“Siz gidin, rütbeliler gelsin!”

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.
  • YAŞAR DENİZ IRLAYICI

‘…Bu “şey” başka ne olabilir? Buna düpedüz “rejim değişikliği” denebilir mi? Rejim? Malum, laik ve üniter devlet diye biliniyor (ama kesinlikle demokrasi olmadığını da biliyoruz). Yaşanan konjonktürde, küreselleşme ve bölge koşullarında bu iki parametre artık rejimi belirleyemiyor… (…) Rejim elbette bir çırpıda değişmiyor… Ve hatta bu süreçte AKP önümüzdeki seçimleri de kaybedebilir, ancak süreçte taşlar artık dizilmiştir; üniversite, medya, eğitim, yargı filan, derken orduya da rejim değişikliği sürecinde “uygun adım marş” deniliyor. Ordu? Ordunun bir diğer adı da “rejimin bekçisi”dir… Kendisi de bu adı pek seviyor. Haliyle rejimin niteliği ordunun iradesi dışında değiştirilince rejimin bekçisinin de misyonu değişiyor… Çünkü şimdi moda deyişle statüko, yani müesses nizam (kurulu düzen) yeniden tesis ediliyor. Sakın ha! Böyle deyince düzen filan değişmiyor, sadece kendisini yeniden üretiyor. “Rejim” de zaten tek kelimeyle “düzen” demek değil mi? Böylece ordu müesses nizam içindeki yeni misyonuna uyum sağlıyor…’ (*)

Bu cümleler, bugünün değil, Melih Pekdemir’in 6 sene evvelki yazısından alıntı; ne kadar da güncel, değil mi? İster ‘teşebbüs’ ister ‘girişim’, ya da ‘kalkışma’, adına ne derseniz deyin; bu işi ellerine yüzlerine bulaştırdılar; kesin olan, bu! Ordu içindeki ‘paralel’ komutanlar mıdır; ya da ‘ileri demokrasi’ diye ad takarak kendi düzenini tesis için onlarca rütbeliyi yıllarca içeride yatırıp hâlâ ‘temizleyemedikleri’ kesimlerin Ağustos’taki YAŞ evvelinde ‘giderayak’ bir son hamlesi midir yoksa bu ‘iş’i tezgahlayanlar, bilemiyoruz… TRT’yi basıp zorla okutulan bildiride yer yer Kemalizm soslu cümleler bulunsa da, hırsızlık ve yolsuzluk vurguları Pensilvanya imamını işaret ederken, sonlara doğru okunan cümlede ortaya çıktı ki, asıl mesele NATO’dur! NATO’nun ‘emir eri’ olan ordu, NATO’nun emri olmadan tuvalete bile gidemez! ‘Paralel vaiz’ de bizzat NATO’nun emrindedir, tıpkı bir zamanlar süt kardeşi olduğu AKP gibi…

Dün gece aynı memleketin askeri ve polisi çatıştı! Omzundaki üç kuruşluk apoleti kullanıp emri altındaki gencecik çocukları halkın üzerine süren, halkla karşı karşıya getiren, halka silah sıktıran apoletli zümresi yine çuvalladı! Karşısında da “ne istediler de vermedik”ten ‘pararel yapı’ ve sonunda da ‘FETÖ’ye evrilen süreçte, yapılan ‘temizlik’ten sonra, uzun zamandan beri saraydakinin kapı kulluğunu ‘kamu görevi’ olarak ifa eden polisler ‘kahraman’ ilan edildi.

Kemalizmin ve laikliğin bekçisi olarak bilinen orduya olan kin nefret, beslenip büyütülen düşmanlık yavaş yavaş yumuşamaya başlamış; Hilmi Özkök ve “mezara kadar gidecek” Dolmabahçe görüşmesinin diğer muhatabı Yaşar Büyükanıt’la başlayan ‘hizaya gelme’ süreci, Işık Koşaner, Necdet Özel ve en sonuncusu Hulusi Akar, ki Sümeyye’nin nikah şahitliğini yapmış şahsın ta kendisidir… Listenin arasında yer alan İlker Başbuğ ise, ‘terör örgütü yöneticiliği’nden yargılandı AKP’nin ele geçirdiği yargı tarafından… Unutmadan, Başbuğ ve de 12 Eylül darbesinin paşası da dahil olmak üzere, NATO tedrisatından geçmeyen tek bir genelkurmay başkanı yoktur bu memleketin… Yani, ‘paşa’ dediğinin alayı, NATO’nun maşası, bizzat Amerika’nın çocukları… (“Our boys have done it!”)

İslamcı faşistlerin hali daha vahim tabii… Daha düne kadar, çocuğuna çürük raporu aldırıp askere yollamayan, hayatında bir kere bile görmediği ve muhtemelen de göremeyeceği çocukları ‘şehit’ diye kutsayıp onların ölü bedenleri üzerinden ‘vatan millet sakarya’cılık oynarken, devlet tarafından ‘vatani görev’ kılıfıyla zorla silah altına sokulup bu oyunun birer parçası getirilen 20 yaşındaki gencecik çocukların hem de teslim olmuş çocukların – teslim olmak, savaş lügatıdır, düşmana teslim olunur!– boğazını kestiler! This is Gerçek İslam! Suriye’de kelle kesen cihatçı katillere ‘öfkeli topluluk’ diyenlere oy verenler, zerre farksız birer IŞİD militanı gibi gencecik çocuklara kıydılar! Ellerine bayrağı alan kudurmuş kütle linç etti, adına da alçakça ‘demokrasi ‘dediler! Böylece vatan ‘kurtarılmış’ oldu!

Tarihte Dersim’i, Çorum’u, Gazi’yi, Sivas’ı hatırlayın… Domuz bağıyla bağladığı insanları, diri diri betona gömebilen Hizbullah’ı… Bir gün önce ‘şehit’ dediğini bir gecede ‘hain’ ilan edip linç edebilen bir hal! Evet, siyasal İslam, aşağılık bir haldir! İdeolojiler içinde en alçak, en aşağılık olanıdır! Son vakada da hep birlikte yeniden gördük! İslamcılık meselesine ilişkin daha evvel yazdım bunu, yeniden olsun:

“Memlekette ‘İsrail ilişkileri’ de ikiye ayrılır: Tarihte 6. Filo’yu kıble yapıp namaza duran, dün İsrail’e yalandan ‘Van Minüt’ çekip önce özür dileyen, sonra da anlaşma imzalayan ikiyüzlü aşağılık İslamcılık; bu zavallı sürüsünün karşısında da katledilen Filistinli çocukların hesabını sormak için siyonist Elrom’un kafasına sıkan #MahirÇayan!”

Mahir, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de o kerpiç evde, etrafı sarıldığında şöyle demişti: “Erleri çekin, rütbeliler gelsin!” 16 Mart 1971 günü Sivas Gemerek’te yakalandığındaysa Deniz Gezmiş: “Beni siz teslim alın komutan… Ben ancak, bir zamanlar emperyalizme karşı savaşmış orduya teslim olurum!” demişti. Buradaki sihirli kelime: “Bir zamanlar…” Sonrası hepimizin malumu: Deniz de Mahir de, o bir zamanlar emperyalizme karşı savaşmış, ‘rütbeliler’ tarafından idam edildi, katledildi! Ve unutulmasın: Zorla askere alıp emre itaat ettirilen, silahla halkın üzerine sürülen 20’sindeki çocukları linç ederek katledenlerin vebali, hem ‘rütbeli’lerin hem de sivil katillerin boynunadır!

Bu memlekette bir darbe yapılacaksa bu, emekçilere, solculara ve devrimcilere karşı yapılır! Bu, her daim böyle olmuştur. 12 Mart ve 12 Eylül’e bakılabilir… Daha 17’sinde kemik yaşı büyütülerek idam edilen, gülerek darağacına yürüyen Erdal Eren bizim tarafta, sonradan bakan bile yapılan, darbe döneminde bulunduğu hapisten: “Biz buradayız ama düşüncemiz iktidarda!” diyen Yaşar Okuyan karşı tarafta… Bu ayrım, çok net ve de çok önemli bir ayrıntıdır, görülmesi gerekir.

Polis mi? Haziran İsyanı’nda “Zor tutuyorum” dediği yüzde 50’nin tasmasını açıp sokağa saldı kütlesini Cuma gecesinden beri malum kişi… Ve bu sokağa çıkan güruh, kılına zarar vermeyeceğinden emin olduğu polis eşliğinde yapıyor bunu! 1 Mayıs günü, işçiye emekçiye ‘yasak’ olan, gaza boğulan, tazyikli suyla yıkanan Taksim; sakallı yobazlara, asker kafası kesen sivil IŞİDçilere ardına kadar açık!

‘Zarif darbe’ başlıklı bir başka yazısında şöyle yazmıştı Melih Hoca: “…Şimdi rejim değişti, eski rejimin generalleri gidiyor, yeni rejimin generalleri geliyor. Yani memlekette general sıkıntısı da yok…”

Velhasıl, memleketin tüm makamlarını işgal eden, meşruluğunu çoktan yitirmiş gayrimeşru KaçAk Saray iktidarı ve onun sokaktaki kuvveti sivil IŞİDçilerin ne kadar karşısındaysak; tarihimizin, yolunda yürümekten onur duyduğumuz önderlerimizin tescilli katili ‘rütbeli’lerin de o kadar karşısındayız! Faşizmlerden fazşim beğenmeye mecbur değiliz! Sivil faşizm ile postal faşizminin savaşından emekçi halkın yararına bi’ bok çıkmaz! Kazanan yine faşizm olur… RED Hareketi olarak yaşanan sürece dair, “İki ucu da diktatörlük!” (**) dedik. Ve evet, faşizm çok boktan bi’ şeydir! Faşizmle mücadele edilmez, görüldüğü yerde ezilmelidir!

* Rejim değişirken bekçiler de değişir, Melih Pekdemir, BirGün 09.08.2010 tarihli yazısı: TIKLAYIN

** RED Hareketi açıklaması: TIKLAYIN

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum