Bir oğlum olsa, adı Ali olurdu…

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Bu memleket katledilmiş insanların toprağıdır. Yüzlerce yıldır eli öyle ya da böyle ‘yüce’ devlete, faşistlere, hainlere uzanan ölümler yaşadı insanlarımız. “Her ölüm erkendir,” diyordu Cemal Süreya, ama kim ne derse desin kimi ölümler vardır ki ne erkendir, ne geç… Onlar kabul edilemeyenlerdir. Şu yakın zamanda yaşadığımız öyle bir kaybımız var ki sadece solcular, muhalifler, arkadaşları, yakınları dert etmedi onun ölümünü… Memleketin her ilinden binlerce ses yükseldi onun ölümü için, yüzlerce eylem yapıldı, binlerce insan sokaklara döküldü, onlarca yeni doğan bebek yaşama onun ismiyle gözlerini açtı. Onun adının geçtiği her haber teklifsizce binlerce insan tarafından paylaşıldı.
Şu bir grup hainin 2 Haziran 2013 günü bir sokakta sıkıştırıp, ‘yapmayın’ deyip aman dilemesine rağmen katlettiği delikanlıdan bahsediyorum, anladınız zaten. Yüzü zihinlerinize çoktan kazındı onun. Hani zihinlerinize kazınan yüzüne her baktığımızda kocaman gözleriyle ölümü değil yaşamı selamlayan o güzel yüzlü çocuk… Ölümü o sıcak, tertemiz gözlerine konduramadığımız, ama an be an ölümüne tanıklık ettiğimiz Ali İsmail’imiz…
Gecenin karanlığında polisin saldırısından kaçarken seğirttiği sokakta yine katil polislerin ve faşistlerin ellerinde sopalarla “İyi stres attık” diyerek üzerine nasıl çullandıklarına hep birlikte tanık olduk. Arkadaşlarıyla gittiği hastanede yaralı bedenini koridorlarda nasıl sürüdüğünü, 38 gün komada kalıp hayatını kaybettiğinde babasının yanağını dayadığı o güzel yüzü hep birlikte izledik.
Ölümüne aldırış etmedik, ona yanı başımızdaymış gibi davrandık, hayatta tuttuk… Yüzündeki sıcak gülümsemenin yayıldığı fotoğraflarını evlerimize konuk aldık. Kimimiz kardeş saydık, kimimiz yoldaş, kimimiz arkadaş, kimimiz oğul…
Sözde geçenlerde Ali İsmail’in ölümünü yargıladı devlet. Güvenlik gerekçesiyle Kayseri’ye taşıdığı mahkemede, Ali’nin ölümünden sorumlu olan faşistleri ‘sözde sanık’ sandalyesine oturttu. Ellerindeki kiri “Bize küfretti” diyerek temizlemeye çalışan bir avuç zavallının temsilini seyrettik. Bir sonraki duruşmasını 12 Mayıs’a ertelediler. Tanıklarıyla, delilleriyle, sanıklarıyla ortada olan bir davayı adaletin o bildik askısına alıp yine yıllara yayacaklar.
Bütün olup biten gizlenemeyecek halde, ortada olmasına rağmen bu yargılamadan neler çıkacağını hep birlikte göreceğiz. En iyi ihtimalle polisler ve işbirlikçileri sembolik cezalar alacaklar ve diğer katiller gibi birkaç yıl içinde yine hayatlarına, ellerindeki kanla, kaldıkları yerden devam edecekler. Devlet yüzlerce yıldır kendisi için katliamlar yapanları daima o karanlık örtüsünün altında gizlemeyi, korumayı başardı nasılsa. Ali İsmail’in hain bir pusuyla öldürülmesinin cezasını Gezi eylemlerinde “Saldırın!” komutunu verenler, onların yasaları vermeyecek ne yazık ki. Ezen sınıfın adaletinin gerçekte kime hizmet ettiğini hepimiz biliyoruz…
Bu ülkede politik cinayetlerin, katliamların ya üzeri örtüldü ya da sürüncemeye bırakılarak belleklerden yavaş yavaş kaybolmasının yolu izlendi. Buna izin vermememiz gerekiyor, vermemeliyiz de…
Ali İsmail ölümüyle, bir halk kalkışmasının, Haziran Ayaklanması’nın unutulmayan yüzlerinden biri oldu, öyle de kalacak. O gün mahkemede annesinin söylediği gibi, “Onunla gurur duyuyoruz…”
Ali en doğal hakkı olan özgürlük için kendi deyimiyle “nefes almak için” sokağa çıktı, tıpkı bizler gibi. Yasını biz tutabilir, maruz kaldığı devlet şiddetini biz teşhir edebiliriz ancak…

* RED 86. sayıda yayımlanmıştır.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum