Halka Çıkma Teklif Etmek

kahrolsun

Dünyanın diğer yerlerinde nasıl bilmiyorum ama, Türkiye’de solculara solculuk öğretmeyi asli vazifesi olarak telakki eden, açıktan milliyetçi-muhafazakarlardan ve onların utangaç versiyonlarından (liberaller) oluşan ciddi bir ebleh kitle var. Bu kitleye göre solun en büyük hatası halka inememek. Sol halka bir inse, gerçekleştirmek istediği o muhteşem dönüşümü sağlayabilecek ama işte halka inemiyor. Tabi sormak lazım: “Lan sol madem halka inebilse iyi olan bir şey, neden solcu olmuyorsunuz madem? Ya solcu olun ya da kapayın çenenizi.” Doğal düşmanına akıl vermek gibi bir aptallıktan ziyade bu tavır aslında solun ideolojik üstünlüğünün sağcılar nezdinde bir yansımasıdır. Teoride bulamadıkları açığı, pratikteki somut durumda bulduğunu sandıkları bir “zaafla” örtbas etme çabasıdır bu. Ben şahsen hiçbir solcudan “faşistlerin/dincilerin en büyük hatası şunu şunu yapmaması” şeklinde bir eleştiri duymadım, düşmanını eleştirmeyecek kadar aklı başında insanlar solcular.

Halka inmek, öyle sanıldığı gibi mantıklı, olması gereken bir yöntem değil. Birincisi, dünya tarihinden bihaber olunduğunun bir ifşasıdır bu öneri. Dünyada hiçbir devrim, hiçbir ilerleme, halkın çoğunluğunun kendiliğinden bilinçlenip, mücadeleye katılımıyla gerçekleştirilmemiştir. Dünya devrim tarihi “azınlık” devrimlerinden müteşekkildir. Fransız Devrimi’nde de, Ekim Devrimi’nde de, 1908 Devrimi’nde de böyledir bu. “Benim elime büyük salâhiyet ve kudret geçerse, ben hayat-ı içtimaiyemizde arzu edilen inkılâbı bir anda, bir coup (darbe) ile tatbik edeceğimi zannederim. Zira ben, bazıları gibi, efkâr-ı avamı, efkâr-ı ulemayı yavaş yavaş benim tasavvuratımın derecesinde tasavvur ve tefekkür etmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılabileceğini kabul etmiyor [um] ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Neden ben bu kadar senelik tahsil-i âli gördükten, hayat-ı medeniye ve içtimaiyeyi tetkik ve hürriyeti tezevvuk için sarf-ı hayat ve evkat ettikten sonra avam mertebesine ineyim. Onları kendi mertebeme çıkarırım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar…(vurgu Y.A)” [1] Mustafa Kemal’e ait bu sözler devrimciliğin abece’sidir. Devrimciler, halkın mertebesine inmeye değil, halkı, kendileriyle birlikte daha ileri bir noktaya çekmeye çalışır. Tabi abece’de kalan bir devrimciliğin nasıl yetersiz kaldığını, işçi sınıfı açısından karşı devrimci bir mahiyete bürünebileceğini 1925’te Takrir-i Sükun kanunuyla sendikaların ve işçi örgütlerinin yasaklanmasıyla, 1 Mayıs yasağıyla, 1927’de Adana Demiryolu Grevi’nin kanla bastırılıp, çok sayıda işçinin öldürülüp tutuklanmasıyla, yine 1927’deki komünist tevkifatıyla, 1909’da çıkarılan Tatil-i Eşgaal kanununun 1936’ya kadar yürürlükte kalmasıyla, 1933’teki Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle birlikte grevlerin cezai müeyyideye tabi tutulmasıyla, 1938’deki Cemiyetler Kanunu’yla birlikte ‘sınıf esasına dayalı cemiyet’ kurulmasının yasaklanmasıyla gördük [2, 3, 4].

Siyasal bir kategori olarak halk, nereye çekersen oraya giden bir boş gösterendir. Gezi’de “Korkma la biziz, halk” yazanlar da halktı, Erdoğan’ı havaalanında karşılayanlar da. Burada çuvaldızı sosyalistlere batırıp; “halkımızın değerleri, halkın adaleti…” tarzındaki ajitatif söylemlerin de boş olduğunu belirtmek gerek. Valla o halkın değerlerini her Ramazan’da atılan dayaklarla, adaletini de toplu tecavüz vakalarına verilmeyen tepkilerle görüyoruz.

Peki halka inmeden nasıl mücadele edilecek, Rambo musun sen, tek başına mı devireceksin iktidarı? Yoo, dedim ya, Gezi Direnişi’ndeki milyonlar da halktı (ve aynı zamanda değildi). Gezi, hepimize ortak bir iletişim tabanı oluşturdu. İletişim kurma olanağının önemli bir turnusolu haline geldi. Tek tek saymayacağım, Gezi’den önceye de gitmeye gerek yok, yalnızca Gezi’den bu yana kaç tane olay yaşandı, tüm bunlara rağmen hala iktidarı destekleyen insanla, şayet doğaüstü güçlerin yoksa nasıl iletişim kuracaksın, ve üstelik ikna edeceksin? Sokak röpörtajında “Batman mi Superman mi” sorusuna aval aval baktıktan sonra “Erdoğan” diyen bir kitle var. Yani onlarla iletişim kuracağıma gider ne bileyim antiloplarla iletişim kurarım. Antiloplar ayrıca rasyonel hayvanlardır. Siz hiç “benim boynuzları örtülü bacımın üzerine işediler Tibet’in ortasında” diyen bir antilopa rastladınız mı? Bunu demeyecek kadar gelişmiş bir beyne sahipler. İktidar yanlılarının politik konumlanışlarını bence Marx’ın ideoloji tanımıyla, “bilmiyorlar ama yapıyorlar”la açıklamak doğru değil. Köpek gibi biliyorlar ve yapıyorlar daha uygun düşüyor bu duruma. – Marx da zaten bu tanımda daha genel bir durumdan, insanların pratikte, dahil oldukları toplumsal ilişkilerin içerisinde yaptıkları şeylerin aslında düşündükleri şeyle örtüşmediğinden, toplumsal gerçeklik algısındaki bozukluktan bahsediyor –

Aslında olaya tersten bakarsak halka inmenin neden yalnızca gereksiz değil, aynı zamanda zararlı olduğunu da görürüz. Bunun için halka ‘inemeyenlere’ değil, inenlere bakalım. Bu ülkede ‘milletin adamı’ denilen insanların, son 70 senedir iktidarda bulunan milliyetçi-muhafazakar geleneğin halka nasıl indiğini anlamak önemli ipuçları verir. Mevcut kapitalist sistem, ürettiği ve yeniden ürettiği bütün toplumsal ilişkilerle gerici ve yoz değerler üretir ve bu ürettikleri değerlerden beslenir. Bu çemberin dışına bilinçli bir sorgulama süreciyle çıkabilecek nesnel imkana sahip olmayan yığınlar da bu ilişkinin hem faili hem de mağduru haline gelir. Dolayısıyla bu sistemdeki tüm yapısal ilişkileri sabit tutup, hatta pekiştirip, bu yığınlara hitap etmek demek, sıradan insanın en geri yanlarını ön plana çıkarıp onlarla bu kanallar üzerinden iletişim kurmak anlamına gelir. Somutlaştırırsak, “bunlar ateist, bunlar terörist, afedersin Ermeni…” dersen gerçekten de halka inmiş, hatta “milletin adamı” olmus olursun. Solun böyle bir şey istemeyeceği çok açık. Yapılacak şey, bu geri ilişkileri üreten tüm kurumları ve toplumsal ilişkileri yıkıp yerine yenisini üretmektir. Bunun için de öncelikli olan siyasal iktidarı ele geçirmektir.

kahrolsun-halklarin-salakligi--i529447Stratejik olarak da halka inmek adına halkın geri değerlerine hitap etmenin nasıl fos çıktığını CHP örneğiyle görüyoruz. Ekmeleddin İhsanoğlu fiyaskosu, CHP’nin akıllara zarar açıklamaları bunun bir örneği. Doğal olarak sağduyusu gelişmiş halkımız orijinal gericiler varken kopyalarına tenezzül etmiyor.

Batıda oluşturulan iletişime dair referans noktasını, doğuda sürmekte olan direnişle bütünleştirmek elzem. Aksi takdirde kraldan çok kralcı olma ve saray savunmasını vatan savunması diye yutturmaya kalkma, amiyane tabirle perinçekleşme tehlikesi var. Bunun imkanları, yöntemleri, sınırları ve şartları ayrı bir yazının konusu.

 

[1] Andrew Mango,  Atatürk,  Remzi Kitabevi

[2] A. Şnurov, Türkiye Proletaryası, Yar Yayınları

[3] Kemal Hikmet, Tek Partili Dönemde İşçi Örgütlenmeleri ve Sendikal Hareketler, http://goo.gl/jWvTE6

[4] Yüksel Akkaya, Çukurova’da Sendikacılık ve İşçi Eylemleri 1923-1960, Kebikeç Sayı 5

Belki İlginizi Çeker

0 yorum