Topunu üst üste koyun, bir Sıla etmez! Ya da ‘Mum Kokulu Lavuklar’

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Gezi Parkı’nda bu kokuşmuş düzene karşı isyan başladığında hepsi koşup gelmişti. Boyunlarında markalı yüzücü gözlükleri, kafalarında lüks bisikletçi kaskları, hiç görmediğimiz cinsten baretler, pahalı gaz maskeleri ve bir çeşit ‘isyancı’ kıyafetleriyle kameralara poz üstüne poz veriyorlardı. Trend ‘Gezici’ olmaktı…

Çıplak vücutlarıyla barikatlarda direnen gencecik çocuklar yaşamını kaybederken, onlar usul usul sıvışmıştı…

Sonra hepsini KaçAk Saray’dan gelen davetlere icabet ederken gördük. Pahalı giysileriyle, Berkin’in öldürülme talimatını verenlerin elini sıkıyorlardı. Yüzlerine yılışık bir sırıtma yayılmıştı…

Bunlar olur. Popüler kültürün çoğu simasında tarih bilinci, siyasi tutarlılık, toplumsal bir duruş bulamazsınız. Yükselen her dalganın üzerinde içi boş naylon bir şişe gibi salınıp durur onlar. Popülerliklerini koruma, eğlencelik hayatlarıyla muktedir masalarına meze olma, sosyete yataklarında uyuma ve üç kuruşa kendini satma içgüdüsüyle hareket ederler…

yilmaz_erdogan_yavuz_bingolPeki ya diğerlerine ne demeli?

Şu Yavuz Bingöl’ü, Yılmaz Erdoğan’ı falan kastediyorum. Fotoğrafa bakın, çok ‘delikanlı’ ya, elinde tespih falan… Eskiden, “Ben devrimciyim” diye dolanıyordu ortada. Yanlış anlamayın, o zaman da ciğeri para etmiyordu…

Yılmaz Erdoğan ya da… Amcasının kontrgerilla tarafından öldürülmesinden ekmek yiyerek koca koca fırınlar açtılar ailecek!..

Şimdi Tayyip ‘Koş!’ deyince koşuyorlar, ‘Tut!’ dese tutacaklar…

Yenikapı’ya koştura koştura gidip amigoluk yapıyorlar, iktidarın paçalarına sürtünüp duruyorlar. Bunlar nasıl ‘adam’lar?!

Hiçbir siyasi iddiası olmayan, çıkıp şarkısını söyleyen ama etrafında olup bitene riyakarca ‘Eyvallah’ diyemeyen Sıla’daki yüreğin kırıntısı yok onlarda. Ya da Aylin Aslım… Popüler dünyada açık açık Sıla’ya destek vermeye cesaret edebilen tek isim.

Barış Atay’ı saymıyorum, o bizim mahallenin çocuğu zaten…

Ama yine de hayret ediyorum. Bu utanmazlıktan kendinden geçmiş adamlar nasıl ellerinde tespih sallayıp artist artist bakabiliyorlar kameralara…

Bir zamanlar bir şiiri ‘değiştirmiştim’. İçimden onu paylaşmak geldi yine. En iyi o şiir anlatıyor durumu çünkü…

———————————————————————-

MUM KOKULU LAVUKLAR

İktidarın klimalı otobüslerinde vazgeçtim adam olmaktan

Ve beslenme çantamda banknot kokusuydu sevdam…

Ben seninle bir gün Veyselkarani’de et kombinası kurabilme ihtimalini sevdim.

İlkokulun tirbuşon kokan, feriştah lekeli yıllarında

Ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman

özlemeye başladım sınıf atlamayı…

Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..

Bizim ‘Organize İşler’imiz vardı…

Bir de camların buğusunu pazarlama imkanı…

Yumurta kokan arkadaşların götün götün ittirildiği kahverengi sıralarda,

solculuk oynamaya başladık –sadece oynamaya…

Ben akil insan oluyordum sen akıl veren, geri kalanlar figüran nasılsa…

Turuncu boyalarla kolpa ikliminde harfler yazılıyordu senaryo kağıtlarına ve

Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’na inat bir Türkçeyle…

Uzanlardan öğrendik, S harfinden dolar figürleri türetmeyi..

Ankara’ya usul usul ateşböceği misali ‘bin operasyon’ yağıyordu.

Ve kapalı mekanlarda kebapçıya ortak olmayı öneriyordu haber bültenleri.

Oysa Ankara’da hiç para kazanamadım ben.

Bakanlar kurulunda tartışılan ihalem olmadı benim…

Şirketçe gidilen gece kulüplerinde kıçımıza batan platonik projeleri saymazsak…

Ankara’ya usul usul utanmayan gözyaşları yağıyordu…

Ve belli bir saatten sonra Mehmet Ağar’la samimi olmayı öneriyordu haber bültenleri.

Oysa hiç faili meçhulüm olmadı benim

Ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım

Kayıp kentin yakışıklı yüzünde utanç izi bir çocuktum sadece

Solculuğu hep oynuyordum senaryo defterlerinde, ama sen yoktun

Ben, senin bana pas verebilme ihtimalini seviyordum, zoraki bir stat açılış saatinde

Makam arabaları ve korumalar seni hep zamansız, amansızca bir köşk griliğine götürüyordu

Ben, senin benimle Başakşehir’de seçim kampanyası yapabilme ihtimalini seviyordum.

***

Ben, senin beni kahvaltıya çağırabilme ihtimalini seviyordum.

***

Yaz sıcağı menfaate çekiyor da zihnimin kıvırmaya hazır gevrekliğini

Sonra koca bir cip oluyordum, duble yolların çare bilmez sürgünü

Ne yana baksam ‘diyalog’ ve ‘hoşgörü’ sanıyordum

‘Milli İrade’nin yalancı yeşilliğini

Helikopter oluyordum bir süre

Altımızdan geçen hızlı trenlerle yarışıyordum, yanağım devlet katının garantisinde

Otobüs oluyordum

Bir ilkeden bir iç ilkesizliğe

İktidara yaklaştıkça küçülüyordum.

Abdest suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin

Yüreğim pıt pıt atıyordu

Sonra iniyordum otobüsten

Çarşıdan stat açılışına giden, ömrümün en uzun,

ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,

ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.

Çünkü sonunda Teyyip oluyordum, Bilal kokuyordum sonunda…

İktidarın klimalı otobüslerinde vazgeçtim adam olmaktan

Ve beslenme çantamda bahşedilmiş bir itibar kokusuydu Berkin!

Ben seninle bir gün Dolmabahçe’de bir saray resepsiyonunda

Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği

Levent’teki eski kebap salonunda

Ben seninle, Palandöken’de mistik ve demli bir çay kıvamında aniden çöken kayak pistinin aşağılarında

Kış Oyunları ayağına dans eden Anadolu Ateşi kıvraklığında

Ben seninle herhangi bir insan elinin

Dalabileceği kadar dolara dalma ihtimalini sevdim

***

Ben senin, adam olabilme ihtimalini sevdim!..

(Not: Son mısrada ufak bir değişiklik yapılmıştır.)

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum