Zulüm bizdense, ben bizden değilim!

cr3jj7kwaae0dlt

İnsanların evlatlarının ölülerini kokmasın diye buzdolaplarında sakladığı. Ölü bedenlerin günlerce sokaklarda bekletildiği. Kadınların eline “Al, bu kocan” diye bir torba kemiğin verildiği.

Şehir duvarlarının ve dahası yatak odalarının devlet fantezilerini resmedecek biçimde yazılandığı.

Çocukların isimlerini “Ya ölürsem ve kimliğin tespit edilemezse” diye bakır tellerle yazıp boynuna astığı.

Yüz binlerce insanın göçe zorlandığı bir ülkenin vatandaşıyız.

Aynı topraklar yaşıyoruz ve biz bize zulmediyoruz.

Rachel Corrıe’nin dediği gibi: Zulüm bizdense, ben bizden değilim.

Yıllar önce bir film seyretmiştim. Bir kasabada suçlu var diye çoluk çocuk tüm kasabayı yakmışlardı.

Böylesine bir zulmün sadece filmlerde olmadığını bir kez daha gördük.

Hurşit Kültler, Şırnak’ta kayboldu, yaklaşık dört aydır ne ölüsü ne dirisi var ortada.

Normalde insanlar yakınlarının cenazesini görünce fenalaşırlar.

Hurşit Külter’in abisi Kamil Külter kardeşi için: “Öldüyse bile bir mezarı olsa” diyor.

Ölüsüne razılar cenazelerini istiyorlar.

Varmıdır böyle çaresizlik…

Kazılan mezarlar çukurlar doldurulunca “kazandık” diyecekler. Kazanılan hiç bir şey yok.

Gençliğimden bu yana Türkiye’nin nüfusundan çok teröristin ölüm haberini dinledim, hala bitmedi.

Toprağa gömülenler patates değil insan.

Bu toprakların halkları eceliyle ölümü hak etmiyor mu?

Unutmayın ki, eğer bir Tanrı varsa, başkalarının çocuklarının hayatını kendi çocuklarının hayatı gibi görmeyenlere merhamet göstermez.

Kürt illerinde ölen siviller için “oh olsun” diyenlerin hepsi hep tanımadığı insanların öleceğini sanıyor.

Başkalarının acılarına kapalı insanlar.

Yarın kimin işten atılacağını, kimin malına el konulacağını, kimin tutuklanacağını, kimin öldürüleceğini, kimin için kederleneceğimizi bilmeden yaşıyoruz.

HDP ve BDP’li belediyelere terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları iddiasıyla kayyum atıyorlar. Tamam, kabul ettik.

Peki, Fethullah Terör Örgütü (FETÖ)’ya yardım ve yataklık yapan parsel parsel kentleri bunlara parselleyen AKP’li belediyeler n’olacak.

Onlara da kayyum atanacak mı?

Bir adam mutlu olacak diye bizler “esfel-i safilin”de yaşayıp, helak olup gideceğiz…

Krallarla, saraylarla, sultanlarla aranan “barış” değildir, “birlik” değildir; güçtür, saltanattır.

Kendilerine itiraz edenleri yok etmeye çalışanlarla barış olamaz.

Bunlar halklarımıza derman olamaz!

*

Her gün şehitlik güzellemesi yapıyorlar… Hem savaş isteyip/çıkarıp hem de şehit haberlerine üzülmek bu ülkedeki en büyük riyakârlıktır.

Türk vatandaşı olmak çok kolay, şehitlere rahmet oku, yakınlarına hariçten gazel oku, AKP’ye meydan okuma oldun Türk vatandaşı.

Günahlarını şeytan dahi taşıyamaz.

Gösterişli toplantılar, hamasi nutuklarla, bu gerçeği değiştirmenin yolu yok.

15 Temmuz sonrası acayip demokrasici kesilenlerin niyetleri ortaya çıktı. Demokrasi dedikleri şey, sadece köprüyü geçene kadar verdikleri hizmetmiş.

Bu ülke, demokrasinin ne olduğunu bilmiyor, demokrasiyi hiç görmedi, hiç hak kavgasına girmedi.

Nereden aklımda kaldı tam bilmiyorum ama gerçek demokrasi galiba; iki kurtla bir kuzunun öğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır. Özgürlük; tam teçhizatlı bir kuzunun oylamaya karşı çıkmasıdır.

Bu ülkede barış kelimesi artık Ütopik geliyor. Ütopyadır barış.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum