Türkiye Solu’nun Havuz Problemleri-2; Amerika’ya Kafa Tutan Proteus!

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Karşı karşıya kaldığımız her ölümcül yasal düzenleme, referandum, yerel ve genel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi ve hatta meclisteki partilerin kurultayları vb. arifesinde kimileri fısıldayarak, kimileri ise yüksek sesle yaptıkları “son tahlilde” tesbit buyurdular;
-İşte bu, köprüden önce son çıkış!
Meali; Erdoğan, başkanlık (diktatörlük) yolunda köprüyü geçmeden önce bu son çıkışta, bir gayret dümeni kırdık kırdık, kıramazsak bittik!

Hatta, geçilen her bir “son çıkış”tan sonra baktılar olmuyor, köprüye girmeden önce birleşik mücadele imkanlarını yaratmak için bir araya gelmek yerine ayrışa ayrışa başka ara çıkışlar, yollar, patikalar da keşfettiler! İçinde bulunduğumuz vagonun camına burnumuzu dayayarak bakakaldığımız bu son çıkışlar da tek tek geçilirken camlar buğulandı!
– Bir çay alır mıydınız?
– Hayır, teşekkür ederim. İçmiş kadar oldum!
Buğulanan camlara hashtag açıp #HesabıSorulacak yazınca, hesabını sormuş kadar olduk!

Serius est quam cogitas!
erius est quam cogitasRoma dönemi bir güneş saatinin üstündeki yazı;
“Serius est quam cogitas”
– Vakit sandığından da geç, diyor.
Erdoğan’ın Saray Rejimi tamgaz! Fiili başkanlık, AKP’nin cılız iç tartışmalarına da son verecek bir hamle ile Davutoğlu’nu tasfiye edip iktidarı yeniden yapılandırdı. Davutoğlu tasfiyesi, Erdoğan’a bir takım manevra alanları açmak için gerçekleştirildi. Ulaştırma eri Binali Yıldırım’ın başbakanlığa getirilmiş olması, bunun da yönü hakkında yeterince fikir veriyor.

 

Köprüden önce son çıkış!
Bir tür soyut eşik tanımı, kimileri için bir umut, bir “ulan, yoksa var ya” uyarısı, bir işaret fişeği idi. Söndü. Geldik. Köprüdeyiz! An itibarıyla, geçiş ücreti niyetine bedeli de topluma ödetilerek Türkiye o köprüden geçiriliyor. Yükseklik fobiniz varsa, buğulanan camları silip aşağıya bakmayın. Neredeyse, köprüyü yutacak denli büyük ve kanlı bir şiddet dalgasının üzerinden geçiyoruz. Manzara, arkamızda bıraktığımız “keşke”lerden bir orman ve önümüzde, karanlık bir tünele saplanır gibi uzanan köprünün içinden geçtiği sisten ibaret. Daha, epeyce dayak yiyeceğimiz bir karanlığa çıkacak burası. Daha çok öleceğiz, filan!

Bundan sonrası, siyasal/sosyal bir infilak veya intibak sorunudur! İnfilak ihtimali, intibak ihtimalinden bir at başı öndedir.

Gezi benzeri siyasal/sosyal bir patlamanın yaratacağı altüst oluş, yeni bir yol için zemin yaratacaktır. Bütün iyi niyetli çabalara rağmen, devrimci sol bir muhalefet adına henüz buna hazır olduğumuzu söyleme imkanına sahip değiliz. İstenilen, olması gereken hızda ilerleyemiyoruz henüz. Çalışıyoruz.

Köprüden sonra ilk çıkış!
Şimdi artık, “köprüden sonra ilk çıkış” üstüne kafa yormak zorundayız. Zira, köprüden sonra ilk çıkış için bir yol bulamaz veya bir yol açamazsak ve hala yaşıyorsak, ikinci çıkış için muhtemelen hapishaneden tünel kazmanın yöntemleri üstüne kafa yormak, sonrasında kafadan çok kol çalıştırmak gerekecek! Gerçi, ranzada kendi köşesine çekilmeye, mapus damlarında şiir, makale yazmaya meyilli arkadaşlar, burada da işin esasını bir yana bırakıp kendi aralarında Erdoğan’ın “neciliği” üstüne eski ezberler üzerinden “yeni” tartışmalar açmayı tercih edebilirler. Zira, içeride oturup boncuktan kuş, kibrit çöpünden ev yapacak arkadaşlar için mesela Erdoğan’ın Amerikancılığı türünden “kısa ezber üstü uzun tahliller”, içeride geçirilecek uzun yıllar göz önüne alındığında iyi bir müfredat gibi görünebilir. Algılarının ve alışkanlıklarının ayarlarıyla oynamayı pek konforlu bulmayan arkadaşlar için bu da bir tercihtir. Ancak, Türkiye Devrimci Solu açısından, olayların hızlı akışı içinde canlı yayınlanan İslami faşizan rejim inşaasının bugün bu noktaya gelebilmiş olması da hala köklü tartışmalar ve özeleştiriler için gerekçe olamayacaksa buyurun, film tüm heyecanıyla devam ediyor!

“Değerli yalnız” kovboy!
Bundan önceki “Türkiye Solu’nun Havuz Problemleri – 1; Ortadoğu ve Amerikancılık!” başlıklı yazımda, Türkiye Solu’nun kendisini, kullandığı dili ve kavramları, mevcut reel durumu açıklamakta yetersiz kalabileceği için, değişen koşullar karşısında yenilemesinin gerekliliğine değinmiştim. Şabloncu ve toptancı yaklaşımlarla her iktidarı, olayı, olguyu eski dille, dahası eski ezberle açıklamanın mümkün olmadığını ifade etmeye çalışmıştım. Kemal Okuyan’ın yanlış bulduğum bir tesbitine yer vermiş, Amerikancılık meselesine değinmiş ve Erdoğan’ın Amerikancılığının artık geçer akçe olmadığını, Erdoğan’ın artık o safhayı geçip “Erdoğancı” olduğunu söylemiştim. Amerikancılık, Erdoğan’ın etiketi olmaktan çıktı. Bakmayın siz onun Amerikalara kadar gidip kendini en Amerikancı filan sunmasına. Keşke olsa, dükkan onun! Ama ABD bunu yemiyor. Biz ise, ABD’nin Amerikancı saymadığı Erdoğan’ı Amerikancı saymakta ısrar ediyoruz! Türkiye Solu, Erdoğan’a karşı en sağlam argümanlarını, mücadele yöntem ve araçlarını Erdoğan’ın Amerikancılığına göre tahlil, tertip ve dizayn etmiş de, Amerikancılığını teslim ederek başlamazsak sanki ona karşı muhalefet gücümüz birden çökecekmiş gibi bir kaygı, bir telaş, bir tepkisellik içindeyiz!

Adam BOP Eşbaşkanı oldu olalı, çadır kurar gibi Neo Osmanlıcılık üzerinden bir emperyal güç kurma hevesiyle haftanın dört günü ümmetçilik, diğer üç günü milliyetçilik oynarken, bizim eski ezberlerle ona ayak uydurabilmek için neredeyse refleks halinde tahlil yapabilecek hızda olmamız gerekiyor! Mazallah, adamın o gün aldığı pozisyona göre yapılacak tahlilde şaşarsak açığa düşebiliriz; Bugün ümmetçi! Yok ulan, o dündü! Olsun, o zaman bu tahlilimi paket yapıp eve götürelim, yarın ısıtıp yeriz!

Ama bir Amerikancılığı var ki, “değerli yalnız”lığında bile ona eşlik etmeye devam ediyor! Can çıkar, Amerikancılık çıkmaz!

Amerikancılığın “e” hali, “de” hali!
Amerikancılık, iktidara ABD icazetiyle gelen siyasi partilerin ve tabi kurucularının henüz muhalefetteyken, hatta kuruluş sürecindeyken doğal floralarında bulunan ve sonra konjonktüre göre geliştirilebilen, yer yer “demokratik” semptomlarla “tanı”lanabilen, sömürü mekanizmasının bağışıklık sistemi zayıfladığı an depreşip saldırıya geçebilen ve hatta bunun için zaman zaman faşist/militarist ataklar da geliştirebilen bir virüstür, evet. Liberallerin de ulusalcıların da farklı açılardan kendi meşreplerine göre uyarladıkları bir perspektifi ifade eder; Amerikancılığın birer türü olarak liberaller gibi “güvercin” politikası da güdebilirsiniz, ulusalcılar gibi “şahin” politikası da. Liberaller gibi, çıkarlarımızı ABD çıkarlarıyla ortak görerek ABD himayesinde dış politika savunamayacağımızı, hırsıza anahtar teslim eder gibi ABD ile ortak güvenlik politikaları üstüne kafa yoramayacağımızı, onların diliyle “gelişmekte olan bir ülke” olarak onlarla eşit düzeyden stratejik ortak olamayacağımızı biliriz. ABD açısından “kullanışlı” olduğumuz sürece “müttefiklik” bağının sürdürülebileceğini bildiğimiz gibi! Ulusalcılar gibi, sözümona “şahin” politikası güdüp, gerçekte emperyalizmin, Amerikancılığın ne olduğunu pekala bildiğimiz halde, Amerika ile örtüşen çıkarlar çerçevesinde ona paralel hareket etmekten hiç rahatsızlık duymazken, çatışan çıkarlar sözkonusu olduğunda şöyle bir yerimizde dönüp, “ne oluyor yahu” itirazı ile poz vererek medyaya servis ettikten sonra, sorun geçiştirilene kadar sürecek suni bir Amerika düşmanlığına gönül indirecek de değiliz. Neden? Çünkü biz kuş değiliz! Sosyalistlerin elbette Amerikancılık ve emperyalizme ilişkin yargısı, tanımı, tahlili ve bunlara karşı politikaları kesin çizgilerle bellidir. Ama herhalde, ABD icazeti ile iktidara gelip yerleşen Erdoğan’ın, dün BOP eşbaşkanlığını kuyumcuda bozdurup bugün “Amerikancılığı”nı başkanlığa tahvil ederek boyunu aşacak biçimde aklı sıra ABD’ye kazık atmaya kalkması ne kadar komikse, Amerikancı rolü yapması da bir o kadar komiktir. Şu, sentetik “dünyaya kafa tutma” meselesi ise, Erdoğan çomarlarının sabah kalkınca ekmeğe sürüp yedikleri bir tür fıstıklı kahramanlık ezmesi olduğundan, zaten konumuz dışı. Kaldı ki, çok katkı içerdiğinden Türk Gıda Kodeksi’ne uygunluğu da tartışmalıdır!

Özetle, düne kadar iş ortağı olduğu Cemaat’le çıktığı iktidar yolunda çıkarlar üzerinden kavga kopunca, Cemaat bir anda nasıl önce “paralel” sonra “terörist” olduysa, benzer biçimde başkanlık (diktatorya ve bağlı olarak İslami faşizm) yolunda çıkarlar ters düştüğü oranda gerilecek ilişkiler nedeniyle, (Mısır darbesi üstüne Mursi lehine söyledikleriyle iç dünyasını faş eden) Erdoğan’ın ABD ile de ipleri koparıp ABD’yi “terörist ülke” ilan etmesi, Amerika’yı muhtarlara şikayet ettikten sonra kendini Saray’ın en üst katında bir odaya kapatıp küsmesi de, kendi dandik stratejisi açısından tutarlı olacak ve şaşırtıcı olmayacak!

Söz konusu yazıma, doğaldır ki olumlu olduğu kadar olumsuz eleştiriler de geldi. Mesela, Ender Helvacıoğlu’nun ABC Gazetesi web sitesinde yayınlanan “Dünyaya Kafa Tutan Adam” başlıklı yazısına bakılırsa, aynı zamanda baskıya yetiştirmek zorunda olduğu bir başka yazı nedeniyle acelesi olduğundan, durumu ucuz atlattığım bile söylenebilir! Eleştirisi, yazımda yer verdiğim analizden daha “derin”. Yazısında, Ulusalcıların ve Liberallerin tezlerinin gerekçelerine birer cümleyle de olsa değinmiş olması, onları bana kıyasla daha şanslı kılıyor tabi. Oysa, yapmaya çalıştığım analizin, savunduğum tezin ulusalcıların ve liberallerin tezleriyle uzak yakın ilgisi bulunmuyor. Erdoğan Amerikancı değil, derken onu anti-emperyalist de ilan etmediğime göre, Helvacıoğlu’nun o acelecilikle de olsa “liberallerin, Erdoğan-Amerika çelişkisine oynayıp, Amerika’ya Erdoğan’ı devirmesi için yalvar yakar olmaları”nı, benim “emperyalizmden önce Erdoğan’ı devirebilmemizin imkanlarını sorgulamış olmam”la aynı kefeye koyarken kurduğu bağı, bilimsel neden, yöntem ve cüreti okurları affetsin!

Kemal Okuyan’ın söylediği şuydu; Erdoğan’ın “yobazlığı, tüccarlığı ve Amerikancılığı” ile mücadele edilmez ise, bugün Erdoğan gitse bile başka bir Erdoğan gelir.” Benim söylediğim ise şudur; Erdoğan, Amerikancılığını bir Neo Osmanlı hülyasıyla Ortadoğu liderliği yolunda harcamış, bırakın Ortadoğu lideri olmayı şuradan Gazze’ye gidemez olunca, son çare hem içerde hem dışarda biriktirdiği suçların bir kalkanı olmak üzere, başkanlık için ortalığı ateşe vermiştir. Erdoğan giderse, aynı formatta bir başka Erdoğan’ın gelmesi ise neredeyse imkansızdır. Bir ikincisine fırsat tanınmaz.

Kemal Okuyan, çok uzun vadeli stratejiler geliştirip kendisini ve KP’yi bir sosyalist devrim yerine ikinci, üçüncü, dördüncü Erdoğanların diktatoryal hegemonyasıyla mücadele etmek üzere hazırlıyor olabilir tabi! Bendeniz nacizane, Erdoğan’ı emperyalizm yıkarsa yıktığı sadece Erdoğan olmaz, oluşacak boşlukta bir sol muhalefetin gelişmesine fırsat tanımayacağı için solu da yıkar, bu nedenle emperyalizme karşı mücadele ederken Erdoğan’ın da muhalefet dinamikleriyle yıkılmasının elzem olduğunu, söylemiş bulundum efendim. Buna rağmen, Helvacıoğlu’nun “Arkadaşa göre emperyalizmin Türkiye’de isteyeceği en son şey yeni bir diktatörmüş. ABD’nin üç vakte kadar Erdoğan’ı yıkacağından o kadar emin ki, hızlı davranıp önce bizim devirmemiz gerekiyormuş Erdoğan’ı.” cümlesi, kafamdaki Marksizm algısına bir takla daha attırdı. Yazımda, emperyalizmin Erdoğan’ı indireceğine dair bir “iman” yok. Bir ihtimal olarak dikkate alınması önerisi var. Diğer taraftan, ne yapsın Türkiye Devrimci Solu? Liberaller gibi, Erdoğan’ı emperyalizmin yıkmasını mı beklesin? Mısır’da olduğu gibi, emperyalizmin nasıl rol çaldığını mı izlesin? Bu işi ABD’ye havale edip, küçük dükkanlarında Orwell mi tartışsın? Yüzünü Marx’a değil, Mandrake’ye mi dönsün?

Nurtopu gibi bir tartışma doğacaksa, solun şablonculuğu üstüne doğmalı, köklü bir yenilenme tartışması olmalı. Yoksa, bugün Erdoğan’ın Amerikancılığının değişen niteliği solu ilgilendirdiği kadar, çıkar ortaklıkları çerçevesinde Amerika’yı, burjuvaziyi, işbirlikçilerini düşündürmeli. Düşünüyorlar da. Amerika’ya Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne gidip, kendini de ülkesini de rezil rüsva etme pahasına yalvar yakar ayarlanan görüşmeleri iç kamuoyuna zafer diye yutturmaya kalkmak, kimilerine göre damıtılmış saf Amerikancılık! Amerika bile, bir iktidarın Amerikancılık vasfının böyle yerlerde sürünmesine göz yummuyor oysa.

Erdoğan’ın Amerikancılığı, 17 Aralık 2004’te AB ile müzakereleri başlatana kadar takiye içinde yürüttükleri sahte demokratlık neyse, bugün gerek burjuvazi ile ilişkisini konsolide etmek gerekse ABD ile en alt düzeyde bile olsa (şu an üzerinden geçmekte olduğumuz) köprüyü geçene kadar ilişkilerini sürdürülebilir kılmak adına yürüttüğü bir takiyeden ibarettir. Erdoğan’ın Amerikancılığı da demokratlığı kadar sahtedir. Daha ileri götürmek de mümkündür. Ama onu, ona halifelik biçilmesine bile ses çıkarmayan Müslümanlar düşünsün!

Erdoğan’ın bir feodal beylik olarak görüp yönettiği Türkiye, aslında aynı zamanda savaş suçu ile de yargılanacak bir suç şebekesinin dümen suyunda sallanıyor.

“Mısır” patlatmak!
Liberallerin, Mısır’da askeri vesayete darbe vurduğu iddiasıyla elleri patlayıncaya kadar alkışlamaktan, Amerikancılığının kaç ayar olduğunu ölçmeye fırsat bulamadıkları, iktidardan düş(ürül)müş, hakkında alınan idam kararının infazını bekleyen Muhammed Mursi’ye, ABD’nin terör listesine aldığı Müslüman Kardeşler’e sorun, iktidardayken güttükleri Amerikancılığı! Neden Erdoğan, ordunun Mursi’ye müdahalesine darbe demediği için ABD’ye çattı? Amerika’nın Mursi’ye yaptığını eşek şakası saydığından mı? Türkiye’de de rüzgar böyle eserse, antrakt sonrası filmin ikinci yarısında Amerika’nın mısır patlatıp “Amerikancı” Erdoğan’a ettiklerini şaşırarak izleyecek ciddi bir kalabalık oluşacağı görülüyor. Açık hava sineması gibi! Buna rağmen, filmi karşı evin damından izlemeye çalışacak arkadaşlar da biliyorum!

Karşı evin damından görünen Amerikancılık!

  • Ortadoğu’da Siyasal İslam çöktü. Başta ABD, bütün müttefikler filmin yandığını gördü. Tunus’da Raşid Gannuşi bile laiklik mesajları vermeye başladı! ABD’nin “değerli yalnız” müttefiği Erdoğan ise, yanmış filmi pazarlamak için çırpınıyor. Müşterisi yok. Şirket battı. Ama Amerikancı!
  • Adam, ABD’nin koyduğu ambargoya rağmen, devletin BDDK, TMSF gibi resmi kurumlarını uluslararası mali suçlara bulaştırmayı göze alarak İran’la ticaret yapmış, Amerika’ya kazık atıp ambargoyu kalbura çevirmiş. Kısaca, şu an ABD’de tutuklu olan Zarrab’la al takke ver külah İran ambargosunu delerken Amerikancılığı çeyrek altın gibi bozdurmuş. Ama ABD alınganlık yapmasın. Erdoğan hala Amerikancı!
  • New York’da Bharara’nın Zarrab’ı kafesleyip başlattığı dava neredeyse yüzyılın davası. Nereye uzandığı aşikar. TMSF’nin el koyduğu Arap-Türk Bankası (A&T Bank), ABD’nin İran’a koyduğu ambargonun devlet himayesinde komisyon karşılığı kara para aklayarak delinmesinde kullanılan enstrümanlardan (kullanılan banka sayısı oniki) sadece biri. Ama Erdoğan’ın Amerikancılığı hala bakir arkadaşlar, bunlar sayılmaz!
  • ABD’nin Kürtlerle ittifakı Erdoğan’ı, Erdoğan’ın da YPG’ye karşı tutumu ABD’yi çileden çıkarıyor. Erdoğan, “Ya biz ya onlar” diye rest çekiyor. ABD, “YPG ile devam” açıklaması yapıyor. Erdoğan’ın “kendi göbeğimizi kendimiz keseriz” restine karşı ABD askeri, üstelik YPG armasıyla Rakka, Menbiç operasyonlarını başlatıyor. ABD’ye sözünü dinletemeyen Erdoğan, neredeyse YPG’ye karşı tutum geliştirmek için Esed’i Esadlığa terfi ettirmeye dünden razı! Yine de ABD müsterih olsun, ne de olsa Erdoğan hala Amerikancı!
  • Adam, tezgahı kurmuş; IŞİD petrollerine aracılık edip komisyonculuk yapıyor. ABD’nin IŞİD’e operasyonuna destek vermiyor. Ama hemen işkillenmeye gerek yok, sıkı Amerikancıdır! Dostluk başka, alışveriş başka!
  • Rus uçağını düşürüyor ve bunu angajman kurallarıyla açıklayıp ABD ve NATO’nun arkasına sığınmaya kalkıyor. İkisi de onu Rusya karşısında ortada bırakıyor. Demek, Amerikancılık bu tip durumları da kapsayan bir kasko poliçesi değil! Paniğe mahal yok. Erdoğan abdestinden şüphe eder, Amerikancılığından etmez!
  • Koskoca BOP Eşbaşkanı, Gazze’ye gidemedi, Şam’da Cuma namazı kılamadı, müttefiki ABD’yi Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurmaya ikna edemedi. Bu talebin, İslamcı örgütleri kollama amaçlı olduğunu da herkes görüyor. El Nusra’yı canla başla savunmaya devam ediyor. Ama işte Amerikancıdır, ne yapsa yeridir!
  • Almanya’dan sonra artık bu sene ABD de “soykırım” diyebilir. Türkiye’nin resmi ideolojisine aykırı bu tutum da herhalde bizim sol açısından Erdoğan’ın Amerikancılığına gölge düşürmez! Erdoğan, Almanya’dan sonra Amerika’nın tutumu için de “hiçbir kıymeti harbiyesi yok” derse ne yapalım, güveneceğiz! Amerikancıdır, bir bildiği vardır!

Neo Osmanlı müsameresi, henüz ilk perde tamamlanamadan sahnenin çökmesiyle sona ererken, izleyiciler kopan gürültüyle biraz sarsılabilir!  “Nasıl olsa oyunun sonunu biliyoruz” rahatlığıyla, ışık, kostüm, dekor tahlili yapan arkadaşlara söylüyorum; Büyük ve ani kırılmalar da diyalektiğin bir parçası.

Şangay Beşlisi’ne ayakta yolcu almak!
putin - erdoğanErdoğan, özellikle 2013 yılı başından beri Putin’e yalvarıyordu, bizi Şangay Beşlisi’ne alın, diye.

Putin’in, “Tek kutuplu dünya kabul edilemez” cümlesiyle misyonunu özetlediği Şangay Beşlisi (ŞİÖ-Şangay İşbirliği Örgütü), esasen üye ülkelerin “sınır bölgelerinde askeri güvenliğin derinleştirilmesini” amaçlıyor. Başta ABD olmak üzere batıya karşı etkili bir alternatif blok oluşturulmasını hedefliyor. Bu çerçevede ABD karşıtı bir kararla ilk ciddi adım, ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı oldu. ABD de, sonradan ŞİÖ’ye dahil olan Özbekistan’dan askerini çekmek zorunda kaldı.

BOP Eşbaşkanı Erdoğan, Şangay Beşlisi’ne girmek için yalvardı ama Amerikancı! Ya Putin, üç durak sonra ineceğini bildiği Erdoğan’ı Şangay Beşlisi’ne ayakta yolcu olarak kabul etseydi, Erdoğan şimdi neciydi?

ABD ile gerek iç gerek dış politikada, özellikle Ortadoğu politikasında temelden ters düşen Erdoğan’ın Amerikancılığına iman, Türkiye Solu’nu ona karşı politikasında kurtarmak şöyle dursun, ayakları yere basan bir argüman olmaktan çıkalı uzun zaman oldu. Evet, “Erdoğan Erdoğancıdır ve başka da kuş tanımamaktadır.”

Erdoğan, “şark kurnazlığını dış politika sanan” bir aciziyetin markası haline dönüşen Erdoğancılığın ilk ve tek taraftarıdır. Sadece, Erdoğan’ı  Amerikancı sayan Türkiye Solu değil, burjuvası, sermaye grupları da yanılgı içindedirler. Ancak, Aydın Doğan’ın Hürriyet’in kırılan kapısına sıkışan parmağındaki acıyı, Ahmet Hakan’ın kırılan burnundaki sızıyı hissetmemiş olmaları, onların sorunu!

Erdoğan’ın Amerikancılığı ve TSK’nın hassas teni!
Konuyu biraz daha renklendirebiliriz; Erdoğan mı daha “Amerikancı”, Türk Silahlı Kuvvetleri mi?
Mısır meselesini aylar önce RED Dergisi’nde yazdım. Aynı senaryonun Türkiye’de yakın gelecekte tekrarlanması da ihtimaldir. George Orwell’in CIA ajanı olduğunu ispatla meşgul komünistlerimiz, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı göreve gelmesinin arifesinde bir paragrafla, AKP ve Erdoğan’la uyumlu çalışmış bir emir eri olarak değerlendirip çıkmışlardı işin içinden. Ordunun AKP ile uyumu da sorunlu bir başka alan. Yarın ise, ilk kırılmada karşı karşıya gelmeleri olası. Mesela, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’ın orduyu hedef alan sözleri TSK’nın hassas teninde alerjik reaksiyonlar oluşturuyorsa, Saray bunu merhem sürüp sıvazlayarak geçiştiremeyebilir!

Kolomb mu, HDP mi?
Konuyu, renkli olmasının yanısıra Helvacıoğlu’nun dediği gibi biraz da eğlenceli hale sokacaksak, Kolomb’un değil de mesela HDP’nin Amerikancılığına girelim, derim. Ne dersiniz? Erdoğan mı daha Amerikancı, HDP mi? Ve tabii, bu durumda HDP’ye angaje olmuş sol için ne buyurursunuz?

Yaşadığı her acıyı üst üste koysa koskoca bir ülke kurabilecekken, eylemlerinin çoğu birer anma etkinliğine dönüşen Türkiye Solu, bugün nurtopu gibi bir tartışma sahibi olacaksa, 7 Haziran’dan beri süregelen hatalar zincirinin tartışmasını başlatmalı ve sahiplenmeli. Bu bile, bu hatalar zincirinin kökeninin çok daha geriye gittiğini gösterecektir. 60’ların, 70’lerin diliyle bugünü tahlil etmekteki yetersizliği ile de yüzleşecektir. Biriken sorumlulukları nedeniyle eşzamanlı olarak yürütmek zorunda olduğu bir çok çalışma başlığı ödev olarak önündedir. Kimse ahkam kesmesin. Özeleştiri vermek kendi ahlakının, ilkelerinin gereğidir. Bugün içinde bulunduğu çözümsüzlüğün dayattığı gerçekliktir. Erdoğan’ın İslami faşizmi bir kırbaç olarak kullanacağı diktatörlük yolunda onu tökezletmek elbette en acil görevdir. Bunun rol hırsızı emperyalizmden önce başarılması zorunluluğu, bu görevi çok daha acil kılmaktadır. Zira, 12 Eylül’de olduğu gibi, onu indirecek olası bir emperyalist müdahale solun önünü açmayacak, ona uyguladığının daha fazlasını, doğacak boşlukta başını kaldıramaması için sola uygulayacak. Bu tür bir müdahale, Erdoğan’ın başkanlığını ilan etmesi halinde oluşacak koşullara kıyasla ehveni şer olarak kabul edilebilecek koşullar getirmeyecek. “Emperyalizmden hızlı davranmamız gerekiyormuş!” diye dudak büküp mavra yapılacak mevzu değil!

Bir avuç dolar İçin!
Erdoğan’ın kontörü biten Amerikancılığı, onun açısından, iktidarını olası bir sallantıda uluslararası dayanaklarından da yoksun bırakacak bir eksikliktir. Belki de iktidarının en zayıf olduğu süreçten geçmektedir. Gezi’den de çıkarılan dersle, bu ülkede kendiliğinden bir halk hareketine önderlik edecek bir yapıyı ortaya çıkarmanın sancıları sürerken, henüz bu gerçekleşmeden olası yeni bir kendiliğinden halk hareketi dalgasının iktidarın boyunu aşacağı noktada ne olacağını sanıyoruz? Emperyalizm, “bırakınız yapsınlar, ne yapacaklar görelim” mi diyecek? Tamam yahu, sosyalistler hallediyor, biz masraf etmeyelim mi, diyecek?

Şimdilik, ABD’nin bölgedeki öncelikleri açısından ilgilendikleri ortak konular çerçevesinde durumu idare etmek daha efektif ise, henüz Erdoğan’a direkt bir müdahale söz konusu değil ise bu, Erdoğan’ın Amerikancılığından değil, belki de “bir avuç dolar için” elini Zarrab’a verip kolunu ABD’ye kaptırmış olmasındandır!

Bir “Amerikancı” Cumhurbaşkanının Amerikancılığını Amerikaya ispatla imtihanı!
Adam, tam da Helvacıoğlu’nun dediği gibi, ABD’ye en büyük Amerikancının kendisi olduğunu ispata çalışıyor, evet. Neden? ABD, onun Amerikancılığını BOP’la çoktan ölçüp sahte olduğuna kanaat getirmiş olmasın! Ne var ki, kimi arkadaşlara göre Erdoğan’ın Amerikancılığı en az Erdoğan’ın kendisi kadar dokunulmazdır! Hey yüce doğa!

Adam, BOP Eşbaşkanlığı’ndan aldığı güçle Neo Osmanlıcılık senaryosunu yazıp yönetmeye kalkmış, kendi emperyal öyküsüne tutunmuş, içerde ve dışarda herşeyi bunun üstüne inşa ediyor ve ABD bunu görüyor ama biz onu Amerikancı ilan etmekte sakınca görmüyoruz!

Bundan sonra Erdoğan, başta Suriye ve YPG meselesi olmak üzere uzun zamandır direttiği çok temel konularda çark edebilir. “Amerikancılığını” ispatlamak için, şu ana kadar biriken günahları tasfiye edilen Davutoğlu’nun sırtına yükleyip “Amerikancılığına” dair daha görünür hamleler yapabilir. Bu da bu saatten sonra Ortadoğu pazarında ve ABD nezdinde para etmez. Sadece, tahlillerinde onun “Amerikancılığına” yaslanacak arkadaşlar için malzeme olur.

Amerika’ya kafa tutan Proteuslar!
Helvacıoğlu’nun ilgili yazısında iş, “Homo Sapiens’in Afrika’da ortaya çıkmasının, sırf ABD’ye kafa tutmak için olması” ihtimalini sorgulamaya kadar gitti! Ne de olsa devrimci dediğin şüpheci olur! Bu arada, Charles Darwin’in 1859’da basılan Türlerin Kökeni adlı kitabında doğal seleksiyona örnek gösterdiği ve her 5-10 yılda bir yumurtlayan proteusların (olm) yumurtadan çıkışına daha önce hiç kimse tanık olmamışken, halk arasında yavru ejderha olarak bilinen bu uçuk renkli kör amfibik yaratıklar kalkmış, ilk kez 30 Mayıs’ta kızılötesi kameralara göstere göstere yumurtalarını çatlatıp çıkmaya başlamışlar. Helvacıoğlu’na soralım; Onların bu sıradışı davranışı da Amerika’ya kafa tutmak için olabilir mi?

Yağmur yağarsa, ıslanırsın!
Gülmek devrimci bir eylem olduğundan, günde beş vakit değilse de üç vakit gülerek Orwell’i tartışıp devrimi bekleyen arkadaşlar ve kendisine “gülmenin devrimci bir eylem olduğu” söylense, hiç gülmeksizin “bu konuyu yetkili kurullarımızda değerlendireceğiz” açıklaması yapacak olan bir anamuhalefet lideri var bu memlekette. Kılıçdaroğlu ve avanesi, bu ülkede devrimci bir süreç ateşlense, çatışmalar iktidarı devirecek bir noktaya taşınsa, olayların akışına, yönüne yanına bakmadan “süreci kaygıyla izliyoruz, daha geniş bir değerlendirmeyi Salı günü yapacağımız grup toplantısında kamuoyu ile paylaşacağız” der ve genel merkezdeki ofisine çekilir.

Sonunda, bu işi CHP’ye oy verenler yapmazsa CHP’nin kedisi Şero, genel merkezi ilhak edip CHP’nin yönetimine el koyacak!

***

Tamam, iyi hoş; “Çok faşist bir yağmur yağıyor” ve biz sosyalistler, komünistler, devrimciler yağmuru da “hissediyoruz”. Bu, aynı zamanda pek de romantik. Ama, artık fena halde ıslanıyoruz arkadaşlar.

İç savaş provalarına girişen Saray rejimi ve onun İslamcı hegemonyasından kurtuluşun sorumluluğu, Türkiye Devrimci Solu’nun, devrimci güçlerinin omuzlarındadır;  Tabii, egoları ve ezberleri omuzlarımızdan indirip, mücadeleye yer açabilirsek!  Zafer, omuz omuza  birleşik bir mücadelenin inşaası ile mümkündür. Hele ki, iktidarın gözü kıpırdayan her muhalif unsurun üzerindeyken. “Birleşik Mücadele”yi de yine bir başka ezber olmaktan kurtarmak için, inisiyatif alıp pratiğe geçmek kaçınılmazdır. Manşetten manşete, panelden panele bu çağrıyı birbirine duyurmakla olacak iş değil. Bu, bir niyet olmaktan çıkıp pratiğe dökülmedikçe, panellerde okunan çağrı metinlerinde bir hoş sada olarak kalacaktır.

Gerisini biliyorsunuz; Mapus damlarında  boncuktan kuş, kibrit çöpünd…!

– Haziran mı? Hemen şuradan sola dönünce!

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum