15 Temmuz; Bir Darbe, İki Cenaze ve Bir Çağrı

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Erdoğan’ın, fiili başkanlığa dair hazırlayıp yönettiği programlardan oluşan yayın akışında 15 Temmuz gecesi bir değişiklik oldu. Gerilim dozu yüksek yapımları genelde gece kuşağında izlemeye alışkın bir milletin, 15 Temmuz gecesi Prime Time’da yayınlanan askeri darbe karşısında yaşadığı şokla sapla samanı birbirine karıştırması muhtemeldir. Mesela Kılıçdaroğlu’nun, idamla ilgili yasa sorulduğunda, “iktidar getirsin de bir bakalım” diyebilmesi siyasetsizliğin, ilkesizliğin tepe noktası ve aynı zamanda olabilecek en haysiyetsiz yaklaşım değilse, işte o şokun artçı sarsıntılarının bir sonucudur. Akıl durmuştur. Bu, oldukça ciddi başkaca rahatsızlıkların da habercisidir.

Darbenin bir senaryo olup olmadığını tartışmak yerine, ortaya çıkan fiili durumu esas alarak bundan sonrasına ilişkin bir durum değerlendirmesi yapmak ve somut adımlar atmak daha gerçekçidir.

Uzun zamandır karşılaştığımız en ürkütücü senaryolardan biri olmakla beraber bilelim ki gerçekte bu darbe, bütün taraflar için bundan sonra olacakların fragmanı niyetine gösterime sunuldu.

Biz komünistler, sosyalistler, ilke olarak askeri darbelere de, Erdoğan tarafından uzun zamandır yürütülen sivil darbe sürecine de karşıyız.

İşte tam da bu yüzden, darbenin başarısızlığa uğraması sonrası olağanüstü toplanan mecliste AKP ile ortak bildiriye imza atan CHP ve HDP yönetimleriyle ideolojik olarak da siyaseten de kesin çizgilerle ayrıldığımızı, onlar değilse de onlarla beraber birleşik mücadele hayali kuran dostlarımızın görmesinde fayda var.

İktidar bileşeni muhalefet!

Erdoğan’ın çağrısıyla darbe gecesi sokağa inenler halk değil, AKP’nin militan kadrolarıdır. Darbenin yenilgisinde bir etkileri olduğu da söylenemez. Darbe gecesi sokağa inenlere ilişkin kutlama mesajı yayınlayan ve sokağın “demokrasi mücadelesindeki yeri”ne vurgu yapan siyasilerin, başta CHP ve HDP yönetimlerinin akıllarını başlarına toplamaları gerekir. Acil bir demokrasi tanımı yaparak sapla samanı ayırmaları, herşeyden önce kendi akıl sağlıkları açısından elzemdir. Değilse, CHP yönetiminin uzun zamandır merkez sağa oynamasından, HDP’nin ise “Türkiye’nin en büyük İslamcı partisinin kendileri olduğu” itirafından sonra utanmadan sıkılmadan İslamla demokrasiyi yanyana getirebilme becerisi gösterebilmeleri, en azından onlarla ittifak düşü kuran dostlarımızın ve seçimlerde HDP’ye yedeklenen solun uyanmasına vesile olması bakımından bir tür hayır işidir! Sevaptır!

Kılıçdaroğlu’nun iktidar karşısında (yanında) aldığı pozisyon da Bahçeli’nin aldığı pozisyon kadar netleşmiştir ve artık kabul etmek gerekirse iktidarla ilişkiler bakımından fonksiyonu Bahçeli’ninkinden farksızdır. “Anamuhalefet” sıfatıyla, ağırlık olarak Bahçeli’ye tur bindirdiğini de söyleyebiliriz. CHP, Kılıçdaroğlu ve yönetiminden derhal kurtulmalıdır.

CHP içinde yer alan belli sayıda ilerici milletvekilinin de konuya duyarlılığı hayati öneme haizdir.

Kürt özgürlük hareketi, 7 Haziran’dan sonra güneydoğuyu yıkıma uğratan sürece rağmen Erdoğan tarafından tekmelenerek yıkılmış çözüm masasını AKP ile tekrar kurma hayalinden vazgeçmeyen, “Gezi’de darbeyi gören”, 15 Temmuz’da da “darbeye karşı demokratik direniş” adına yapılan çağrıya halk rağbet etmezken, sokaklara dökülen ve falçatayla yirmi yaşında asker kafası kesen şeriatçı güruhu “sokağın meşruiyeti” diye sunan HDP’yi yargılamalı, feodal yapıyı ters yüz edecek sınıf siyasetini esas alan yeni bir politik vizyonla örgütlenmelidir. Gerçek anlamda Türkiye partisi olmak da , Türkiye solu ile omuz omuza “birleşik mücadele” vermek de ancak bu kanalla mümkündür.

Meclis muhalafetinin, Erdoğan’ın Saray Rejimi ile uzlaşma araması intihardır. Ki, etmiş görünüyorlar. CHP ve HDP’nin muhtemelen kafası hayli karışmış tabanlarına anlatmak gerekir. Onlar açısından da üzücüdür. Ama metanetle karşılayıp, bu cenazeleri kaldırmaları gerekir.

Durumun farkedilebilmesi için, özellikle 7 Haziran sonrası işletilen süreç oldukça zengin veri içeriyordu. Buna rağmen tartışmalı geçti. Ama artık CHP ve HDP yönetimlerinin bu duruşları, onlarla aramızda kurulabilecek bağın üzerine inen bir giyotin işlevi görmelidir.

15 Temmuz darbesi önlendi! Ancak bu, hangi yasal düzenleme yürürlüğe konacak olursa olsun olası bir başka darbenin de şimdiden engellendiği ve darbeler döneminin bir daha geri dönülmez biçimde kapandığı anlamına gelmez. Tersine, bu riskin daha da arttığı bir süreç başlamıştır. Burada bir es verip, 12 Eylül 2010 referandumunda 12 Eylül darbesiyle, anayasasıyla ve kurumlarıyla hesaplaşılacağı yalanına göz göre göre ortak olan ve Saray Rejimi’nin inşaasına tuğla taşıyan YAE alçaklığını da bir kez daha anmış olalım.

“Amerikancı” Erdoğan’ın Amerikancı Gülen’le valsi!

Enteresan gelişmeler birbirini takip etti. “Bir terör örgütü lideri olarak” Fethullah Gülen’in Amerika’dan iade edilmesi gerektiğini aynı gün içinde Erdoğan’dan sonra Binali Yıldırım ve Süleyman Soylu da ifade etti. Soylu, bir adım daha ileri gidip darbenin ardında ABD’nin olduğunu iddia etti.

Kimi komünistlerimizin hala “Amerikancı” sayıp üstüne analizler yaptığı Erdoğan’ın Amerika’yı bir teröristi koruyup kollamakla, yardım ve yataklık yapmakla, hatta terörist olmakla suçlayacağı günler görebiliriz!

Bütün bunların yanına, Erdoğan’ın Ortadoğu’da yürütülen cihatçı operasyonlarda kol kola girdiği Suudi Arabistan’ın, Rusya’dan özür dilenmesi sonrası ciddi bir mesafe koyduğunu da not edelim. Erdoğan’ın, kaybetmeyi göze alamayacağı bir müttefikiyle daha yolun sonuna koşar adım gittiğini izleyeceğiz.

Şimdi, Erdoğan’ın Ortadoğu’da çöken Siyasal İslam’a en çok ihtiyacı olduğu, dört elle sarılacağı günler geldi. Sokakların IŞİD militanlarının fotokopileriyle zapturapt altına alınması gayretine eşlik eden ağır bir şeriatçı propaganda ve provokasyon yağmuru başladı bile. Başkanlık yolunda ne kadar taş varsa temizlenmeye çalışılacak. Ama, “Allah’ın lütfu”na ve bütün koparılan gürültüye rağmen işleri epey kolaylamış gibi görünen Erdoğan’ın işi düne göre daha zor.

15 Temmuz darbesi tüm unsurlarıyla tamamen etkisiz kılınmış olsun olmasın, iktidar bu gündemi sürekli diri tutarak olası benzer bir girişim için ön almaya çalışacak. Ancak, arada epey kan akacak olmakla beraber bu tamamen bir gösteriden ibaret kalacak. Bundan sonra Erdoğan açısından durum 14 Temmuz’a göre çok daha kırılgandır. Ne CHP’nin ne de HDP’nin MHP’yle beraber ilkesizce Erdoğan’ın arkasında saf tutması bu kırılganlığın yarattığı boşluğu doldurmaya ve kapatmaya yetmeyecek.

Erdoğan’ın, kendi kişisel koşulları ve iktidar sürecinin belirlenimi açısından emperyalist güçler arasında tercihe zorlanacağı ve Rusya ile yakınlaşıp, kendisini Amerikancı sayan solcularımızı hayal kırıklığına uğratarak ABD’ye “terörist ülke” ithamında bulunacak ölçüde ters düşeceği aktif süreç işliyor. Denge için toplumu İslamcılaştırmak istediği ölçüde, elde kalan tüm demokratik  kazanımlara ağır hasar vererek, emperyalizme de Türkiye’ye müdahale için “gerçekçi” kozlar vermiş olacak!

Şimdiye kadar toplumsal yaşamın belli alanlarını kapsayan Siyasal İslami dokunuşlar, toplumsal yaşamın geneline yayılan bir uygulamalar bütünü halini alacak ve toplum şeriatçı uygulamalarla kabuk değiştirmeye, Diyanet’in de aktif rol alacağı İslami yaşam tarzını kabullenmeye zorlanacak. Sokaklarda, farbrikalarda, mahallelerde, okullarda, üniversitelerde bu darbe karşıtlığı üzerinden peydah edilen “demokrasi direnişi” adı altında faşizm daha görünür hale gelecek. AKP’nin ve hızla Mursi’leşecek olan Erdoğan’ın asıl büyük hatası da bu olacak.

Erdoğan’ın diploma sancısından mı bilinmez, onun yanında okunan duada “bizi okumuşların şerrinden koru” denilerek topyekün aydınlığa karşı açılmış bir savaşın, bir imamın ağzından ilanı anlamlıdır! Karanlık çökmektedir.

Bir kez daha “Birleşik Mücadele”

Türkiye Devrimci Solu’nun, 7 Haziran’dan beri bütün ciddiyeti ile ilerleyen İslami faşizan sürece karşı yürüttüğü gevşek birleşik mücadele tartışmalarını bir kenara bırakarak, aynı ciddiyetle teyakkuz haline geçip örgütlenmesi aklın zorunlu yasasıdır. İlkesel olarak henüz bunu gerçekleştirememiş bir sol, asli görevini yerine getirmemiş ve sürece fiilen müdahil olmamış olmanın bedelini çok ağır ödeyeceği gibi, tarih önünde de sorumludur. Aynı zamanda, meydanı Siyasal İslam’a bile bile bırakmış olmaktan yargılanacak bir eylemsizliğin hesabını vermek zorunda kalacaktır.

Türkiye Devrimci Solu, derhal eyleme geçmelidir. Biraraya gelmek bu işin ilk adımıdır. Neye, ne şekilde müdahil olunacağını planlayıp iş bölümü yapmak ikinci, uygulamaya geçmek üçüncü adımıdır. Bir tartışma meselesi değil, kollektif bir süreç yönetimi meselesidir esas olan.

“Muhalefet” kavramı dağıldı. Toplayalım; Fiili muhalefet derhal oluşturulmalıdır. Sokaklar, devletin gücünü arkasına alan İslamcı AKP militanlarına, IŞİD kırması AKP çomarlarına bırakılamaz.

Özetle;

  • Herkesin, gerek açıklamaları gerekse içinde bulunduğu fiili (veya fiilsiz) durumla kendi tarafını kesin olarak, tartışmaya yer bırakmayacak biçimde seçtiği ve buna göre pozisyon aldığı net bir sürecin içindeyiz.
  • Hiçkimsenin eski ezberlerle “durum tahlili” yapma lüksü yok. 7 Haziran’dan bu yana yoruma açık olan tüm konular yoruma kapandı. Taraflar kesin olarak netleşti.
  • Erdoğan’ın (AKP’nin) durumu 14 Temmuz’a göre çok daha kırılgandır. Özgüvenini kaybetmiştir. Devlet katında ve Saray’da paranoya hakimdir.
  • Gezi’ye kışla yapılması ve idam yasası talebinden sonra Türkiye, Mısır olma yolunda dev bir adım daha atmıştır.
  • Çok yıpranan uluslararası ilişkiler ve Erdoğan’ın entegre olduğu emperyalist blokla ilişkisi çatlamıştır. Çatlak büyüyecek ve derinleşecektir.
  • ABD’nin Erdoğan’a yönelik uyarıları, aynı zamanda TSK’nın yerini belirlemeye yöneliktir. TSK’nın bulunduğu yerin altı çizilmiştir. NATO sopası gösterilmiştir.
  • Rusya’nın, özürle başlayan süreci bozmadan yaptığı uyarılar da, Erdoğan açısından ABD ‘ye alternatif arayışı ihtiyacını sıkıntıya sokmuştur. Çember daha da daralmıştır.
  • Erdoğan’ın, gösterilenin aksine çöküş süreci net olarak başlamıştır. Ancak, çok sancılı bir süreç olacağı açıktır.
  • Kürt Özgürlük Hareketi, AKP ile uzlaşı arayışından derhal ve kesin olarak vazgeçmelidir.Sınıfı esas alan bir perspektifle hareket ederek Türkiye Solu ile birleşmemesi, durumu kendi açısından da sorunun bütünü açısından da zorlaştırır.
  • Bütün komünistler, sosyalistler, CHP ve HDP’nin bütün ilerici unsurları ve alevi örgütleriyle beraber bütün muhalif yapılar teyakkuza geçmelidir. Birleşik muhalefet, birleşerek yaşam alanlarının savunulması başta olmak üzere bir direniş hattının örülmesi için sorumluluk almaktan geçiyor.
  • Haziran meclisleri, bu adımın ilk basamağı olacağı gibi bir parçası da olabilir.
Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum