Musa Anter’in kaleminden: Kürt Çocukları…

musa_anter_cocuklar

Yıllardan beri Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin de imzaladığı, tüm milletlerce de kabul edilen Dünya Çocuk Hakları sözleşmesi vardır. Bu sözleşmede, her çocuk azınlık olsun veya azınlık kabul edilmeyen tüm etnik insanların çocukları; kendi anadilinde eğitim, okuma-yazma ve dini ibadetlerinde serbest olacaklardır.

Daha da birçok çocuk hakkı sözleşmede vardır. Türkiye genelde sözleşmeyi imzalamıştır, ancak Kürt çocuklarının kendi anadilinde eğitim yapma maddesine “çekince” koymuştur. Yani tüm dünya çocukları rahatça kendi anadilinde eğitim yapacaktır. Ama bu hak Kürt yavrularından esirgendiği gibi, üstelik her sabah Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarına,“Türküm, doğruyum, çalışkanım.” yalanı söyletilmektedir. Çocuklar dediklerini anlamamakta, birbirlerini dürterek alaylı alaylı gülmektedirler. Tıpkı bir kilise korosunda, Latince bilmeyen çocukların Latince ilahiler okumaları gibi veya Türk ve Kürt çocuklarına Kur’an ezberletmeleri gibi.

Tabii bu durum, yani bu çekince dünya kamuoyunda Türkiye için izahı zor bir ayıptır. Ve şu kadarını söyleyeyim, bu çekinceyi, kendi itirafı ile damarlarında Kürt kanı olan Turgut Özal imzalamıştır. Ama bunlara şaşmamak lazım, zira Türkiye garip bir ülke olmuştur.

Şimdi görüyoruz ki, yıllardan sonra Türkiye hükümeti bu çekincenin kaldırılması için TBMM’ye kanun teklifi getiriyor. Zararı yok geç kalındı, ayıplandık, ama demek yavaş da olsa aklımız başımıza geliyor.

Bu demektir ki, bundan sonra Kürt çocukları okullarda Kürtçe okuyacak ve bu çok da iyi olacaktır. Çünkü Kürt çocukları ilkokullarda ancak çat pat Türkçe öğreniyorlardı. Ayrıca bir ilkokul temel kültürünü alamıyorlardı ve bu kültür sakatlığı lisenin sonuna kadar devam ediyordu. Eh, herhalde bu kültürsüz Kürt çocukları, üniversitelerin merkezi sistem imtihanlarına girerek Galatasaray Lisesi, İstanbul Lisesi, Robert Koleji ve diğer bakımlı, bol hocalı Anadolu Liseleri’nin talebelerini sollayamazlardı.

Kürdistan’daki bu ütopik ilkokullar için iki tane enteresan öykü vardır.

Akarsu nahiyemizin bir köyünde yeniden ilkokul açıldı. Köyde Türkçe bilen kimse yoktur, askerlikte çat pat Türkçe öğrenip unutanlardan başka. Genç, güzel, iyi niyetli bir Türk öğretmen okula tayin edilmişti. Öğretmen sık sık bana gelir, dert yanardı. Nihayet Esat Bey adında bir ilkokul müfettişi, yılsonunda okulu teftişe geldi. Bir gün sonra müfettişle öğretmen bana misafir oldular. Babacan müfettişle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Musacığım okulun durumu çok enteresan. Bu durumda tek bir çocuk sınıf geçmiyor. Hocanın kabahati yok. Çocuklar değil okuma yazma, Türkçe’yi dahi anlamıyorlar.

-Peki Müfettiş Bey, siz ne çare düşünüyorsunuz?

-Efendim, biz bu Kürt sorununu Bakanlığa yazamayız., ancak bu yıl o köyde okul açılmadığını Bakanlığa bildireceğiz.

Köyümüzün okulunun 3.sınıfında hoca, talebelerine, “Hanginiz bir şarkı söylersiniz?” diye sorar.

Hoca:
-Haydi kızım, sen söyle bakalım.

– Tey lot ey lo tilluî

Girara bavê te furî

Hişter nankî tenurî

Kürt kökenli hoca korkuyor ve hemen “Olmaz, olmaz” diyerek kızı oturtuyor. Hoca ile görüştüm. “Musa Bey, zaten karakol komutanı olan uzatmalı çavuş bana takmış. Yarın, “Hoca çocuklara Kürtçe ders veriyor” dese ne olur?” dedi.

Ama ne şarkıyı söyleyen kız çocuğu ve ne de sınıf arkadaşları hocanın kızgınlığını anlamışlardı.

*Musa Anter’in 21 Temmuz 1992 tarihinde Özgür Gündem Gazetesi’nde çıkan yazısı… Musa Anter bu yazıdan 2 ay sonra katledilmişti… 20 Eylül’de… 24 yıl önce bugün…

Belki İlginizi Çeker

0 yorum