Okumak ve yine okumak!

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

UNESCO’nun (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) 8 Eylül Dünya Okuma-Yazma Günü öncesi yaptığı açıklamaya göre, dünyada 15 yaş üzeri 758 milyon kişi okuma ve yazma bilmiyor. Türkiye’deyse bu sayı 7 milyonun üzerinde ve çoğu kadın ekonomik, erken yaşta evlilik, feodal gelenekçi anlayış  vb etkenlerden ötürü ücra köşelerde okuma, yazma bilmiyor.

İktidarın bunda payı yüksek. Örneklerle açıklayayım.

  • RTE  ön saflarda cenaze namazında ve imamın ağzında bir beddua şöyle diyor cemaate: “o imam Allah bizi okumuşların şerrinden korusun”
  • Enerji Bakanı Taner Yıldız okuma oranı artıkça AKP oyları düşüyor demişti.
  • Zorunlu eğitimden vazgeçilip 4+4+4 ucubesi ile imam hatiplerin dayatılması, zorunlu din dersleri, peygamberin hayatı, Osmanlıca vb ile dini referanslı derslerle taçlandırılması.
  • Değişen sistemler, bakanlar, yandaş sendikadan olmayan kimsenin okullarda müdür olamaması.

Bu dört örnek bile ülkemizde eğitimden çok biata dayalı sistemin etkin olduğunu ve yedi milyon sayısının yine de iyi bir rakam olduğunu düşündürüyor. Çocuk yaşta evlilikler, çıraklık eğitimi adı altında erkek çocukları okuldan kopartma, imam hatipleri dayatarak üniversiteyi hayale indirgemek maalesef sayıyı bende iyimser bir rakam olarak geliyor.

Ülkemizde gazete okuma oranlarına bakalım :
ilk beş gazete sıralaması 1,5 milyona tekabül ediyor. Özellikle satışlar hafta sonları daha çok artıyor.

1- HÜRRİYET      340.898

2- SÖZCÜ             322.829

3- SABAH             313.989

4- POSTA              302.919

5- HABERTÜRK  253.256

Muhalif basın ki ilk kırka listeye girebilenler bunlar. Sayı çok küçük fakat yandaşların bedava gazetelerine rağmen yine de iyi bir rakamdalar.

30- BİRGÜN        20.274

40- EVRENSEL      4.751

Dergiler, gazeteler, mesleki yayınlar, kitaplar hepsinin yıllık tirajı okur olarak görülebilecek kişi sayısı beş milyon insana sirayet ediyor. 80 milyon nüfuslu ülkemizde bu sayıda içler acısı.

İdeolojik, felsefi yayınların rakamlarına da ulaştım. O kadar küçük rakamlara ulaştım ki yazmasam daha iyi ve dünya ile ülkemiz kıyaslamasını da yazmayacağım ağlanacak hallerde okuma ile ilgili maceramız.

Sosyal medya bu rakamların dışında çünkü tıklanma oranına bakarak okunup okunmadığını bilemiyoruz. Aynı şekilde alınan gazete ve dergilerinde okunup okunmadığını takip edemeyiz. Ancak şöyle bir yöntemle ele avuca sığmasa veyahut da rakamlara dökemesek de çevremizde kitaplar hakkında okuduğu, makaleler hakkında konuşan, görüş beyan edenleri sevin. İyi bakın onlara çünkü kapitalizm ve ülkemizdeki gerici hegemonya onları tüketme yolunda hızla ilerliyor.

Kimliklerinin din hanesinde yazanı bilmeden körü körüne “elhamdülillah Müslümanım” diyen bir güruh ile karşı karşıyayız. O dinin içinden çıkan Karmatilik, Şiilik, Haşhaşilik gibi farklı örgütlenmelerden bi’haberler. Belki de çoğu Şeyh Bedrettin’i,  Börklüce Mustafa’yı, Torlak Kemal’i, Ali Şeriati’yi duymadı bile. Osmanlıcılık oynayıp patlak veren isyanlardan da bir nebze olsun haberli değil, Celali İsyanları’nın nedenleri, Lale Devri, Şah İsmail, Cem Sultan, Pirsultan’ı, hiç mi tarihi merak etmez? Kimliğinde İslam yazan fakat günü kurtarma derdine düşmüş bireyler, savaş oyunlarına yönelen gençliğimiz ise tarihteki yaşanmış savaşları hiç mi merak etmez? Bugün Suriye’de çırpınan emperyaller, dün nerelere çırpındı ve boğuldu tarihin süzgecinden sorgulayarak öğrenebiliriz.

İsimleri farklı olsa da savaşların genel olarak hepsinin altında kökeninde çıkar yatar. Dünyanın en karanlık yapılanması CIA binasında gerçeği öğrenmelisin. Çünkü ‘gerçek seni özgür kılar’ yazısı asılıdır. Bizim ülkemizde görenler vardır emniyette ‘Allah yok, peygamber izne çıktı’ yazarmış.

Kültür farkı ne diyelim. Okumak bizlere sahip olduğumuz değerleri hatırlatmaya yarar. Yedi milyon okuma yazma bilmeyen insanlardan çevrenizde varsa eğer lütfen onlara rica edin size isterseniz okuma yazma öğretebilirim diye. Karanlıkları aydınlığa çevirmek elimizde. Doğum günü, özel diğer günlerde sevdiklerimize kitaplar alalım. REDaktif gibi muhalif siteleri insanlara önerelim. Okuduğumuz gazeteleri bir yerlere bırakalım, belki birileri daha okur.

Jöleli danışmanların olduğu ülkemizde, okumanın önemi daha çok artıyor. Cehalet öldürür. Ülkemiz ülkücüsü ‘dokuz ışıktan’, Turancılıktan bi’haber, gönül bağı ile vatan-bayrak edebiyatı ile milliyetçilik yapmaya çalışıyor. Karşılıklı iki kelam edelim fikir tartışalım diyorum, kabalıktan öte bir dil göremiyorum. Aynı şekilde Kemalistlerin 6 Ok ve Nutuk’tan öte sözü yok. Aşın kendinizi artık. FETÖ’cular ise daha komik. O kadar yıl tapın, sonra baskın korkusu ile Hoca efendi dedikleri imamın kitaplarını sağa sola at.

Gerçi benimde kitaplarımın başına birşeyler geldi. Sene 1996’da 6 gün gözaltına alınmış, çıkışta evde kitaplarımı bulamamıştım. Evde anneme sorduğumda polis evi basar diye yaktık dedi. Eski bir alışkanlık 1980 darbesinde de dayımın kitaplarını yakmışlar. Milyonlarca kitap 12 Eylül karanlığında kah devlet tarafından, kah çocuğumun başına iş açacak diye aileler tarafından yakılmıştı. Aksak Timur da Bağdat Kütüphanesini yakarak bugünlerdeki artçılarına o dönemden yol göstermiş. Bağzıları abartıp kitapları değil insanları yakmış otellerde. Şimdide iktidardalar. Bizler örgütlenmezsek ülkece yakılacağız. İşte bu kadar kelamın sebeplerinden en önemlisi, gericilik bizleri topyekûn yok edecek.

FETÖ ile alakası olmayan muhalif her kesim hedeflerinde. Gerici Akit gazetesinde ‘sayın Cumhurbaşkanım artık şeriata geçelim’ istekleri, ‘çok yakında kutlu günler gelecek kadınlar dekolte giyemeyecek’ diyen, tecavüzcü Ensar artıkları da cabası.

Sokaklar sürü psikolojisi ile hareket etmek istemeyen, koyun olmayı kendine yediremeyen, uyanmış, bilinçli fakat çoğunluğu örgütsüz insanlarla dolu. Silkelenip, göklerde özgür kuş misali aydınlığa uçmanın vakti gelmedi mi? Düşlerimizi bizim adımıza başkaları kuruyor. Korkularımızı başkaları inşa ediyor. Başkalaştıkça çürüme kitleler halinde oluyor. Zaman makinesi olsa ve insanları ilk çağlara komünal toplumların dönemlerine götürebilsek ve kimsenin kimseden üstün olmadığı tek derdin yiyecek, içecek olduğu kardeşçe yaşanılası bir zamanı gösterebilsek belki hayat daha yaşanılır hale gelir. Fakat böyle bilimsel bir icad olmadığına göre zamanı değiştirmek elimizde. En azından bulunduğumuz her ortamda farkındalık yaratarak, boş vakitlerimizi okuyarak geçirebilirsek esneme ve hapşırık gibi okumakta bulaşıcı olabilir. Bilinçli bir okur asla Saray’ın, FETÖ’nün askeri, faşistlerin kuklası, sermeyenin oyuncağı, Emperyalistlerin taşeronu, feodal ağaların maşası olmaz.

Yılmaz Güney’in seslendiği gibi: “Arkadaşlar! Dışarı da bir şeyler oluyor farkında mısınız? Uykuda olanları sarsın, uyandırın. Herkese söyleyin, yakında ışıklar kesilebilir. Karanlıkta ne yapacaksınız?”

Karanlıkta kitapta okusanız, bilinçlenseniz bile iş işten geçmiş olacak ve bugün tutsak edilenlere sustukça, sessiz kaldıkça yarın sıra sana gelecek.

İki de sorum olacak yazıyı bitirmeden önce: Hurşit Külter nerede? Diploma nerede?

Ayrıca kurbanlıklara acı vermeden kessinler. Kesmeyin yazıktır desek kimse dinlemeyecek, en azından işkence etmeyin ve en önemlisi asla çocukların önünde kurban kesmeyin. Madem kestiniz, kesemeyenlere de verin, paylaşın.

Tatil yapanların bol bol dinlence içerisinde okumalarını temenni ediyorum. Dostlukla kalın… Eskinin popüler mesajı ile şimdilik hoşçakalın!

OKU-OKUT!

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum