CHE bir tişört markası değildir!

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

“…Batista kulluğundaydı Şehmeran’ın… Şekerkamışı milyonerlerinin Yankisinin de yerlisinin de ve tütün ve kahve milyonerlerinin Yankisinin de yerlisinin de ve tanklı uçaklı elli binlik bir ordunun ve de yiğitleri hadım ettikten ve de gözlerini oyduktan sonra döve döve öldüren kışlaların ve önlerinde sırtüstü cesetler çürüyen karakol kapılarının ve her gece karakol duvarlarını yırtıp dışarı fırlayarak sıcak karanlıklarda kanlı kuşlar gibi çırpınan çığlıkların ve Frankist papazların ve kumarhanelerin ve de eroin toptancılarının ve gangsterlerin Yankisinin de yerlisinin de ve orospuların yalnız bir Havana’da on beş bin ve karaya vurmuş bir köpekbalığı gibi çürüyenin ve baygın ağır çiçek kokularıyla karışık leş kokusunun generali Batista tümü altı milyon nüfusunun dört milyonu aç ve yüz bini verem ve Yankilere son on yılda bir milyar dolardan çok kâr getiren Küba’da Birleşik Amerika Devletleri elçisinin Birleşik Amerika Devletleri kara hava ve deniz kuvvetinin Birleşik Amerika Devletleri dolarının yıllardır kulluğundaydı…”

1959’daki devrim öncesi Küba’nın panoraması, Nazım Hikmet’in eşsiz dizelerinde böyle tasvir ediliyordu. 1956’da Meksika kıyılarından 82 kişiyle hareket eden Granma gemisinin yolcularından 72’si, Batista’yı devirmek için giriştikleri mücadelenin henüz ilk safhasında, Küba’da karaya çıkar çıkmaz katledildiler. Bozgundan sonra hayatta kalanlarsa, Ernesto Che Guevara da içlerinde, sadece 12 kişiydi. Küba devriminin Kübalı olmayan tek önderi Che’yi tüm dünyadaki yoksul, sömürülen ve ezilen halkların gözünde kurtuluş umudunun efsanevi ismi olarak şekillendirecek süreç de böylece başlıyordu…

Che_1951Che ve enternasyonalizm

Devrimin ardından, önce Tarımda Reform Enstitüsü’nün sonrasında da Ulusal Banka’nın başkanlığına atanan Che, 1961’de ise Endüstri Bakanı oldu. Onun, emperyalizme karşı mücadelenin ve enternasyonalist dayanışmanın öncü isimleri arasında sayılmasının nedeni ise, Küba’nın sosyalist inşasına sunduğu katkıdan çok, kuşkusuz dünyanın dört bir yanındaki devrimci mücadeleleri bizzat içinde yer alarak desteklemesiydi. Öyle ki; Küba devriminin hemen ertesinde Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, Guatemala, Venezüella, Kolombiya, Arjantin ve Bolivya gibi ülkelerde Küba’nın Che vasıtasıyla desteklediği gerilla savaşları başlatılmıştı. Cezayir’den Kongo’ya kadar bir dizi ülkeye giden Che, 1965’te Kongo’daki gerilla savaşına komutan olarak katılmaktan geri durmamıştı. ABD emperyalizminin ablukası ve baskısı altında Sovyetler Birliği ile de kurulan hemen tüm siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin mimarı da yine Che’ydi. Fakat gelişen süreç içinde bürokratikleşen Sovyet devlet aygıtının dünya politikası olarak takındığı uzlaşmacı tavrın ayırdına vardıkça, Sovyetler Birliği’nin politik perspektifiyle arasına eleştirel bir mesafe koymaktan çekinmemişti. Che’nin bu noktada Sovyetler Birliği yönetimine eleştirisinin temel eksenini; bu ülkenin ABD emperyalizmiyle bir arada barışçıl bir biçimde var olmaya çalışması ve yine Sovyet bürokrasinin dünya devriminden çoktan vazgeçmiş olduğu saptaması oluşturuyordu.

Bu fikir ayrılığı bir süre sonra aynı şekilde, Sovyetler Birliği’yle iyi ikili ilişkiler kurarak, Küba devrimi’ne karşı düşmanca bir tutum takınan ABD emperyalizmini adadan uzak tutmayı uman Castro ile de baş gösterdi. Che, emperyalizmle taktik olarak geçici uzlaşmalar yapılsa da, orta ve uzun vadede sosyalist devrimin ayakta kalmasını sağlayacak yegane şeyin tüm Latin Amerika’yı kapsayan kıtasal bir devrim olduğunu her defasında önemle vurguladı. Bu noktada, kaynak oluşturabilecek ve bizzat Che tarafından sarfedilmiş sözlere göz atmak yararlı olacaktır:

“…Üçüncüsü, mücadelenin kıtasal özelliği… Yankiler, çıkar dayanışması ve Amerika kıtasındaki mücadelenin belirleyiciliği dolayısıyla müdahale edeceklerdir… Amerika kıtasındaki panorama bu iken, zaferin yalıtılmış bir ülkede kazanılması ve korunması güçtür. Baskıcı güçlerin birliğine halk güçlerinin birliği ile karşılık vermek gerekir. Baskının dayanılmaz düzeye ulaştığı bütün ülkelerde isyanın bayrağı yükseltilmelidir; tarihi zorunluluk dolayısıyla bu bayrak kıtasal bir özellik taşıyacaktır.”

Yine kendisinin kaleme aldığı başka bir metinde ise Che şöyle diyor:

“…Devrimin ideolojik itici gücü olan devrimci, dünya çapında sosyalizmin kurulması gerçekleşene kadar ancak ölümle durabilecek olan duraksız çabasıyla tükenir. En acil görevler yerelde gerçekleşip kendisi proleter enternasyonalizmini unutur ve devrimci gayreti körelirse, yönettiği devrim esin veren bir güç olmaktan çıkar, kendisi de azılı düşmanımız emperyalizmin sonuna kadar yararlanacağı rahat bir uyuşukluğa gömülür. Proleter enternasyonalizmi hem bir görevdir, hem de devrimci bir zorunluluktur.”

Che ve Sovyet bürokrasisi arasında 1964’ten itibaren başlayan gerginlik, ‘Sovyet politbürosu’nda onun için ‘maceracı, Maoist ve hatta Troçkist’ gibi değerlendirmelerin yapılmasına da neden oldu. 1965’in şubat ayında, Che yaptığı son halka açık konuşmada, Sovyetler Birliği’ne dolaysız olarak yüklendi ve onları Küba Devrimi’ni kendi çıkarları için baskı altına alıp yönlendirmekle suçladı.

‘Gerilla’nın sınırları

Che Guevara, bürokratik Sovyet iktidarının dünyaya ‘barış içinde bir arada yaşama-barışçıl geçiş’ teorileri yaydığı o dönemde, sovyetik tarzdaki komünist partilerin ‘demokratik devrim’ şiarıyla ulusal burjuvaziye yedeklenen reformist yaklaşımlarına karşı; devrimde işçi sınıfının ve komünist partinin öncülüğü yerine, foko (ocak) adı verilen gerilla birliklerinin öncülüğünü savunan, ‘gerilla fokosu’ olarak bilinen bir yaklaşım geliştirmişti. Che bu yöntemi asıl olarak yoksul köylülüğün işçi sınıfına nazaran ağırlıkta olduğu Latin Amerika ülkeleri için savunmuştu. Fakat benimsediği bu yöntem, kendi yaşadığı dönem de dahil olmak üzere, tüm Latin Amerika kıtası için uygulanabilir bir yöntem değildi. İşçi sınıfının görece yoğun olduğu sanayileşmeye başlamış Arjantin ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinde hayata geçirilen gerillacılık faaliyetleri büyük yenilgiler aldı. Bizzat Che de biri Kongo’da, diğeri de katledildiği Bolivya’da olmak üzere iki defa bu yöntemin zaaflarını tecrübe etti.

che3‘Yeni insan’

Fakat, onun da yaşadığı bu türden yanılgılar, dünyanın herhangi bir yerinde sömürüye ve zulme direnen insanların yardımına koşmasındaki enternasyonalist yürekliliği ve kişisel hırs ve kaygılardan arınmış her türlü rütbe-yetki-makama sırt çeviren fedakarlığı asla gölgeleyemez.

Kendisini devrime adamış bir insan olarak Che’nin değinilmeden geçilemeyecek bir özelliği de, sosyalizmle birlikte şekillenecek ‘yeni insan’a olan inancıdır. Onun ‘yeni insan’ı insanoğlunun kurtuluşu için gerektiğinde ölmeyi de göze almış, toplumla her anlamda özdeşleşmiş, kendisi ve ailesi için küçük maddi çıkar hesapları yapmayan biridir. Bu bilincin bir yansıması olarak devrimin ilk yıllarında ‘gönüllü çalışma’ uygulamasını yine bizzat içinde yer alarak kurumsallaştıran odur. Tüm bunların yanında henüz Küba’dan ayrılmadığı ve önce Ulusal Banka’nın başkanı sonra da Endüstri Bakanı olarak devrimin hizmetinde hiçbir kişisel menfaat gütmeden çalışması ve devrimci bir ekonomik kalkınma modeli yaratmadaki çabası önemle vurgulanması gereken ve onun kişiliğini tanımlayan diğer özelliklerindendir…

“…8 Ekim, saat 1.30 suları… Öncü, dağ geçidinin ağzında. Ordu ilk ateşini açtı. Değişik isyancı gruplar, birbirlerinden yalıtıldı. Az sonra, iki jet ve bir helikopter, bölge üzerinde uçtu, fakat bunlar tepeleri bombaladı. Yedi gerilladan oluşan Che’nin grubu, dağ geçidi içlerine doğru çekilmeyi denediler. Ordu birliklerinin uzun süreli atışlarına dayanılması zordu. Dakikalar sonra, Guevara’nın M-1 Tüfeği işlevini yitirdi. Kısa bir süre sonra da baldırlarından vuruldu. Yaralanması, yürümesini güçleştirdi. İki gerilla, onu küçük bir dağ sırtı boyunca sürükleyerek çekti. Bir ellerinde silahları, diğer elleriyle de yapabildikleri en iyi şekilde komutanlarını destekliyorlardı. Prado’nun grubundan üç asker, yaklaşanları gördü, ufak kayaları tırmanmalarını beklediler, onları gördüklerinde de bağırdılar: ‘Silahları bırakın ve ellerinizi kaldırın!’ Che ateş edemiyordu; tabancası ve tüfeği artık işe yaramıyordu…”

Ticari bir ürün mü?

Bu kadar sahici bir şekilde yaşayan ve yine bu kadar sahici bir şekilde katledilen Che, nasıl oldu da çürüyen kapitalizmin meta pazarında ticari bir ürün haline geldi? Az çok sosyalist bir bilince sahip her insanın sokakta, üzerinde Che’nin suratının basılı olduğu tişörtler giyen birilerini görünce, ırkçı-faşist yayınların bile kapaklarında onun suretiyle karşılaşınca kendi kendine sorduğu ve/ veya sorması gereken bir sorudur bu. Abartı değil: Çocuk bezinden tutun da, bira-votka şişelerine, saatlere, parfümlere, kadın iç çamaşırlara varana kadar onun resmini her ürünün üzerine basan, fakat bir taraftan da Alman gazetesi Die Welt’in yaptığı gibi ‘Dünyadaki bütün teröristlerin esin kaynağı’ diyerek kudurmuş bir şekilde yine de ona saldırmakta beis görmeyen bir sistem nasıl kokuşmuş ve iğrenç bir sistemdir?!

Che’nin bu dönemde kapitalizm için bu denli ‘popüler’ olmasının nedeni, onun da savunucusu olduğu devrimci değerlerin, soğuk savaşın bitmesinin ardından artık bir tehdit olarak algılanmamasıdır. Ve bu dönemin Che figürü şimdi ‘daha sevimli daha barışçı’dır… Elinde silahla çekilmiş fotoğraflarına hemen hemen hiç rastlanmaz kapitalist pazarda. O, kapitalizmin ona biçtiği ‘romantik-isyankar’ koşullu algısı sınırları içinde ağzında puroyla gülümseyen, mango meyvesi suyu içerken çevresindekilerle şakalaşan yakışıklı bir adam suretidir artık. Kapitalizm, ona, nostaljik bir iç geçirmeyle, “Hey gidi günler!” denilerek yaklaşıldığı müddetçe bir ‘tehlike unsuru’ gözüyle bakmamaktadır. Ve günümüz dünyasında kapitalizm, hâlâ insani değerler, özveri, inanç, adalet, eşitlik, cesaret ve fedakarlık gibi kavramları en azından arada bir hatırlamak isteyen insanlara, kendi çürümüş dünyasından hiçbir örnek gösteremediği için, ‘bizim olan’ı sadece bir surete indirgeyip, temsil ettiği tüm değerlerden soyutlayıp içi boş bir kabuk biçiminde piyasaya sunarken, hem kendi emniyet sübabını kurmuş oluyor hem de bu türden ‘romantikler’e fiyatını kendi belirlediği ‘temiz bir soluk’ satıyor. Çürümüş kapitalizm şimdi onunla savaşırken devrimci mücadelesini yok sayıp, üstünden atlamayı tercih etmiyor. Onun suretini her geçen gün farklı bir biçimde çoğaltarak ve çoğalttığı ölçü ve biçimde onu kendi gerçekliğinden uzaklaştırarak insanları usandırmayı yeğliyor. “Sıradan olanın, piyasanın içine çekilip dejenere edilenin takipçisi olmaz, olsa bile ondan zarar gelmez,” diye kâr-zarar hesabını uzun uzadıya yaptıktan sonra…

Enternasyonalist devrimci bir savaşçıdan ‘asi gençliğin yeni pop ikonu’na giden yolu kapitalizm işte bu pazarlama stratejisiyle kat ediyor.

Bu dönemde artık Küba’da bile ruhani olmayan kutsal bir puttur Che. Sovyet bürokrasisinin sonunu hazırlayan Glastnost ve Perestroika’dan sonra yanı başındaki emperyalist düşmanla teke-tek kalan Castro’nun bile, halkının moral motivasyonunu canlı tutmak için, onun düşmanla asla uzlaşmayan yanını törpüleyip sivrilttiği ve Küba’da her yere, her köşe başına diktiği bir put…Ve bizler biliyoruz ki putlaştırmak unutturmaktır…

“…Sekizinci Tümen İstihbarat Dairesi Başkanı ve Che’nin son anlarını rapor etmekle görevli Albay Arnaldo Saucdo’ya göre, Che’nin son sözcükleri: Biliyorum, bana ateş edeceksin; asla canlı tutulmayacağım. Bu hatanın devrimin sonu olmadığını ve diğer başka yerlerde galip gelineceğini Fidel’e anlat. Aleida’ya (eşi), bu olayı unutmasını, yeniden evlenip mutlu olmasını ve çocukları okutmasını anlat. Askerlerden iyi isabet ettirmelerini rica et.”

“…La Higuera ‘da okulun bir katında mağrur bir adam uzanmış yatıyordu. Birkaç sert Scotch Wisky’den ve Che’nin devam etme çağrısından sonra Teğmen Mario Teran Che’nin gövdesine yarım düzinelik atış yaptı; bunlardan biri, Che’nin kalbini delip geçti ve onu hemen öldürdü…”

Ernesto Che Guevara 9 Ekim 1967’de Bolivya’da alçakça katledildi. Fakat kapitalist yağma ve köleliğin hüküm sürdüğü her kara parçasında fikirleri hayat bulmaya devam ediyor… Yani tüm dünyada…

(Bu metnin hazırlanmasında, Paraguay’daki İşçi Partisi gençlik örgütü üyesi Ronald Leon’un yazısından yararlanıldı.)

V. Mahir Ükünç’ün Kasım 2007’de yayınlanan RED 14. sayıdaki yazısıdır.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum