Karşı-darbe ilerliyor

tayyip_adli_yil

Erdoğan’ın, zorlama bir rol etrafında “oluşturduğunu sandığı” Milli Mutabakat, ideolojik ve politik olarak enteresan rezilliklerle Saray Diktası etrafında kendi ayinini yapmakla meşgul. OHAL, KHK’ler, içeride ve şimdi güya dışarda sürdürülen operasyonlar, iktidarın şiddet diline eklemlenmiş şeriatçı söylemler, emekçilerin kazanılmış haklarının sermayeye peşkeş çekilmesi, FETÖ soruşturmaları ile sağ gösterip sol muhalif kesimlere vurmak, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin gelişmelere bakar kör açıklamaları bu ayinin birer parçası. Görünen köy kılavuz istemiyor. Ancak, kılavuzu karga olanın burnu Yenikapı’ya sıkıştığı için durumu biraz açmak gerekiyor.

Bu arada, Milli Mutabakat için Erdoğan’ın “oluşturduğu” değil, “oluşturduğunu sandığı” dedim. Zira, bu mutabakat naylondur. Dahası, “oluşturduğunu sanması”, gerçekten oluşturabilmiş olmasına kıyasla Türkiye’yi daha tehlikeli sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. O özgüvenin altındaki karanlık boşluğun derinliğini farkettiğinde, büyük bir korkuyla içeri dönüp türlü çılgınlıklar yapma potansiyeli olduğunu biliyoruz. Ülke oraya doğru akıyor. Bölgede belirleyici olan güçler dikkate alındığında, dışarıda bir savaş olasılığı düşüyorsa da içeride bir savaş olasılığı ters orantılı olarak artıyor. Ve tabii, mevcut koşullarda bir iç savaş ihtimali her açıdan Türkiye’nin taşıyabileceğinden çok daha büyük bir şiddet dalgası ve yıkımı çağırıyor.

İçeride İşler; Milli Mutabakat!

Türkiye’yi şirket gibi yöneten Erdoğan, AKP iktidarını da siyasetini de aynı mantıkla yönetiyor: Al-sat!.. Erdoğan’ın “ne istediniz de vermedik” feryadına konu olan Cemaat, zararına satışın bir örneğidir. Liberaller ise, maliyetine satış. İşler kötü. Siyaset piyasası berbat tabii! Şimdi, bir hurdacı gibi MHP ve CHP’den irili ufaklı tarikatlara varana kadar yoldan iktidar bileşeni olabilecek ne bulursa toplayıp stoklayan Erdoğan, bunun muhasebesini kendince mutlaka yapıyor. Maliyet muhasebesi ağır derstir. İktidar yıpranırken yıpratır. Erdoğan/AKP iktidarı ise yıprananı sata sata bugünlere geldi. Tabii, satmasa satılacağını bilerek. Ahlakları bu. Bugün, dünkü iş ortağını terör örgütü ilan edip satan Erdoğan’ın, bir yandan bugünkü iş ortaklarıyla ilgili olarak da türlü sürprizleri vardır. Ama bu film, onu da şaşırtacak bir sonla bitmek gibi başka sürprizleri de içinde barındırıyor. Sözün özü, işin sonunda Erdoğan kendini de kurtaramayıp, bu mutabakatı da dağıtarak dağılabilir!

Yenikapı Mitingi ile resmen başlatılan süreç, aslında zaten bir süredir var olan durumun ilanından başka bir şey değildir. Nedir o durum?

– AKP’nin daha önce Cemaat ve liberallerle oluşturduğu koalisyonun dağılmasından ve 15 Temmuz darbesi ile açığa çıkan zaaftan sonra “Milli Mutabakat”ı eski koalisyonun yerine ikame bir “yeni iktidar aygıtı” olarak geçirmek ve işletmek.
– Erdoğan’ın, iç kamuoyunu kendi hikayesi etrafında konsolide edebilmek adına, dağılan parçaların yerine uydurmaya çalıştığı çakma parçalarla bir süre daha yol almak, öncelikle kendisini, ailesini ve iktidarını korumak, dışarıya karşı da “tamam yalnızım, ama tek başıma değilim” türünden absürd bir çıkışla tafra yapmak.

Meclis muhalefeti, milli mutabakatın şerbeti oldu. Uzun zamandır iktidar kavgasını AKP’ye karşı değil MHP içindeki muhaliflere karşı yürüten Bahçeli, koltuğunun bekasını Erdoğan’ın koltuğunun altına sığınmakta gördüğünden Milli Mutabakat’a birinci sıradan yazıldı.

Kılıçdaroğlu, ilk davette kararsız kalıp Yenikapı Mitingi’ne ikinci ısrarlı davetten sonra nazlanarak katılınca, kendisini bir sıra düşürüp iktidar yamaklığına ikinci sıradan yazılmış oldu. Milli Mutabakat ile beraber, Erdoğan’ın yanında staja başlamış olmanın heyecanı ile, CHP’nin bütün temel değerlerini çiğneyerek “Saraylı” olmayı tercih etti. Yetinmedi, HDP’nin de bu sürece katılması gerektiğini her fırsatta vurgulayarak demokrat görüneceğini sandı. Erdoğan’ın cambaza bak oyununa kendi tabanını izleyici olarak kattı. Malum, bütün hayati gelişmeleri “kaygıyla izleme” branşında şampiyonluğu elinde tutan ve kendisini hala ana muhalefet lideri sanan Kılıçdaroğlu, animasyon bir karakter olarak sevdi bu işleri. Uzun cümleler kurmak zorunda kalmıyor. Eh, kendisine oldukça ağır gelen muhalefet etme ve laikliği savunma sorumluluğu da bu mutabakat içinde önemli ölçüde eriyerek omuzlarından kalkmış oldu. Tam PKK’nın suikastıyla yüzüne biraz pudra çalıp “mağduriyet” kaymağından da bir kaşık alacaktı ki, yandaş medya ve arkasından PKK açıklamaları ile kaşık elinden alındı.

Oysa, elindeki boş biberonla çözüm masasına oturmak için AKP’nin peşinde dolanan HDP’nin bu naylon “Milli Mutabakat”a katılması değil, Kılıçdaroğlu’nun bu mutabakat treninden ilk durakta acilen inmesi gerekiyor.

Dışarda İşler; BOP’tan BAP’a Erdoğan!

Erdoğan, al-satçı demiştik. Zararına Cemaat ve maliyetine liberallerin satışından sonra başarabilecek olsa, en kârlı satışı ABD olabilirdi. Ama işler iyi gitmiyor. Rusya’yı da henüz alamadı ki satsın. Rus uçağını düşürmek, borsa dili ile bir “açığa satış” işlemiydi. ABD ve NATO ortada bırakınca açığa düştü. O olayla elinde olmayan bir şeyi sattığından, alıp yerine koymak ve açığı kapatmak zorunda. Ama olmuyor. Putin’le görüşmesinde, düşürülen uçak karşılığında verdiklerinin bildiklerimiz dışında neler olduğu yakında çıkar ortaya. Hele bir Cerablus sisi dağılsın!

Naylon “Milli Mutabakat”, yeni bir iktidar aygıtı olarak içerde oluşturulan konsolidasyonun suyunu Saray diktasının değirmenine taşırken, dışarıya karşı da gövde gösterisi niyetine sahneye konuyordu ki, kısa zamanda bir palyaço gösterisine dönüştü bile. Bu arada, içeride ve dışarıda yürütülen kimi görüşmeler de, esasen Erdoğan’a “dostlar alışverişte görsün” havası yaratacak kadar bir etkinlik alanı sağladı; ABD Genel Kurmay Başkanı Dunford, ABD Başkan Yardımcısı Biden, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Barzani ve Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapılan görüşmelerin tamamı bu kapsamdadır. BOP ve Ortadoğu hikayesini tüketen Erdoğan, sırtını Rusya’ya yaslıyormuş gibi poz verip Suriye’ye nişan alan mantar tabancasını patlatınca barut kokusu bütün mahalleyi saracak. Arada insanlar ölmeye devam edecek. Ama tabi, yanan Erdoğan’ın eli olacak. Zira, Putin’le her konuda uzlaşmış görüntüsünün altı da bomboş, BAP’ta (Büyük Avrasya Projesi’nde) verilecek bir role soyunuyormuş görüntüsünün altı da.

Organize İşler; Cerablus

Erdoğan’ın, iki yıldır Cerablus “sakini” olan IŞİD’in meğerse terör örgütü olduğunu farkedip TSK himayesinde bölgeye soktuğu cihatçı çeteler, IŞİD çekilince neredeyse çatışmadan Cerablus’a girdi. Güya IŞİD’e müdahale için Cerablus’a sokulan çetelerin de dişine kan değmiş ki, ertesi gün birbirlerine düştüler ve 15’i sivil 80 kişi öldü!

Herkes IŞİD’e ne olduğunu merak ederken, önce operasyonun istikametinin Menbiç olduğu söylendi, ardından IŞİD’in Menbiç yakınlarında bir intihar saldırısı düzenlediği haberi geldi. Erdoğan’ın açıklaması da gecikmedi; Uluslararası Koalisyon ile işbirliği içinde 24 Ağustos’ta başlatılan Cerablus Harekatı, bu kararlılığımızın ve irademizin bir yansımasıdır. Operasyonlarımız, DAİŞ, PKK ve onun Suriye kolu YPG gibi terör örgütleri vatandaşlarımız için bir tehdit olmaktan çıkarılana kadar devam edecektir, dedi. Erdoğan’ın, Suriye’de cihatçı katillerden oluşan terör örgütlerini Kürtlere karşı kullanmaya kalkması, şemsiye ile güvercin dürtmeye kalkmanın ikinci versiyonudur. Dahası, ne öyle dediği gibi bir Uluslararası destek söz konusudur, ne öyle uzun boylu bir kararlılık için zemin vardır. Suriye’yi Cizre sanmak gibi, adamı yutacak denli büyük halüsinasyonların yansımasıdır bu laflar.

Bu süreçte ABD faktörüne gelince; Rusya ile teyidleşmeden atacağı adımlar sınırlı. Hem ABD hem Rusya’nın PYD/YPG ile işbirliği ilişkisi malum. Bu tablo içinde, TSK’nın kendi himayesindeki cihatçı terörist gruplarla “IŞİD’e niyet, PYD/YPG’ye kısmet” Cerablus operasyonunu dönüp dönüp ısrarla “Amerikancı” Erdoğan’ın “ABD destekli” operasyonu diye sunmak şapşallığından vazgeçip, bir operasyonu ABD’nin desteklemesinin ayrı, bu operasyona ABD’nin şimdilik ve bir yere kadar göz yummasının apayrı durumlar olduğunu, bu ayrımın birbirinden çok farklı sonuçlar yaratma potansiyeli taşıdığını görerek yaklaşmak gerekiyor.

Türkiye’nin SDG’ye (Suriye Demokratik Güçleri’ne) ve PYD’ye yönelik operasyonlarda ABD’nin yer almadığı ve bu operasyonların ABD tarafından desteklenmediği açıklandı. Rusya ve İran’dan “Şam ile koordineli hareket” uyarısı geldi. Çin de Suriye ile askeri alanda işbirliğine hazırlanıyor. Kısacası, Ortadoğu’da Siyasal İslam tasfiye edilip Siyasal İslamcı terörist gruplar onları yaratanlar tarafından boğulurken, Erdoğan da şimdiye kadar oluşumunda ciddi katkılarda bulunduğu kan deryasında TSK ile fiilen bir ayaklarını ıslatıp çıkacak. Bunu, hâlâ “Amerikancı” Erdoğan’ın ABD destekli operasyonu sananlar ve daha fazlasını bekleyenler, Cem Küçük’le Halep-Şam seferine çıksınlar!

Son Kerry – Lavrov görüşmesinde daha geniş bir mutabakatın sağlandığı ifade ediliyor. Bu sürecin bir sonucu olarak, ABD – Rusya arasında bir ucu savaşa çıkması muhtemel politik çatışmaların en aza indirilmesi, Suriye’nin BOP’un tekerine çomak sokması ve bu projenin büyük maliyetlere katlanan ABD’nin elinde kalması, İran’ın her açıdan güçlü biçimde sahneye dönmesi, Suudi Arabistan ve ittifaklarının gerilemesi, Siyasal İslam’ın çökmesi ve son olarak emperyalizmin işini gördürmek üzere yarattığı cihatçı örgütleri tasfiyesi ile çalmaya başlayan çanları, Siyasal İslam bakiyesi Erdoğan’ın da duymaya başladığından şüphe yok.

Erdoğan/AKP’de gözlenen sürekli hareket hali henüz tamamlanmamış bir misyona mı işaret ediyor, yoksa Erdoğan mı siyasi ömrünü uzatmak için manevralar deniyor, soruları bu andan itibaren yorumları farklılaştırıyor. Bu noktada, Erdoğan’ın halen Amerikancı olduğu varsayımı üzerinden yapılan değerlendirmeler önemli bir kesim açısından kafa karıştırmaya devam ediyor. Oysa, Rusya ve ABD’nin yaptığı açıklamaların satır araları, ileri sürülen bu tezleri kaynağıyla beraber açığa düşürüyor. Her ikisinin de, Kürtlerin Ortadoğu’daki uzun vadeli varlığı ve mücadelesindeki politik rol nedeniyle PYD ile içinde bulundukları işbirliği, Amerikancılıktan aforoz edilen Erdoğan’ın boyunu aşıyor. Dahası, medyadaki liberallerimizin PYD’yi ÖSO artıklarıyla kıyaslaması ve bir tutması, tam da Erdoğan’ın sevdiği havayı bir nefeslik de olsa estirirken o kafa karışıklığının sürdürülebilir kılınmasına hizmet ediyor. Şu an, iki emperyalist güç açısından öncelikli konu Suriye’de, dolayısıyla Ortadoğu’da çözüm. ABD ve Rusya’ya rağmen yapıldığı izlenimi verilen hamlelerle konuyu bulanıklaştıran, dahası kendi açısından bir varlık mücadelesine dönüştüren Erdoğan açısından kronometre geriye doğru sayıyor. Erdoğan’ın kendi ölüm kalım savaşına dönüştürdüğü Suriye hırsı, artık onun keyfi hareket etmesine imkan tanınamayacak ölçüde ciddi sorunlar ve sonuçlar yaratma potansiyeli taşıdığından, Rusya ve ABD’nin göz yumacağı bir iş olmaktan çıktı. Artık, Cerablus vakasına rağmen Erdoğan’ın bir savaş çıkarma potansiyeli ve imkanı yok. IŞİD’in yakıtı bitince indirilecek son darbeyle, Suriye’de sorun daha çok karşılıklı görüşmelerle politik zeminde yürütülecek bir sürece dönüşecektir. Dolayısıyla, Türkiye’de Erdoğan yönetiminin misyonu da, bitmek üzere olan savaşa ve dahası tasfiye edilen Siyasal İslam’a paralel olarak tamamlanmak üzeredir.

15 Temmuz darbesiyle röntgeni çekilen Erdoğan/AKP’nin bir omurga taşımadığı çıkan filmlerde açıkça görülmüştür. BOP’la elde ettiği imkanları ABD’ye kazık atmak için kullanan, ABD ile müttefikliğin bütün gereklerini çiğneyen, AB ile köprüleri temelden yıkmış ve Avrasyacılığı basit bir oyun sanan Erdoğan, politik olarak kendi siyasal misyonuna derin bir mezar kazmıştır. Zira, Rusya açısından da daha ileride farklı bir yönetimle belki ama Erdoğan’la bir Avrasya hayali mümkün görünmemektedir.

Filmin sonu; Haramilerin saltanatını yıkmak!

Süreç hızlı gelişiyor. Daha da hızlanacak. Dışarıda, içeriye satacağı çok hikaye biriktiremeyeceğini anlayan Erdoğan’ın, OHAL koşulları altında dahi yönetme sorununu aşmak şöyle dursun daha da derinleştirmesi, ekonomik sorunların ağırlaşması, uluslararası sermaye ve derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’yi itip kakmaya başlaması ve suikast sezonunun açılması ciddi göstergeler olarak sıraya giriyor. Bu tablo, Erdoğan’ın varlık mücadelesini kısa sürede ülke içinde bir takım manevralara dönüştüreceğinden, dışarıdan çıkaramadığı o savaş ve şiddet hırsını da içeriye kanalize edebilir.

Türkiye Devrimci Solu’nun birleşik mücadele için artık öyle uzun ince bir yolu, görüşmelerle geçirecek vakti kalmıyor. Kolları sıvama zamanı geliyor. Birleşemezsek, pratikle sınanacağız. Ya, bu cahiller sürüsüne karşı fiilen örgütlenip birleşeceğiz yada belki belimizi çok uzun bir süre için bir daha doğrultamamacasına feci biçimde ezileceğiz.

Erdoğan’ın oluşturduğunu sandığı Milli Mutabakat, naylondur. Erdoğan, uzun zamandır en güçsüz, en zayıf, uluslararası dayanaklarından en yoksun haliyle koşar adım sona yaklaşmaktadır. Türkiye, yeni ve köklü bir Amerikancı darbe de dahil olmak üzere, bu sonu hazırlayacak tüm ihtimallere açık bir ülke haline dönüştü.

Türkiye Devrimci Solu’nun kendisini aşacak bir iradeyle sahneye çıkması, Saray’da taş üstünde taş bırakmaz. Bu, şimdiden kendini aşma iradesini gösterip birleşmesine bağlıdır.

Vedat Türkali’yi uğurlarken, onun dizeleriyle ona da bir söz verdik; “Haramilerin saltanatını yıkacağız”. Bu topraklara ve bu toprağın halklarına sorumluluğumuzun yanısıra, bu sözün de hakkını vermek, bir araya gelmek ve haramilerin saltanatını yıkmak Türkiye Devrimci Solu olarak boynumuzun borcudur.

  • RED e-bülten’den

Belki İlginizi Çeker

0 yorum