Koca çınara acı bir veda…

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

20 ve 22 Temmuz tarihlerinde arka arkaya iki yazı yazdı Oral Çalışlar. Fethullahçı Kimse Yok Mu? derneğinin davetlisi olarak gittiği Kenya–Somali gezisi izlenimlerini anlatıyordu güya. Efendim açlık, yoksulluk falan çok kötüymüş ama Fethullah Hoca’nın yardım melekleri müthiş çalışıyorlarmış. Oradaki en organize ekip bunlarmış, yerli halk çok seviyormuş bunları. Fethullah’ın orada da okulları varmış, anaokulundan koleje kadar. Cambridge sistemi süper eğitim veriyormuş. Falan, filan… Yıkama, yağlama,yalama, yutma..

Bu iki yazısından önce, 18 Temmuz’da, yani Mihri Belli’nin ardından yazdığı bir yazı daha vardı ki, bu üç yazısı birlikte bir ibret dersi olarak bütün devrimcilerce okunmalıdır. Mihri Abi’yle Vedalaşırken başlıklı yazıda, onun ne kadar barışçı, diyalog yanlısı, empatik bir insan olduğunu yazmıştı. Oral Bey’den öğrendik ki, Mihri Belli’yi İshak Alaton’la tanıştırmış kendisi. Hayatta yan yana gelmez sanılan bu iki isim hemen ahbap olmuşlar, birbirlerine ilk adlarıyla hitap etmeye başlamışlar, kakara kikiri yapmışlar, hatta beraber Rusları çekiştirmişler. Ömrünün 80 senesini devrim ve sosyalizm mücadelesine vermiş, son nefesine kadar da bu yoldan ayrılmamış koca bir komünistle, hatasıyla, eksiğiyle koskoca Mihri Belli ile ilgili olarak anlatacağı hikaye buydu Oral Çalışlar’ın. Cenazeye gitmeden hemen önce okumuştum….

Ağız dolusu söverek ve etrafımıza örülen kalın duvarları, solun üzerine çöken ideolojik hegemonya’yı düşünerek bindim otobüse, Şişli Camii’ne doğru… Yolda, Mihri Belli’nin kızıl bir selin ortasında, işçilerin,emekçilerin omuzlarında, devrim ve sosyalizm sloganlarıyla uğurlandığını hayal ettim. Maalesef bunun mümkün olmadığını biliyordum ama gördüğüm manzarayı da-bu kadar kötüsünü beklemiyordum doğrusu. Caminin avlusuna girerken idrak ettim, buranın bir cami olduğunu, musalla taşında, yeşil bir örtünün altında yatıyordu komünist. (Neyse ki sonradan birileri tabutun üzerine kızıl bir bayrak örtmeyi akıl etti.) Birazdan, yani ‘ikindi namazını müteakip’ devletin cübbeli-takkeli imamı geldi cenazenin başına, namazını kıldırdı, yarı Arapça yarı Türkçe bir de konuşma yaptı: Peygamber efendimiz demişmiş ki, merhum hayatında ne kadar fenalık işlemiş olursa olsun cenazesinde arkasından kötü konuşmayın…

Koskoca Mihri Belli’nin cenazesini devletin imamı kaldırdı yani,‘hayatında ne kadar fenalık işlemiş olursa olsun hatırlatması’ eşliğinde! Yani hem ölene hem de onu uğurlamaya gelenlere söverek. “Höst!” demek, imamı bir kenara itip, yumruğumu kaldırmak ve Enternasyonal söylemek geldi elbet içimden, lakin nedense orada bulunan topluluğa güvenemedim. (Eğer ‘Türkiye solu’denilen, oradaki topluluk idiyse, aslında kaldırılan cenaze onun cenazesiydi.) Bunu yapacak kişinin provokatör damgası yeyip yaka paça dışarı atılması kuvvetle muhtemeldi.

 

mbelliAnonim şirketinize de!..

 

Avluda bulunan iki-üç bin kişilik kalabalığın genel havası, MihriBelli’nin değil de şehrin eşrafından önde gelen birinin cenazesine gelmişgibiydi. Parti, sendika vb. çelenklerinin arasında azımsanamayacak kadar TEV, TEMA gibi vakıflara bağışta bulunulduğuna dair temsili çelenkler vardı. Hatta kimilerinin üzerlerinde kocaman harflerle ‘Ormanlar Ailesi’, ‘Akal Ailesi’, Köymen Ailesi’,‘Bilmemne Tekstil Ltd.’, ‘Bilmemne A.Ş.’ gibi yazılar yazan çelenkler bile vardı. (Hay sizin ‘Aile’nizin, Anonim Şirketinizin, TEMA vakfınızın… O çelenkleri devirip üzerinde tepinmek istedim ama yapamadım.)

Amerikan filmlerindeki artistler gibi siyah elbise, siyah eşarp ve siyah gözlük giymiş, aralarında meşhur ‘kanaat önderleri’nin de bulunduğu kadınlarla, aristokrat görünen ve aristokrat görünmeye çalışan bir yığın adam vardı. Bir tek, Hürriyet gazetesinin ortasında tam sayfa ‘Vefat ve Başsağlığı” ilanı eksikti. Kızıl bayraklarla gelen tek tük gençlere bile tahammül edemeyen, söylenen, homurdanan hanımefendi ve beyefendiler çoğunluktaydı. Velhasıl, ölenle onu uğurlamaya gelenler arasında tam bir tezat vardı.

Lakin esas sinir bozucu, can acıtıcı olan şey, o kalabalığın içindeki solcuların önemlice bir kısmının bu durumdan pek de şikayet eder gibi görünmemeleriydi. Sanki onlar da sabah Oral Çalışlar’ın yazısını okumuşlardı da, yazı onların üzerinde benim üzerimde yaptığının tersi bir etki yapmıştı.“Mihri Ağabey İshak Alaton’la ahbap olmuşsa biz de bunlarla yan yana dururuz, empati, diyalog, barış, vs,vs…” der gibiydiler… Sinir ve can acısı içinde kenarda dikilmiş sigara içip tırnaklarımı yerken, gazeteci kılıklı biri gelip önümde durdu. Yakasındaki kartta, sırt çantasında, kamerasında, mikrofonunda Cihan Haber Ajansı yazıyordu. Gerçi zaten tipinden de belliydi ne olduğu. Gayri ihtiyari, dik dik bakmaya başladım önümde eğilmiş kamerasını falan ayarlamaya çalışan elemana. Bir süre sonra fark etti ona baktığımı, “Bir şey mi oldu?” diye sordu. “Ergenekon’unbir numarası için mi geldiniz?” diye sordum. Biliyor ya kendini, hemen anladı neyi kastettiğimi. “Neden öyle söylüyorsun ki? Bizim ne ilgimiz var, biz de ekmek peşinde işçileriz, biz de emekçiyiz…” falan demeye başladı. Öğretmişler kesin, “Solcular bulaşırsa emekçiyiz deyin,” diye. “Sizin emeğinizin de…”dedim.

Muhtemelen o da sabah Oral Çalışlar’ı okuyup gelmişti, ki şöyle dedi:“Siz solcular da hem sürekli barış, diyalog, uzlaşma falan diyorsunuz hem de saldırıyorsunuz.” Solcuların imajına bakar mısınız?.. “Höst,” dedim sinirle,“Ben senin bildiğin solculardan değilim. Öyle empati, diyalog falan gevelemem. Düşmanla barışmam. Bilakis, savaş diyorum, kin diyorum her daim…” Baktı ki Oral Çalışlar’a benzemiyorum ben, döndü önüne…

Cami faslı bitip de cenaze mezarlığa doğru yola çıkarken seçkin topluluğun büyük kısmı kortejden ayrıldı.‘Temizlendi’ de denilebilir. Muhtemelen daha önemli işleri vardı, Allah kolaylık versin.

 

İnşaat işçilerinin ‘Kapetan’ı

 

Mezarlığa yürürken, koca komünisti uğurlamak için Bayrampaşa’da çalıştıkları inşaattan erken paydos edip gelmiş Kartallı işçi arkadaşlarımla buluştuk. Aynı hissiyatı ve refleksleri paylaştığımız ve orada bulunmayı, Mihri Belli’yi uğurlamayı en fazla hak eden, Mihri Belli’nin en fazla hak ettiği dostlarla yan yana gelmek, avutucuydu. Söverek, yumruklarımızı sıkarak, devrim ve sosyalizm sloganları atarak yürüdük birlikte. Ortak hissiyatımız şuydu: Bir komünistin anısına sahip çıkmak, dövüşmektir.

Mihri Belli gibi 80 senesini devrimcilikle geçirmiş, gidip Yunan dağlarında faşistlere kurşun sıkmış bir koca çınarı anmak, aslında devletin imamına, camideki aristokratlara, kara eşarplı kara gözlüklü kokonalara, aile, şirket, TEMA çelenklerine, onu ehlileştirmeye, köşelerini yontmaya, kendilerine benzetmeye ve onun üzerinden kendilerini meşrulaştırmaya çalışan alçaklara, gasteci kılıklı yılanlara, hasılı düşmana sövmektir, uzlaşmamaktır. İnadına yumruğunu sıkmak, inadına devrim haykırmaktır. Bu hissiyatı paylaşmayanın devrimciliğinden şüphe ederiz.

Sinirimizin bozulabilmesi ve canımızın acıyabilmesidir Mihri Belli’yeyapacağımız son görev. Yaptık, çok şükür…

 

(Yazı, RED’in Eylül 2011 tarihli 60. sayısında yer almıştır…)

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum