Tanıyoruz!

taylan_ozgur

Belki tanırdın ilk vurulanı, o gün hiç ağlamadık…
Hayır ağlamadık. Çıldırdık o gün çıldırasıya!
Adını çocuklarımıza verdik O’nun, çoğaldı…

Şair Ahmet Telli, kendine de yoldaş olan devrimci gençlerin ardından yazdığı ‘Kayıp Adresteki’ şiirinde, Taylan Özgür’ün adını ‘ilk vurulan’ olarak anar.

‘68 kuşağı olarak da bilinen devrimci öğrenci hareketine karşı ‘devlet eliyle’ sıkılan ‘ilk kurşun’un adıdır Taylan… ODTÜ’lü bir öğrenci olan Mustafa Taylan Özgür, kendisinin de içinde yer aldığı ODTÜ Öğrenci Birliği’nde seçimleri devrimci gençlerin kazanmasının ardından İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği (İÜTB) bünyesinde yapılacak seçimleri de kazanmak için Ankara’dan arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’a gelir. Taylan, kongrenin yapıldığı 23 Eylül 1969 günü, Beyazıt Kampüsü’nde güpegündüz sırtından vurularak katledilir.

23 Şubat 1948 günü doğan Taylan, 21 yıllık ömrüne güzel bir yaşam sığdırmayı başarmış, son ana kadar devrimciliği ve devrimciliğin gerekliliğini yerine getirmek için çabalayan biri olarak ölümsüzleşmiştir, Beyazıt Meydanı’nda… O’nun adını birkaç yerde duymuşuzdur hepimiz… 6 Ocak 1969 günü ODTÜ’yü ziyarete gelen ‘Vietnam kasabı’ Robert Komer’in Cadillac’ını ateşe verenlerden biridir Taylan…

1968 yılında ODTÜ’de, ‘o gün’den sonra bu isimle anılacak olan stadyuma ‘DEVRİM’i yazılayan dört devrimci öğrenciden biridir. Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’la birlikte 6 Mayıs 1972 sabahı idam edilen Hüseyin İnan, Nurhak’ta Sinan Cemgil ve Kadir Manga ile birlikte düşürüldükleri pusuda öldürülen Alparslan Özdoğan ve o kuşağın hayatta kalan isimlerinden, bugün Evrensel’de yazmakta olan Mustafa Yalçıner’le birlikte ömürlerini adadıkları güzelliğin adını kazıyıp üniversitelerine sahip çıkarak…

Belki de birçoğumuz O’nu, Deniz Gezmiş’in idam edileceği sabah, babasına yazdığı son mektubundaki şu satırlardan tanırız:

“…Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969’da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkışma…”

Deniz’in ‘yerine getirilmeyen’ vasiyetiydi Taylan. Cenazesi İstanbul’a götürülmediyse de Taylan’ın yanına da gömülmesine karşı çıktılar… Tıpkı Taylan’ın ODTÜ’de ‘İlim Ağacı’ altında gömülme isteğine karşı çıktıkları gibi…

Ama en çok da şu ağıttaki dizelerden tanıyoruz belki de Taylan’ı:

Böyle kalır sanma devran yola devam eder kervan
Öldü Sinan doğdu Taylan omuzladı silahını…

Bu ağıt, 30 Mayıs 1971’de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanları Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan ve Kadir Manga’nın Nurhak dağlarında askeri güçlerce katledilmesinin ardından yakılan bir ağıttır. Burada geçen ‘Taylan’ ise, Taylan Özgür’ün yakın arkadaşı olan Sinan Cemgil’e “Gidip dönmemek, gelip görmemek var. Çocuğun doğduğu zaman kız da olsa, erkek de olsa ismini Taylan koy” ricası üzerine doğacak çocuğuna verdiği isimden ileri gelir. O günden sonra ismi Taylan olan çocuklar, hem ‘Özgür’dür hem de Cemgil…

taylan_afis24 Temmuz 1968 günü İTÜ yurdunu basan polis kuvvetlerince ‘bir sabah uykusunda’ odasının penceresinden aşağı atılarak öldürülen Vedat Demircioğlu ile birlikte ‘68 devrimci hareketinin ilk fail-i meçhul cinayetidir Taylan Özgür’ün sırtından vurularak katledilmesi…

Vedat Demircioğlu ve Mustafa Taylan Özgür’ün katledilmesi, 12 Mart ‘71 faşist cuntasına zemin hazırlamış, darbenin ilk sinyalleri bu iki olayla verilmişti. Ayrıca, Taylan Özgür’ün kampüs bahçesinde hedef gözetilerek vurulduktan sonra yaralı olarak Kumkapı Polis Karargâhı’na götürüldüğü ve burada uğradığı işkence sonucunda öldürüldüğü de ortaya atılan iddialar arasındadır. Aradan geçen 42 yıllık süreçte, failler ‘bilinmesine rağmen’ yargılanmamış, kimileri ‘katil’ sıfatıyla yargılanıp kimi zaman verilen çelişkili ifadeler kimi zaman da delil yetersizliğinden (!) beraat ettirilmiş ve gerçeklerin üzerine örtülen sis perdesi kaldırılmamıştır.

Bu davanın ve katillerin peşini bırakmayan Taylan’ın ablası Hale Özgür Kıyıcı, kardeşine sıkılan kurşunun failini bugün hâlâ aynı inanç ve kararlılıkla aramaya devam ediyor. Kardeşini anlatırken “Onlar benim hâlâ küçük çocuklarım…” dediği Kıyıcı’ya olaya ilişkin bilgiyi, 1990’da emekli yarbay Talat Turhan verecekti:

“1978’de Fehmi Güneş’in İçişleri Bakanı olmasının ertesi günü Taylan Özgür’ün dosyasını kendisine verdim.”

O dosyada Taylan’ı bir polisin değil, bir üsteğmenin öldürdüğü yazıyordu. Hatta daha sonra yine Talat Turhan, bu olayla ilgili olarak “Türk gençliğine ilk kurşun, 1969’da Taylan Özgür’e biri polis, biri üsteğmen olmak üzere 2 kişi tarafından sıkıldı, devlet cinayet işledi.” (1) iddiasını ortaya attı. Daha önce de Lisan Çakıcı isimli polis memuru olayın faili olarak yargılanmış ancak sonuç alınamamıştı. 1975 yılındaysa o polis memurunun yurtdışında konsolosluk görevlisi olarak çalıştığı bilinirken, Ecevit hükümeti döneminde ülkeye getirilip, yargılanıp beraat ettirilmişti…

Başına kasket geçirmek, solcu veya ‘halkçı’ olmaya yetmiyordu besbelli!.. Devletin ‘derin’ kuralları söz konusuydu zira… Ki zaten CHP’nin solculuğu da olaya ‘bir devrimci’ müdahil olduğu noktada biter, tarih bunu hep böyle yazdı. O yıllardaki katillerin beraatından 2000 yılındaki 19 Aralık ‘Hayata Dönüş’ operasyonlarına kadar… Asıl adı ‘Tufan’ olduğu 11 yıl sonra gün yüzüne çıkan cezaevindeki ölüm orucu süreçlerindeki devrimcilerin katledilmesi sırasında da ülkenin başında yine dağlara taşlara ‘Umudumuz’ diye yazılan ‘Karaoğlan’ bulunmaktaydı. Bu olayda tıpkı öncekiler gibi, ülke siyasi tarihine kapkara bir leke olarak yazıldı… Abla Kıyıcı, durumu özetleyen cümleyi şu sözlerle dile getirecekti yıllar sonra:

“N’olur İspanya örneğini inceleyin. Derin devletin içinden sosyal demokratlar çıktı orada…”

Dün de Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Taylan Özgür’ü sevgiyle anıyorum’ diye ‘twit’lemiş… Biz kendisinden twit değil, icraat de bekleriz!.. Nâzım Hikmet’in ‘Güneşi İçenlerin Türküsü’nden de dizeleri eklemeyi unutmayan Kılıçdaroğlu’na biz de cevabı Nâzım’ın bir başka şiiriyle verelim:

Bir ölü yatıyor 
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.
(2)

Emekli bir binbaşının oğlu olan Taylan Özgür cinayetindeki sır perdesinin aralanabilmesi için, mecliste bir araştırma komisyonu kurulması gündeme gelse de; ‘gerekli destek’ sağlanamadı hiçbir seferinde… Taylan Özgür’ün katledilmesi, derin devletin ilk fail-i meçhulu olsa da son olmadı… Ve Erdal Eren, Metin Göktepe, Önder Babat, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Engin Çeber, Hrant Dink, Şerzan Kurt, Baran Tursun gibi isimleri unutmadan sayarsak eğer, son olmayacağı da aşikâr… Katilleri ve katliamlarıyla övünen ülkede meçhul katliamlar meşru, failler ise meşhur olarak elini kolunu sallaya sallaya dolaşmaya devam ediyorlar bugün hâlâ…

‘Belki’ diyordu ya şiirde Ahmet Telli… ‘Belki’ye lüzum yok! Bu aşağılık sisteme ve adaletsiz düzene başkaldıran onurlu gençlerden ‘ilk vurulan’ı da, 16’sından 25’ine kadar her yaşta idam edileni de, her türlü işkence de katledileni de tanıyoruz! Faili meçhullere tetikçilik edip kahpe kurşunları ‘kurşun atan da yiyen de’ ahlaksızlığıyla sıkan faili ‘meşhurları’ da elbet tanıyoruz! Tanığız! Tanığı olmaya da devam edeceğiz!.. Ölen her Sinan’dan bir Taylan doğurup çoğalarak günü geldiğinde hesabını sormak için ölümsüzleşenlerimizin..!

(1) Can DÜNDAR, Milliyet, 22.09.2208 tarihli yazısı

http://www.milliyet.com.tr/-/can-dundar/guncel/gundemyazardetay/23.09.2008/994533/default.htm

(2) Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü, Nâzım Hikmet

Yaşar Deniz IRLAYICI
(24.09.2011)

Belki İlginizi Çeker

0 yorum