Darbe girişimi ve sonrası…

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Darbe girişimi sonrasındaki yeni durumda en büyük sorunumuz, gündelik yaşamın ve sokağın kontrolünün “darbeyi kahramanca önleyip çocuklarının geleceğini kurtardıklarına” inandırılan malum kitlenin eline geçmeye çok yaklaşmış olmasıdır. Bunu söylerken beş inçlik ekrandan yapılan samimiyetsiz bir çağrı üzerine terlikleriyle tankların karşısına dökülen insanların cesaretini hafife alma hatasına düşmeyelim. Hayatını kaybeden veya yaralanan gariplere saygısızlık etmek gibi bir niyetim de yok. Bu motivasyonu nasıl oluşturduklarını anlamaya çalışmak gerek… Demek ki iktidar el değiştirdiğinde yitireceklerini düşündükleri şeye sıkı sıkıya bağlılar. Bu şey nedir? Buradan bakınca görünenler, haksız kazanılmış itibarlar, liyakatin hiçe sayıldığı bir ortamda elde edilmiş mevkiler, eğitimsizliğin, bilgisizliğin, nezaketsizliğin, estetik yoksunluğunun, kasaba kurnazlığının baş tacı edildiği bir ortamın sunduğu sahte kendine yeterlik hissi ve bunun gibi şeyler… Militan kesim için, 16 Temmuz’dan itibaren bütün bunların yanına cezalandırılmadan şiddet uygulama, silah kullanma, hatta vahşice cinayet işleme hakkını da eklediler diyebiliriz.

Çok açık ki darbeyi engelleyen sokaklara dökülüp ölüme itilen insanlar değildi. Darbeyi engelleyen, TSK’nın omurgasını oluşturan (Kemalist, laik, Avrasyacı) ve kısa bir çelişkinin ardından pozisyonlarını Erdoğan’dan yana alan askerler ve uluslararası güçlerdi (Kısa süreli de olsa yaşadıkları bu çelişkinin bedeli birçoğuna derhal ödetilecek anlaşılan…). Çok büyük bir olasılıkla girişimin varlığı ve bu şekilde sonuçlanacağı, hükümet kaynaklarınca en başından biliniyordu. Çok büyük bir olasılıkla darbeci kliğin içine sızılmış, manipüle edilmiş, erken hamle yapmaya zorlanmış (veya ikna edilmiş) ve harekât yanlış hedeflere yönlendirilmişti. Peki, gidişatta pay sahibi olma ihtimali bulunmayan bu kitle neden alelacele sokaklara davet edildi? Kanımca bunun iki nedeni var: Birincisi, ölsünler diye! Ölsünler ki tehdidin boyutu olduğundan büyük gösterilebilsin, darbe girişiminin kitlelerce meşru görülmesi ve savunulması ihtimali ortadan kalksın ve Erdoğan destekçisi kesim üzerinden, gelecekte kullanıma sokulmak üzere haklı ve büyük bir nefret rezervi oluşturulabilsin. İkinci neden ise AKP iktidarının Faşizmle arasındaki son ince çizgiyi ortadan kaldıran, kitle tabanının sokak mobilizasyonunu devreye sokmaktır ve en başta söylediğim gibi, yakın vadedeki en büyük sorunumuz budur. İlk ve en büyük yaşamsal baskı İslami görünüme ve yaşam tarzına boyun eğmeyi reddeden kadınlar ve çoğunluktan farklı cinsel yönelime sahip bireyler üzerinde yoğunlaşacaktır. Alevilerin, Kürtlerin, Suriyeli sığınmacıların, solcu ve Sosyalistlerin yanında, bir şekilde kendilerine benzetemedikleri tüm yurttaşlar bundan böyle taciz ve şiddet tehdidi altındadır. Sıcağı sıcağına yaşanan tacizler olayın sıcaklığıyla sınırlı değil, tam tersine içine girmekte olduğumuz karanlık dönemin henüz nispeten küçük işaretleridir.

Orta vadede en büyük sorunumuz, iktidarın kendisine yeni rejimi legalize etmek için çok güçlü ve meşru görünen bir dayanak üretmiş olmasıdır. Kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracak olan başkanlık sistemi ve laikliğin ilgası anlamına gelen yeni anayasa tartışmaları, “halkın kanını dökmüş” bir darbe girişiminden sonra asla eskisi gibi olmayacaktır. HDP de dâhil olmak üzere düzen içi muhalefet, hızlıca önündeki seçenekleri değerlendirecek ve stratejilerini Saray’ın güdümüne birer adım daha yakın kurmak zorunda kalacaklardır.

***

Yakın, orta ve uzun vadedeki en büyük sorunumuz ise çok açık ve değişen durumdan bağımsız: hafızasızlığımız ve örgütsüzlüğümüz! Yine de içinde bulunduğumuz durumun bizlere gösterdiği umut verici gelişmeler var:

Şunu gördük ki Cumhurbaşkanı’nın, cami hoparlörlerinin hatta emniyetin açıkça davetine rağmen sokağa çıkan insan sayısı Gezi’de sokağa çıkanların 100’de birine karşılık geliyor.

Şunu gördük ki Gezi’nin parçası olan kitle, uyuşukluk verici liberalizm mikrobundan mümkün olduğunca arınmış, ezberler üzerinden jet hızıyla tavır almak yerine serinkanlı şekilde düşünüp daha nesnel görüşler ortaya koyar hale gelmiş. Bununla kitledeki hâkim görüşün “İktidarda kim olursa olsun darbelere hayır!” naifliğine veya “Erdoğan’dan ne şekilde olursa olsun kurtulalım” ahmaklığına yuvarlanmamasını kastediyorum. Takip edebildiğim kadarıyla çoğunluk olanı biteni zaman ve özneler ekseninde olabildiğince geniş açıyla yorumlama gayreti içerisinde. “Bütün bunlar tiyatrodan ibaret” kolaycılığından da uzağız, işin gözümüzün içine bakarak oynanan “tiyatro” kısmına safça inanmaktan da… CHP ve HDP’nin aldığı kaypakça tavrın laik ve demokrat seçmenlerinde şaşkınlığa ve telaşa yol açmamış olması, “düzen içi” olanın halka ihanetinin normal karşılanması da kitlelerdeki siyasi aklın yükseldiğinin göstergesi. Zaman hepimize öğretiyor…

Şunu gördük ki Erdoğan, kuvvetle muhtemel sonucunun kendisini üzmeyeceğini önceden bildiği bir girişimde bile diken üzerindeydi. Hatta iddialara göre Almanya ve Yunanistan makamlarından sığınma talebinde bulundu ve kabul edilmedi! Bu durum (yeni olmasa da), hem ulusal hem de uluslararası düzlemde büyük bir güvensizlik ve yalnızlık içinde olduğuna işaret etmekte.

***

Evet, durum karanlık, ancak mesele ne kadar umutlu veya ne kadar umutsuz olabileceğimiz değildir. Yaşam, duygu durumlarımızdan bağımsız olarak devam ediyor. Burası bizim ülkemiz, daha da doğrusu, bizim ülkemiz burası…

Bu yazı çok daha uzun da yazılabilirdi… Bir sonraki darbe girişiminden sonraya da söylenecek bir şeyler kalsın diyor ve kesiyorum…

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum