiliğe karşı olan herkesin katıldığı çok sınıflı ve çok bileşenli bir ayaklanmaydı bu. Ne yazık ki, memleketimizde işçi sınıfı örgütsüz, mevcut sendikalar da birkaç istisna dışında egemenlerin güdümünde. Dolayısıyla işçi sınıfı Haziran Ayaklanması’na örgütlü bir özne biçiminde dahil olamadı. Sokaklarda kurulan barikatlar grevlerle birleşemedi. Neticede barikatlar TOMA’larla ve polis zorbalığıyla yıkılabilir; esas yaptırım politik grevlerdedir. Grevlerle buluşamayan barikatlar düştü ve Haziran geri çekildi. Yine de Haziran Ayaklanması’nı yaratan öfke büyüyerek devam ediyor. Bu iktidarın o öfke karşısında durabilmesi mümkün değildir. Er ya da geç hesap günü gelecektir.

Birleşik Haziran Hareketi, meclislerinden gelen tüm temsilcilerin katılımıyla 2. Türkiye Meclisi’ni topluyor. Kuruluşundan bugüne geçen sürecin genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse ne söylemek istersiniz?

Birleşik Haziran Hareketi benim, sizin ya da herhangi bir başkasının öznel ihtiyaçları dolayısıyla kurulmadı. Birleşik bir devrimci halk hareketi bu ülkede nesnel bir ihtiyaçtır. HAZİRAN bu ihtiyacın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ne var ki, kuruluşundan hemen sonra, laik eğitim doğrultusunda son derece başarılı bir kampanya da yürütmüşken, çok talihsiz ve erken bir seçim tartışması yaşadık. O dönem HAZİRAN bileşenlerinden olan KP’nin tutumunu özel olarak değerlendirmek gerekiyor ama bu söyleşinin sınırları içinde sadece ahlaki olmayan ve tahrip edici bir tutum aldıklarını belirtip geçmek istiyorum. Bu tartışmalara hapsolan ve art arda iki seçim sürecinin aktif bir parçası olamayan HAZİRAN ister istemez yıprandı. Öte yandan, HAZİRAN türü birleşik bir hareket nesnel bir ihtiyaç olduğu içindir ki, dağılmadık. Şimdi yeniden güçlenmenin bir zemini var. Bu zemini değerlendirmek zorundayız.

İkinci Türkiye Meclisi ile birlikte Haziran Hareketi, bir muhasebe eşliğinde kendini yenileyecek, deyim yerindeyse güncelleyecek. Bu yenilenme/güncellemeden sizin beklentiniz nedir? Nasıl bir Haziran temenni ediyorsunuz?

HAZİRAN Türkiye Yürütme Kurulu üyesi olmam vesilesiyle, herkesten özeleştirel bir değerlendirme olarak kabul etmesini rica edeceğim bir iki şey söyleyeyim önce. Birincisi, biz Yürütme Kurulu’nu sağlıklı biçimde oluşturamadık. Türkiye’nin farklı bölgelerini temsil eden ve kendi içinde sağlıklı bir iş bölümü yapmayı beceren bir liderlik ekibi yaratamadık. Bu temel sorunumuzdu. Şimdi yeni Türkiye Meclisi ile bu sorunu aşmak zorundayız. Bölgeleri temsil eden, sağlıklı bir iş bölümüyle hareket eden yeni bir Yürütme Kurulu öncelikli hedefimiz olmalı. İkincisi, HAZİRAN’ı daha fazla emekçileştirmek, özellikle Marmara’nın sanayi bölgelerinde gerçek bir işçi temsiliyetine kavuşturmak zorundayız. Gelecek barikatların grevlerle birleşmesi üzerine kurulacaksa, bu kaçınılmaz bir görevdir.

Ülkede yaşanan süreç hepimizin malumu. Sermaye/egemenler cephesinden gelen saldırılar günden güne artıyor. Haziran bu anlamda sınıfsal mücadelenin sokaktaki gerekliliklerini daha etkili hayata geçirmek için ne yapmalı? Öncelikli siyasal gündemleri ne olmalı ve bunları nasıl hayata geçirmeli?

Sınıf kavgasından bahsediyorsak, az evvel de dediğim gibi, sınıfsal bir zemine oturmalıyız. İşçilere dayatılan kölelik yasalarına karşı etkin bir mücadele verebilmeliyiz. Öte yandan, kadının toplumsal kimliğine yönelik saldırıları, bu durumun kaynağını bulduğu gericileşmeyi, İslami faşizm tehdidini yabana atamayız. HAZİRAN bir laiklik kalesi olmak zorundadır. Ve HAZİRAN’ın Artvin’de astığı pankartta yazdığı üzere, “Hangi dağ efkarlıysa, oradayız!” prensibiyle hareket etmeye devam etmeliyiz. Toplumsal mücadelelerin en önünde yer almayı sürdürmeliyiz. Ve elbette ülkemizdeki fiili savaş durumu önemli bir tartışma konusudur. Devlet ile PKK arasında bizim müdahil olamadığımız bir savaş hali var. Bu konuda çoğalacak bir kardeşlik sesi yükseltebilmeliyiz. Bomba ve tank sesleri arasında bizim çıplak sesimizi nasıl duyurabileceğiz, pek bilemiyorum. Ama ülkenin geleceği düşmanlık ve bir halkın zorbaca baskı alınması üzerinden ilerleyemeyeceğine göre, bunun bir yolunu bulmak zorundayız. Burada en önemli husus, emperyalizmin bölgemizden elini çekmesi gereğini bir an olsun akıldan çıkarmamaktır. Tarihsel tecrübe çok net gösteriyor: Emperyalizmin gölgesi düşen hiçbir yerde huzur yoktur.

Haziran’ın genişlemesi, daha etkili bir özne olabilmesi, katılım kanallarının daha işlevsel ve yapılanmasının daha şeffaf hale gelebilmesi gerektiğine dair hemen her bileşenin hemfikir olduğu öneriler var. Bu noktada mesele Podemos’vari internet yöntemleri ile aşılacak denli kolay mı? Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Birincisi, Türkiye herhangi bir Avrupa ülkesiyle karşılaştırılamaz, burada İslamcı-faşist bir kafanın iktidarı var. İkincisi, Podemos gibi hareketler kendisini sol bile saymıyor. Bunlar çok sınıflı, popülist hareketler ve kendilerine umut bağlayan emekçi kesimleri ilk fırsatta satacak liderlikler tarafından yönetiliyor. Syriza’nın haline bir bakın. HAZİRAN ise Türkiye’nin devrimci birikimine yaslanıyor. Biz müsamere yapmıyoruz. Türkiye gibi her tarafında canlı bombaların dolandığı bir ülkede, kelle koltukta zorbaların önüne dikiliyoruz. İşleyişimizi de bu gerçeklik belirlemek zorunda. Kendi içimizde mümkün olan her durumda doğrudan demokrasiyi uygulayabilmeli, meclislerimizin kapılarını emekçilere ardına kadar açmalıyız. Sokağa çıktığımızda ise tek bir yumruk gibi hareket etmeyi becerebilmeliyiz. Bunun yolunu bulacağız. Ve o yolu bulmak için Podemos’a falan ihtiyacımız yok…

Egemen sınıflar, Saray Rejimi, Başkanlık noktasında adımlarını hızlandırıyor. Haziran bu süreci darbe/diktatörlük olarak tanımlıyor. Böylesine ciddi bir tespitin karşılığında Hareket, nasıl bir mücadele hattı örmeli, süreci hangi yöntem ve araçlarla karşılamalıdır?

Bu soru, takdir edersiniz ki çok geniş kapsamlı bir soru. Biz RED Hareketi olarak uzun zamandır beter bir sürece girmekte olduğumuzu söyledik durduk ve şimdi o beter sürecin göbeğindeyiz. İki temel vurguyla bu konuyu özetlemek istiyorum. Birincisi, hareketimiz her halükarda kitlesel ve emekçi karakterde olmaya özen göstermelidir. Kitleden kopuk adrenalin arayışlarına girmeyi doğru bulmuyorum. Ve fakat, dikensiz gül bahçesinde çay içmiyoruz. Etrafımız cihatçı yamyamlarla, oluk oluk kan akıtma meraklısı mafyozlarla, İslami-faşizme sürülük etmeye hazır lümpen sırtlanlarla çevrili. Bunlara karşı emekçilerin kitlesel öfkesini örgütlemeye talip olmayanlar devrimci de olamazlar. Önümüzde zor günler var. Zor günlerin gerektirdiği her türlü yöntem ve aracı kullanacağımızı söyleyebilirim.

Özgün site için tıklayın …

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum