Mor Sayfalar

taciz_haritasi

AKP Türkiyesi çocuk tacizi cenneti haline geldi. Yozgatlı bir ailenin 12 yaşındaki kız çocuğu, 3-4 yaşlarından beri akrabaları tarafından cinsel tacize uğradığını belirterek polise başvurdu. Hazırladığı krokide, tarih tarih uğradığı tacizleri sıraladı. Tacizleri kimin ve hangi evde yaptığını işaretler ve geometrik şekiller yardımıyla anlatmaya çalıştı.

Sözcü’den Ali Ekber Ertürk’ün haberine göre, son olarak geçen hafta tacize uğradığını belirten kız çocuğu, daha fazla dayanamayarak polise başvurdu. Savcılık soruşturma başlattı. Tacizle suçlanan iki kişinin de kamuda görevli oldukları bildirildi.

“Utanç krokisi”nden bazı notlar:

“Tacizin başladığı tarih: 3-4 yaş. 10-11 yaşa kadar. Yozgat: Büyükannemin ve teyzemin evi. Ankara: Halamın ve babamın evi. U.’nun tacizi. Elle. 1.5 ay önce. Halamın evi. O.’un taciz etme tarihi 30 Ağustos 2015.”

abdullah_cakiroglu_gozalti

Bipolar, şizofren falan dediler, tekmeci sapık Abdullah Çakıroğlu’nu gözaltına alıp saldılar. Ne var ki, tüm ülkede büyük bir öfke ve tepki yükseldi, polis saldırganı tekrar gözaltına aldı.

Bunun için bu kadar tepkiye mi gerek vardı? Özgecan’ı paramparça edip yakan o sapıklardan ne farkı var bu tekmeci Abdullah’ın? Ya da, bırakın Abdullah’ı bir kenara, saldırıya uğrayıp bayılan kadını otobüsten atıp yoluna devam eden o şoför niye gözaltına alınıp cezalandırılmıyor?

Bu soruların cevabı basit aslında. İktidarın ideolojisi, sapık Abdullah’ın ve aşağılık şoförün ideolojisidir! ‘Milli İrade’ dedikleri, ‘Abdullah İradesi’dir! Şimdi nazik günlerden geçtikleri için, büyüyen her tepki onları korkutuyor. Hemen geri adım atıyorlar, tepkileri yatıştırmaya, sonra yeni hamleler yapmaya çalışıyorlar.

Biz bu numaraları yemeyeceğiz. Halkın, tabii şuur sahibi halkın öfkesini yansıtmaya devam edeceğiz. Saldırıya uğradıktan sonra evden çıkamayan gencecik bir kadın için, Ayşegül Hemşire için bu vakanın üzerine gitmeye devam edeceğiz. Ayşegül’ün bu görüntülerini hiç unutmayacağız:

neriman2

Haber kadar haber dili de önemli. Artık kadınlara yönelik taciz ve saldırı haberlerini öyle bir aktarıyorlar ki, neredeyse tecavüze, tacize, saldırıya hak vermemizi isteyecekler.

15 senede iktidara benzeyen tüm medyayı kutluyoruz! Son ‘habercilik öttürmesi’ CNNTürk’ten geldi. Neymiş? Saldırganlar Neriman’ın giydiği elbisenin ‘dekolte’sinden cesaret almış!

Aynı zamanda kopyala-yapıştır haberciliğinin mükemmel bir örneği olarak Milliyet’ten CNNTürk’e, oradan oraya sıçrayıp duran tacizci medya dilinin önünde şapka çıkarıyoruz! Gurur duyuyoruz! Eminiz tecavüzcüler ve iyi hal indirimcileri de, ağır tahrik varcılar da bu dilden gayet memnundur!

Bakın aynı haberi biz de verdik, işte burada… Siz ise Neriman’ın dekoltesi peşindesiniz! Hep beraber tacizcisiniz…

nerimanmilliyet_neriman

18 yaşındaki Alev Karaduman...

İzmir’de, Bornova’da bir kadın, yanına gelen iki erkekle tanışmak istemediği için acımasızca dövüldü. Bursa’da ise, kendisini kaçırmak isteyen erkek arkadaşıyla gitmek istemeyen 18 yaşındaki Alev öldürüldü.

AKP iktidarı altında Türkiye kadınlar için tam bir cehenneme döndü. Artık kadınlar şort giydiği için uçan tekme yiyor, sokakta sarkıntılığa yüz vermediği için yüzü gözü dağıtılıyor ve sık sık öldürülüyor!.. Kadın cinayetlerinde inanılmaz bir artış yaşanıyor.

Bursa’da 21 yaşındaki Şuayip Hasan Atçı, evine gidip kaçırmak istediği kız arkadaşı 18 yaşındaki Alev Karaduman’ı, karşı çıkınca tabancayla vurarak öldürdü, ardından da intihar etti.

İzmir’de ise öğretmen adayı Neriman G. kendisiyle ‘tanışmak’ isteyen iki erkeğe “Hayır” dediği için suratı dağıtıldı. Neriman G. olayı şöyle anlattı:

tacizp
  • SEDA ZOBAROĞLU

Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 103. maddesindeki “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hükmü iptal etmiş. Karar, altıya karşı yedi üyenin oyu ile alınmış. İptal kararı altı ay sonra yürürlüğe girecekmiş!

Söyleyecek söz, edilecek bedduamız kalmadı;  gün yüzüne çıkmamış küfürlerimiz boğazımızda tıkandı kaldı artık. Kadınları öldürdüğünüz yetmedi, cinsel saldırıya geçtiniz kesmedi. Sarışını esmeri bu dünyada yemediğiniz “kedicik” kalmadı. Bu millete dini, inancı, cenneti; seks turizmine gidecekmiş edasıyla tanıttınız doymadınız. Mabadda kırık salatalıkla hastane koridorlarına düştünüz, hastanelerin acil servislerini izdivaç programı şekline büründürdünüz, utanmadınız.  Size söyleyecek ne kaldı bilmiyorum ama madem bir zamanlar ceza görmedi bu sözler; şimdi ben de tekrarlayayım: Şeyini şey ettiğimin şeyleri; Allah belanızı versin abicim!

84ea7144-b34c-46e9-9f98-67968ae2504a

Başörtüsüz kadını perdesiz eve benzeten düşünce, kadını artık cami bahçesinde bile görmek istemiyor.

Kadını sadece doğuran, cinsel bir obje olarak gören AKP iktidarının zihniyeti, kadını sosyal hayattan soyutlamak, eğitim alanından, çalışma hayatından uzak tutmak için, sözde kadının lehine olan  her türlü kanun düzenlemeleri yaptığı gibi sahtekar, türlü şarlatanlık peşinde olan din adamları ile de “dinin emirleri” adı altında  kadını eve kapatmaya çalışmaktadır.

Her türlü söz ve davranışla kadını aşağılayan AKP  iktidarına destek veren bu düzenbaz kadın düşmanı din adamları, kadını artık cami bahçesinde bile görmek istemiyor. soL’da yer alan habere göre, İstanbul Ataşehir’deki İlknur Camisi’nin bahçesinde asılan bir levha kadınların tepkisini çekiyor. Levhada “Bu bölüm cami cemaatinin kullanımına ait olup bayanların oturmaması önemle rica olunur” şeklinde uyarı yazılmış.

Uyarıyı gören kadınlar, “Cami cemaatine ayrılmış bir bölümse, niçin sadece kadınların oturması yasaklanıyor. Hayatın her alanında kadın düşmanlığı yaygınlaşıyor. Gündelik hayatın içinde bir cami bahçesindeki bu uyrı, kadın düşmanlığının dışa vurumu” diyerek tepki gösterdiler.

İktidara geldiği günden beri AKP ve onlara destek veren yobaz bütün din adamları İslam dininin neredeyse bütün emirlerinin sanki  sadece kadınlar üzerinde olduğunu yazıp çizerken cami bahçesine bile kabul etmeyişleri ne kadar sahtekar dindar, ne kadar şarlatan, ne kadar düzenbaz adamlar olduklarının da göstergesidir.

Yaratmaya çalıştıkları çalışmayan, doğuran, yemek yapan evde oturan sözde dindar kadını camiye bile kabul etmeyen zihniyetin kadın düşmanlığının da geldiği son nokta budur işte.

CluNI3kWYAAD7_y

Allah’ın sevCluNI3kWYAAD7_ydiği yazarmışım. Ha şimdi ha sonra derken bir türlü Çilem Doğan’ın tahliyesi üzerine yazmam gereken yazıyı yetiştirememiştim. Tam yazıyordum ki Çilem ve avukatının yaptığı yeni açıklamalar olayı bambaşka bir boyuta taşıdı. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın ziyaretiyle ilgili yaptıkları basın açıklaması tam bir fiyaskoydu. Orada söylenen cümleler bir yana Çilem‘in bakışları, yüz ifadeleri ve duruşu az çok insan tanımaktan anlayan, vücut dili okuyabilmeyi öğrenmiş herkesin dikkatini çekecek cinstendi. Şeytan kulağıma fısıldadı: “Bu işin içinde bir şeyler var.”

Televizyonun başındaki eşim Hayatın Sesi TV’de canlı olarak gösterilen Çilem ’in tahliyesini izlemem için bana seslendiğinde çok sevindim. Haklı ve meşru müdafaa yapmış, erkek şiddetine maruz kalmış bir kadının tahliyesi son derece heyecan vericiydi. Hele hele bunca kamuoyu desteğinin bu tahliyede etkili olmuş olması ümitlerimizi pekiştirdi. Ancak samimiyetime ne kadar inanırsınız bilmem ama o görüntüleri izlerken eşim de ben de: “Bakışlarında bir şey var. Hareketleri pek güven vermiyor.” diye düşündük. Düşündük ama bizimkisi sadece içgüdüydü. Ve konunun kadın sorunu olmasından mütevellit düşüncemizi yuttuk.  Tahliye olan Çilem, haklı bir kadındı. Güçlü bir kadındı. Ve verdiğimiz ses, omuz işe yaramıştı.

Çilem’in açıklamalarını dinledim. Hakkındaki haberlere ulaşabilmek için bol bol interneti taradım. Verdiği röportajları izledim. Gördüğüm manzara; Çilem’in cezaevindeyken son derece politize olduğu, ders aldığı, örgütlü mücadelenin önemini anladığı idi. Ancak bir süre sonra avukatıyla birlikte yaptığı basın açıklaması neticesinde gördük ki başına gelenlerden yeterince ders almamış. Başına gelen kötü olaydan yaralanmış, sonunda zaferle çıkmış, 50.000 lira tazminat bedelini hemencecik bulup oh deyip rahatlamış, birden bire popülerlik kazanıp şöhrete kavuşmuş bir kadına dönüştü Çilem. Oysaki yaşayıp tecrübe ettiklerinin sonucunda örgütlü mücadelenin ne muazzam bir şey olduğunu öğrenmiş ve kendisine omuz verenleri karalamak yerine onlara minnet duyacak noktaya gelmiş olmalıydı.

Kadın sorununa doğru yerden yaklaşabilen bir sağ parti henüz görmedim. Kadın meselesi onlar için “Yahu dinimizde kadın çok önemli. Kuran’da kadın adı altında bir sure bile var.” seviyesinden öteye gitmemiş. Sıkıştıkları yerde “Kuran’da kadını dövmek var.” diyen, buna karşı tez üretenlere de; “Bir kere hatırlatınız. Söz ile uyarınız. Anlamazsa o zaman dövebilirsiniz.” mealinde bir öncekinden çok da farklı olmayan açıklamalarla kendilerini rahatlatmaya çalışmalarının ötesinde bir yerde zuhur etmiyor ne yazık ki. Zannedersiniz ki sirk hayvanı terbiye ediyorlar. Ki o da yanlış bir şey de şimdi bu yazımızın konusu değil. Söz ile anlamazsa dövebilirsiniz! Yani kadının her türlü gelişimsel, fiziksel, psikolojik varlığı erkeğe endeksleniyor ve bu ülkenin büyük çoğunluğu hayata buradan bakıyor. Bu açıklamayı yapma nedenim şudur ki; Çilem’in MHP Adana milletvekili adayı avukatı İsa Ayanoğlu, “Ayanoğlu Hukuk Bürosu” reklamını göğsünü gere gere yapmış, Çilem de kendisine bu konuda yardım etmiştir. Sağcı bir avukatın kadın sorununu ne kadar anlamış olduğu ortadadır. Ancak anladığım kadarıyla bu ülkede her konuda hakkınızı alabilmek için sağcı olmalı, siyasi partilerle ilişiği olan avukatlarla çalışmalısınız. Demek ki Nevin Yıldırım’a, Gülfidan Kuşoğlu’na, Ayşegül E.’ye, Hanım Korkmaz’a, Nilüfer K.’ya, Yasemin Kaymaklı’ya, SelmaYıldız’a, Nafiye Kaçmaz’a, Hatice Çiçek’e ve daha adını bir yerlerde unuttuğumuz nice mağdur fakat cinayetle hapis yatan kadına bir sağ partiden milletvekili adayı avukat gerekli.

Gelelim Çilem’in yaptığı lüzumsuz açıklamaya. Kameralara güzel güzel poz verirken sonradan çark etmesiyle ile ilgili iki tahminim var. Birincisi; dava şu anda Yargıtay’da. Yani her an kefaletle serbest kalma kararı bozulup Çilem yeniden cezaevine gönderilebilir. Hepinizin malumu hükümetin, Kürt Hareketi ve HDP’ye açıkça bir nefreti olduğu için Çilem, davanın seyrinin bozulmasından korkmuş -ya da öyle akıl almış- olabilir. İkincisi ise bu görüşmeden yalnızca Çilem değil MHP’li avukatı da tepki almış olabilir. Belki de bu açıklama avukatının otokontrolüdür. Nihayetinde avukatın iştahla açıklama yapması gözden kaçacak gibi değildi. Haberimiz yoktu eve geleceklerinden diyor Çilem, amenna. Fotoğrafları yayınlamayacaklarını söylediler ama yayınladılar diyor amenna. Hadi bunlar kızgın olmak için haklı gerekçelerin olsun. Ancak ahde vefa denen bir şey vardır. Mesela sen cezaevindeyken sokaklara dökülüp slogan atan, senin için imza toplayan, sosyal medyada seni savunan paylaşımlarda bulunan, serbest bırakılınca ülkenin pek çok yerinde senin için halay çeken kadınların içinde çok sayıda HDP’li vardı. Senin için az veya çok mücadele eden kadınların en az % 90’ı CHP, HDP veya diğer sol partilere/yapılara mensup insanlardı. Yalnızca kadınlar mı? Sana HDP’li binlerce erkekten de destek geldi. Seni siyasi malzeme yapıyormuş HDP. İzin ver de yapsın o kadar. Keşke AKP’den,  MHP’den ya da CHP’den birileri de seni ziyarete gelseydi de onlara da siyasi malzeme olsaydın. Ne kadar çok malzeme olursan o kadar çok dile gelir kadın sorunu. Ne kadar çok gündemde sıcak tutarsak bunları, senin durumunda olanlar feraha çıkar. Mesela 14 yıldır iktidarda olan ve tüm gücü elinde tutan AKP iktidarı, keşke kadın haklarına dair çok somut işlere girişse de sonra bunun reklamını yapsa. Vallahi duble yolların reklamını dinlemekten bıktım usandım. 11-12 yaşlarında onlarca çocuğun tecavüzüne ortam sağlayan Ensar Vakfı’a verdikleri desteği vermediler sana. Hâlbuki Ensar Vakfı’nı bağırlarına basmışlardı. Bu ülkenin kirlenmiş siyasetinden ümit beklemiyoruz ama siyaset reklamı, reklam gücü doğuruyor ne yazık ki. Hani bu işlerin jargonunu öğrenmişsin de göğsünü gere gere “Kirpiğimiz yere düşmesin” ya da “Her şey Mira’nın gülüşlerini süslemek için” falan diyorsun ya hatırlatayım bunların hepsi sol siyasetine dair cümleler ve HDP’li kadınlar da bolca kullanırlar. Ha gelecekte bir sağ partiden milletvekilliği adaylığı gibi planların varsa bilesin istedim. Benimkisi tamamen iyi niyetten.

Medya deniz olmuş, internet okyanus. Bu işleri araştırmaya koyulunca hangisi yalan, hangisi gerçek bilemediğimiz türlü türlü haber okuyorsunuz. Kimi haberlerde Çilem’in Figen Yüksekdağ’a “Allah razı olsun.” dediği falan yazıyor. Doğruluğundan emin olmadığım için bir şey diyemiyorum ama emin olsaydım Çilem’e dilim daha sert olurdu.

Gelelim HDP cephesine. Açıkçası bu haftaki grup toplantısında bir açıklama bekliyordum ama gelmedi. Olasıdır ki bu konuda kendi hataları da var. Konu uzasın istememiş olabilirler. Figen Yüksekdağ’a da kefil değilim. Ama Çilem için ter dökmüş, emek vermiş, konuya sınıfsal bakmış tüm kadın yoldaşlarımın kefiliyim. Her biri tek tek tertemiz yüreklerle teröre değil barışa, kadın onuruna, anayla evladın bulaşmasına hizmet ettiler ve HDP’ye de oy verdiler. En nihayetinde mecliste bulunan dört parti içinde kadın sorununa en fazla eğilen parti HDP. Eş genel başkanlık sistemi olan ve bu sistemde kadınlarla erkeklerin aynı yerde saf tuttuğu, kadına eksik etek, eli hamurlu gözüyle bakmayıp siyasi hayata bilfiil dâhil eden bir zihniyete sahip HDP. Hele hele AKP ve MHP’yle kıyaslamamız mümkün dahi değilken, CHP’de ise liberal politikaların arasından sıyrılabilen bir konu olduğu zamanlarda ara sıra değinilirken HDP’nin kadın sorunsalı üzerine göğsünü gere gere gitmesi ve bunu kamuoyuna lanse etmesi gayet normaldir. Derdim HDP güzellemesi yapmak değil. Elbette birçok yönden HDP’nin de eleştirisi yapılır. Fakat kadın sorunu bağlamında MHP’li bir avukatın HDP eleştirisi çok samimiyetsiz olmuş.

Başınıza her ne gelirse gelsin konuya sınıfsal bakmıyorsanız işin sonunda hata yapıp tökezliyorsunuz. Örgütlü mücadele her zaman iyidir. Ancak içinde bulunduğunuz grup, burjuva ahlakına sahip olmamalı. O zaman işler temiz yüreklilikle yürümüyor.  İyi niyetli olmayınca da gün geliyor bir aklı evvelin lafına kanıp size gerçekten yârenlik eden ve her zaman etmeye hazır olanları küstürüyorsunuz. Olsun bakalım. Bu da böyle olsun. Sevgili Çilem küsmedik de kırıldık sana. Böyle olmasa daha iyiydi. Korkma korkma, biz yarı yolda bırakmayız kimseyi. Başta sen olmak üzere erkek egemen dünyada ezilen her kadının, Kürt mü Türk mü, Sünni mi Alevi mi,  türbanlı mı mini etekli mi, sağcı mı solcu mu demeden yanında oluruz. Bize el uzatan, kapımızı çalan, omuz veren her kim varsa da başımızın üzerinde taşırız. Ayrımımız olmaz. Öyle öğrendik biz. Öyle içimize işledi evrensel ahlak yasaları. Yani sonradan kirpiğimiz yere düşmesin demekle mücadeleye dâhil olmadık ya da başımıza bir hâl gelince kadın mücadelesinde ben de varım, demedik. Hep vardık. O nedenle başın sıkışırsa yine geliriz. Ama o kadar. Hayırlı işler sana.

cilem-dogan-davasi-basladi-bize-dusen-cilem-i-yuz-binlerce-kadina-anlatmak-116445-5

Kocası tarafından fuhuşa zorlanan ve şiddete uğrayan, kendisini korumak için 33 yaşındaki kocası Hasan Karabulut’u tabancayla vurup öldüren Çilem Doğan’ın davasında karar verildi.

“Yakın akrabayı öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanan Çilem Doğan’ın iyi hali göz önünde bulundurularak 15 yıl hapisle cezalandırıldı.

Erkek egemen zihniyetin, sokaktan siyasete, evden okula ve artık nihayet yargıya bulaştığının kesin emarelerini görüyoruz. Tecavüze uğradığı ve şiddete maruz kaldığında yine suçu kadında arayan zihniyetin egemenliği giderek korkutucu bir boyut alıyor. Pakistan’da diyanetin tecavüze uğrayan kadın davasında DNA kanıtlarını reddedip, “4 erkek şahit getirilmesi gerektiği” kararına bakınca giderek geriye gittiğimizi rahatça görebiliyoruz.

Dava öncesi Adana Adliyesi’nde Çilem Doğan ile dayanışmak için toplanan kadın örgütleri bir basın açıklamasında bulundu ancak duruşma salonuna “yer yok” gerekçesiyle alınmadılar. Avukatların konuşmalarının ardından son sözlerini söyleyen Çilem Doğan; “Şu adliye koridorlarında yüzüm mor şekilde çok dolaştım koruma kararları için. Başka bir seçeneğim kalmamıştı,” dedi.

Mahkemenin açık bir şekilde meşru müdafaayı göz ardı ederek, hukuku ve adaleti yerle bir ettiği davada, Çilem Doğan’ın bir manifesto niteliğindeki savunmasını gururla paylaşıyoruz:

“Bir de ne yalan söyleyeyim, hayatta kalmış olmanın saklayamadığım bir sevinci var içimde. O ölmese ben ölecektim.

O size, beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti, başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı, benim patlıcan fazla pişti diye, perdeler azıcık kirlendi diye, masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti. Kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti.

Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var. Biraz yan gülmüşüm. Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti.

Karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti.

Siz onu 3-5 yılla yargılayıp, namusu kirlendi diye mazur görüp, yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama.

Oysa namus benimdir Hakim Bey, bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam.”

IMG_5795 (1)

Memleketteki taciz, tecavüz ve sapıklıklara Ramazan da engel olamıyor.

Üniversiteleri istediği gibi dizayn etmeye çalışan AK gericilik, şimdi de liselere el attı ve her gün yeni bir olay ile karşılaşıyoruz. Bu seferki olay ise sapıklığın dinbazlık kılıfı altında gerçekleştirilme özelliği taşıyor.

Kadıköy Lisesi Müdürü Mustafa Yavuz, öğrencisine, “Kıyafetin tahrik edici, orucum bozulur,” dedi.

Genç bir öğrenciye ne gözle bakıldığı ve kılığından tahrik olabildiğini gösteren eğitimcilere ve onların cesaret ederek ortaya çıkmasıyla her geçen gün biraz daha göze batıyor. Eh, Cumhur’un Başkan’ı sıfatındaki kişi, “Vapurdan inen kızlara bakıyorum, kıyafetlerini inceliyorum derse, cemaat cesaret alıp ne yapmaz?!”

Sapıklığın daniskası diyebileceğimiz ve çocuklarımızı kimlere emanet ettiğimiz konusunda ciddi rahatsızlık uyandıran örnekler birer birer ortaya dökülüyor. Sosyal medyadan, “Tacizci Müdür Mustafa Yavuz’u teşhir ediyoruz,” ismiyle çıkan bildiride yaşanılan diyalogların iğrençliği ise şöyle:

“Pantolon ve tayt giyen kız öğrencilerin bacak arasına bakınca tahrik oluyorum.”

“Sen bu bacaklarla otobana çık.”

“Okula mı geliyorsunuz, nereye geldiğiniz belli değil.” 

“Bu sözler Beykoz’daki bir okulun din öğretmenine, Tarsus’taki müdür yardımcısına, herhangi bir okulun  herhangi bir öğretmenine, müdürüne, müdür yardımcısına ait sözler. Bu sözlere yaşamın her alanında tanık oluyoruz. Bazen bizzat bize söyleniyor, bazen en yakın arkadaşımıza, bazen sıra arkadaşımıza, bazense hiç tanımadığımız birine söyleniyor.” 

“Üzerindeki kıyafete bakamam, tahrik edici, bakarsam orucum bozulur.” Bu cümle ise hepimizin pek yakından tanıdığı İstanbul Kadıköy Lisesi’nin yani bu okulun müdür yardımcısı olan Mustafa Yavuz’a ait. Tacizci Mustafa Yavuz geçtiğimiz günlerde bir kadın arkadaşımızı odasına çağırıp: “Bu üstündeki etek ne böyle, böyle okula mı gelinir, sana bakamıyorum bakarsam orucum bozulur,” sözleriyle taciz etti. Bu olayı diğer müdürlere anlatan arkadaşımıza öğretmenler, müdürler, susmasını ve bu olayı kimseye anlatmamasını söyledi. 

Cansel ve birçok arkadaşımız okul idaresi, öğretmen, erkek egemen sistem tarafından susturulduğu için yaşamına son verdi. Ama biz susmayacağız susarsak neler olacağını çok iyi biliyoruz. Eğer susarsak bu sözler, tacizler, tecavüzler yaşanmaya devam eder. Bu yüzden yapılan tacizlere, tecavüzlere, baskılara karşı susmayıp dayanışmayı büyüteceğiz. Çünkü şimdi ses çıkarma, harekete geçme zamanı. Çünkü şimdi dayanışma zamanı.”

-BİR REDaktif OKURU-

Bunca yıllık kadın menşeli bir insanım, hayatımda bir kez olsun çocuğum olsun istemedim. Ama deliririm çocuk görünce sevgiden. Alırım oynarım, saatlerimi geçiririm onunla, canımı yesin ama yorulunca annesine babasına veririm, oh mis; sen sağ ben selamet. Ve fakat padişah hazretlerimiz, hazreti sultan büyüğümüz buyurmuşlar ki  “Çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın, aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun eksiktir, yarımdır. Kadın insanın yarısıdır. O yarısı olmazsa insan da olmaz.”

Hadi anne olmayı istemediğimize inanmadın, velev ki kız kurusuyuz. Eee ne yapacan? Anne olmayı çok isteyip olamayan kadınlardan ne istedin? Allah öyle yaratmış da sen mi karar verdin onun yarattığının yarım olduğuna, eksik olduğuna?! Hatamla sev beni padişahım diyecem, REDaktif okuyucusu bir “eksik, yarım kadın” olarak cevabımı yollayacam, sen de kusura bakmayacan şimdi. Haydi selametle hacım benim…