Sanatsal

Bu memleketin türkülerini değil sesini komünist bulduğu Ruhi Su! “Ellerin Kabesi var, benim Kabem insandır” diyerek ömrünü türkülere adamış bir halk sanatçısı. Yakalandığı hastalıktan kurtulmak, tedavi olmak için yurtdışına çıkışına izin verilmediği için 20 Eylül 1985’te  yitirdiğimiz çağdaş ozanımız Ruhi Su ile şiirimizin ozanı Hasan Hüseyin Korkmazgil’in konuşmasını yıl dönümünde sizler için yayınlıyoruz.

Anısına saygıyla!

Akı karasından çok, dalgalı, gür saçlarla çevrili vakur bir yüz. Ve bu yüzü gizli bir el gibi dolaşan, acı, öfke, umut, sevgi ve dostluk karışımı, ince, ipince bir gülümseme. Tok, işlenmiş, ölçülü bir ses. Uyanık, bilinçli, tane tane sözcükler. Fırtına öncesi gibi bir adam.

“BİR YERDE TÜRKÜLER NE KADAR GELİŞMİŞSE, ANLATIM GÜCÜ NE KADAR ARTMIŞSA, ORADAKİ KOŞULLAR O ORANDA AĞIR DEMEKTİR”
Bu adamla kötü şey konuşulamaz, diyor insan. Bu adamla sanat konuşulur, türkü konuşulur, halk konuşulur, güzel ve güzellik konuşulur, dostluk konuşulur, kötü şey konuşulamaz. O ince İstanbulluluğun altında gürül gürül, inim inim, iniş-yokuş, eşkıya bir Anadolu. Göğsünde bir ak güvercin tutuyor gibi. Göğsünde tuttuğu güvercini kendi elinden, kendi kolundan, kendi gövdesinden koruyor, kıskanıyor gibi.
“Ooo, çok severim çayı! Dudak rengi, dudak sıcaklığı, dudak dudağa… ”
Elindeki çay bardağını gözleri hizasına kaldırıyor, sevgiyle bakıyor çayın rengine: “İşte böyle… Sıcak olmalı, keklik kanı olmalı ve silme dolu olmalı. Severim çayı!”
Ve çay birdenbire güzelleşiyor.

tumblr_n69xf8chip1rpldjco1_500

“Kimi Adanalı bilir sizi, kimi Vanlı, kimi Sıvaslı…” diyorum.
“Doğum yerim Van. Adana’da büyüdüm,” diyor.
“Benim de lise yıllarım Adana’da geçti. Güzel yer, Adana.”
Çayını hazla yudumluyor.
“Güzel ve değişik… Çocukluğumun ve gençliğimin gelişmesini, insanından bitkisine kadar, Çukurova’ya ve çevresine borçluyum.”
“Aile çevrenizde müziğin yeri nedir? Bugünkü çalışmalarınızı konservatuvar yıllarına kadar uzatmak mümkün mü?”
“Türkülerle olan ilişkim, çocukluğuma kadar uzanmaktaysa da, bu konuda bilinçlenmem Devlet Konservatuvarı’nda başladı.”
Duvarda asılı sazı alıp oturuyor sedire. Dik ve usta. Taşları yontup hazırlamış. Bu taşlarla ne yapacağını iyi biliyor. Onun sanata saygısı karsısında son derece duygulanıyor insan. Ruhi Su, işlenmiş sesin ötesinde başka bir şey. Örneğin bilinç, örneğin sesin başkaldırısı, örneğin halkın diri yanı, durmadan yenilenen yanı. Ruhi Su’yu dinlerken tarih bilinciyle coşmamak elde değil.
“Kaç yıl sustunuz Usta? Bu susuşun bugünkü sanatınızdaki payı, etkisi, rengi sizce nedir?”
Bağlamayı bırakıp sedire, çayına dönüyor.
“1945 yılına kadar radyolarda söyledim. Türkü söyleyenin susması, türkülerin susması demek değildir. Bu türküleri ortaya koyan, hayatın kendisidir, halkın içinde bulunduğu koşullardır. Bu hayat, bu koşullar sürüp gidecek, fakat bu türküler söylenmeyecektir denilemez.”
Birden bir fırtına yalayıp geçiyor yüzünü, sesi daha tok, daha öfkeli, daha kesin bir ton kazanıyor:
“Akşam öten kuştan kork, sabah solunda uyanmaktan kork, fukaradan kork, dostluktan, türkülerden kork. Bir düzen; türkülerinden korkmaya başladı mı, artık o düzeni kimse ayakta tutamaz. Nesimi’nin derisi yüzülmüş, Pir Sultan Abdal asılmış; fakat bütün asmalara kesmelere rağmen, ne o düzen kalmış, ne de o debdebeli sultanlardan bir kimse…”

tumblr_nbfdhyskok1rpldjco1_500

Konuşmuyor, türkü söylüyor sanki. Kırık dökük bir tek sözcük çıkmıyor ağzından, her sözcüğü yontmataş gibi sağlam, ölçülü, dengeli.
“Sabahacak kandilleri yanardı
Soytarılar fırıl dönerdi
Ha diyende beş yüz atlı binerdi
Alnı top zülüflü beyler nic’oldu
” diyor sanki.
Hayat akıp gidiyor. Beyler, sultanlar göçüyor. Saltanat da, zulüm de, debdebe de kimseye kalmıyor. Yaşayıp giden sadece türküler, türkülerde halk. İşte bitmeyen, susmayan sadece bu ses! Ruhi Su, bu damara bağlamış kendini.
“En son yaptığınızla ilk yaptığınız türkünün adları ve aralarındaki ayrım sizce nedir? İkisi arasında kaç yıl geçti?”
“Yapmak sözcüğünü ‘söylemek’ anlamında kullanıyorsanız, ilk söylediğim türkülerle bugün söylediklerim arasında kırk beş yıla yakın bir zaman geçti. Yok, ‘bestelemek’ anlamında kullanıyorsanız, benim işim genellikle icracılıktır.”
“Halk türkülerinin doğuş nedenlerine, yani -bir bakıma- özlerine inmek ve sanatınızı oradan başlatmak gerektiği görüsüne ilk nerede, hangi tarihte, ne gibi etkiler ve koşullar altında vardınız? O sırada batıda bunun örnekleri var mıydı?”
“Söylediğim gibi, türküler üzerinde bilincim konservatuvar yıllarına rastlar. Bu bilinçlenmeye yalnız müzik eğitiminin yettiğini söylemek, tabii, eksik olur. Bütün eylemlerde olduğu gibi, müzik çalışmalarını da etkileyen, insanın genel kültürü, çevresi, içinde yasadığı koşullar ve dünya görüsü oluyor.”
“Haklısınız… Müzik eğitimi yetseydi, o güzelim halk melodilerini, motiflerini çorba yapıp armonize müzik diye pazara sürmezlerdi. Peki, Ustam, türkülerin de toplumun gelişmesine paralel bir gelişmeleri olduğu düşünülürse, ortaya bir ‘zaman’ faktörü çıkmaktadır. Türkülerin köklerine, doğuş nedenlerine inerken, acaba bu ‘zaman’ faktörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunda ölçünüz, sadece türkünün sözleri midir?”
Eksik fazla bir şey söylememe kaygısıyla bir an susuyor, sonra, sesleri birleştirir gibi sıralıyor sözcükleri:
“Türkülerin melodi örgüleri olsun, tonalite özellikleri olsun, insana bir ‘zaman’ kavramını düşündürebilirse de, mimaridekine ya da tarihsel kalıntılardakine benzer kesin bir şey söylenemez. Söz gelişi, Yunan heykelleriyle bugünkü heykeller arasında bir Hitit heykeli görülse, kesinlikle ayırt edilir de, bugün dinlediğimiz türküler arasında hangisinin bir Hitit türküsü ya da Hitit üslubunda bir türkü olduğu ayırt edilemez. Oysa, bu heykeller, çanak-çömlekler, kabartmalar nasıl kalmış ve bugünkü sanatı etkilemişse, türkülerinden ve oyunlarından da bir şeyler kaldığı ve bugünkülerin arasında bulunduğu muhakkaktır. Yalnız bunlar değil, Hitit insanının da bugünkü Anadolu insanında devam ettiğini söylemek bir kehanet olmasa gerek. Tabii, türkülerde sözün zamanını tespit etmek melodiye göre daha kolaydır. Bir türkünün icrasında, sözleri değerlendirmektir bütün çaba. Çünkü türkünün gerek melodi örgüsünün, gerek ritminin de çabası bu sözleri değerlendirmektir. Dikkat ederseniz, halk, oyun havasını ağıt gibi, ağıdı kaşık havası gibi söyler. Türküler, zamanla, amacından, doğuş nedeninden uzaklaşıyor halkın ağzında. Bunları düşünen icracıda bir yorum sorunu çıkar ortaya.”
“Çay?”
“Memnun olurum… ”
Ruhi Su, yöntem bakımından, kazılarda ele geçen bir çömlek parçasından o çağın ekonomik ve sosyal yapısını, kültür ve sanatını ortaya çıkarmaya çalışan bir bilim adamına benziyor.
“Sayın Ruhi Su, bugüne kadar, çalışmalarınızda izlediğiniz yöntem, uyguladığınız ilkeler, kullandığınız araç ve gereçler neler oldu? Bari şöyle sorayım. Yaptığınız işin batıdaki karşılığı, yeri nedir?
Armonizasyon yoluyla üzerinde çalıştığınız başarılı yapıtlar ve varsa eğer, orijinal yapıtlarınız nelerdir?”

“Ben türkü söylerken iki araç kullanıyorum: Biri sesim, biri sazım. Bazen, yanlış olarak, benim yaptığım ise ‘armonize etmek’ diyorlar. Armonize etmek, kolay bir tanımla, tek sesli bir müziği, bir melodiyi, çok sesli hale getirmek demektir. Ben, tek sesli olan bu türküleri, görüyorsunuz ki, yalnız kendi sesimle söylüyorum. Benim yaptığım işte armonize etmek deyimi ancak türkü söylediğim sırada sazda, türkünün melodisinden ayrı sesleri ve akorları duyurabilirsem gerçekleşebilir. Bu anlamda, sazın olanakları içinde bunu bazen yaptığımı söyleyebilirim.”
“Örneğin hangilerinde?”
“Örneğin, bir masal türküsü olan ‘Bebek’te…”
Güzel türkü ‘Bebek’! Plak Ankara’ya ilk geldiğinde, Ruhi Su’yu hiç dinlememiş olanları deli etmişti. Gecenin geç saatlerine dek, ellerinde “Bebek” plağı, dolmuş dolmuş dolaşarak dolmuşların pikaplarında “Bebek”i çalanları hatırlıyorum.
“Bugünkü çalışma olanaklarınız nasıl, yeterli mi? Karşılaştığınız belli başlı güçlükler ve içinde bulunduğunuz zorluklar, bunların sanatınıza etkisi sizce nedir? Şu anda, hangi çevrede daha etkili olduğunuz kanısındasınız?”
“Konserler, kulüpler ve plaklardan ibaret çalışma olanaklarım. Yaptığım iş, geri kalmışlığın alışkanlıklarını zorlayan bir iş olduğundan, güçlükler ve zorluklar bu alışkanlıklarını sürdürmek isteyenlerden geldi. Sanatımda bunların etkisiyse daima olumlu oldu. Bu bakımdan, aydınlar ve aydınlanmış insanlar çevresinde daha etkili oldum kanısındayım.”
Çay içiyoruz.

“Ustam, merak ettiğim bir şey daha var: Yıllarca sustuktan sonra, ilk olarak nerede ve hangi tarihte topluluk karşısına çıktınız? O günkü dinleyicilerin tepkilerini bugün berraklıkla değerlendirebiliyor musunuz?”
Az önceki gülümseyen adam gidiyor, yerine çetin bir adam geliyor:
“Hiçbir zaman, hiçbir yerde susmadım!”
Sesi dalga dalga dolaşıyor salonu, “Yama’dan gel Yama’dan” oluyor,
“Kalktı göç eyledi Avşar elleri” oluyor, “Bebek” oluyor, “Kalenin bedenleri” oluyor, “Debreli” oluyor, “Hayali gönlümde yadigâr kalan” oluyor!
Devam ediyor:
“Tepkileri değerlendirme sorunuysa, bu, az önce söylediğim gibi oldu her zaman.”
“Peki, sanat hayatınızda, bugüne kadar en çok neye sevindiniz, neye üzüldünüz, neye kızdınız, neden nefret ettiniz, neyi beğendiniz?”
“Sevindiğim, üzüldüğüm, kızdığım, beğendiğim, nefret ettiğim şeylerin hepsini türkülerle söylüyorum.”
“Böyle bir araca sahip olmak ne büyük mutluluk!” diyorum.
Dostça gülüyor.
“Söz yetmiyor bir yerde!” diyorum dostça gülüyor.
“Türk halk müziği, özellikle türkülerimiz üzerindeki görüşleriniz?”
“Tarih süreci içindeki özel durumundan dolayı, folkloruyla, folklor müziğiyle, türküleriyle dünyanın en güzel birikimine sahip memleketlerden biri de bizim memleketimizdir. Fakat bu zengin birikim çağdaş bir kültüre dönüşemediğinden, ancak evvel gelenin çilesini sonra geleninkine eklemekle yetinmektedir. Bir yerde türküler ne kadar gelişmişse, anlatım gücü ne kadar artmışsa, oradaki koşullar o oranda ağır demektir. Türkülerden korkulması boşuna değildir!”
“En çok emek verdiğiniz ve en çok sevdiğiniz yapıtlarınız hangileridir?”
Doğrusu bu soruyu bana sorsalardı, ne karşılık vereceğimi bilemezdim.
Ruhi Su:
“Türkülerdir. Bu türküleri ben kendim yapmışım gibi seviyorum.” deyiveriyor.
Birden aklıma geliyor:
“Son birkaç yıl içinde büyük kentlerde görülen saz şairi bolluğunda sizin sanatınızın ve size benzeme isteğinin büyük rolü olduğu görüşüne ne dersiniz? Son günlerde halkta saz şairlerine karşı bir isteksizlik, bir kanıksama olduğu gözden kaçmıyor. Bu,ekonomideki arz-talep’le açıklanabilir mi, yoksa halkın müzik beğenisinde bir incelme, bir yükselme mi söz konusudur? Plak furyasının kötü etkisinin önüne geçilip geçilemeyeceği konusunda ne düşünüyorsunuz?” diyorum.
“Türkülerin radyolarda, gazinolarda, plaklarda gittikçe ağır basmasının nedenini türkülerdeki yasama gücünde ve hayata bağlı bir anlatıma sahip olmasında aramalı. Kentlerde yaşayan halkın beğenisinde kültürünün ve görgüsünün etkisi su götürmez bir gerçek olduğu gibi, son günlerde bu beğeninin geliştiği de bir gerçektir. Bütün diğer sanatçılar gibi, ben de bu beğeninin gelişmesine bir emekle katıldığımdan dolayı mutluyum.

Plak furyasına gelince:
Devlet’in şu sıra ivedilikle ele aldığı konu, beğenileri bozanlar değil, fikirleri bozanlar olduğundan, kötünün iyiyi kovması bir süre daha devam edeceğe benzer.” diyor.
“Acaba sorabilir miyim: Eski ve yeni saz şairlerimizden hangilerini beğenirsiniz?”
“Hepsini ayrı ayrı yönleriyle beğeniyor ve seviyorum.”
“Size bir soru daha, sayın Ruhi Su: İlkel halk türkülerini malzeme olarak alan ve onları caz tekniğiyle işleyen Pop’çular hakkında ne düşünüyorsunuz? Caz tekniğiyle ortaya konan ürünler Türk halkının ruhuna aykırı mıdır, değil midir?”
“Sokaktaki dilenciden ve satıcıdan tutun da senfonik müzik ustalarına kadar herkes, kendi ölçüleri içinde halk türkülerinden yararlanmaktadır. Pop’çularla cazcılar da bizim dünyamızın dışında insanlar değildir, onlar da elbet bu halk kaynaklarından yararlanacaklardır. Kim olursa olsun, bu yararlanmadaki basarısızlığı tutulan yolun yanlışlığında değil, yaptıkları işin gerektirdiği yetenek ve olanaklardan yoksun olmalarında aramalıyız. Halkımızın diliyle yapılan başarılı bir işte aykırılık düşünülemez kanısındayım.”
“Son yıllardaki sosyal ve politik gelişmenin Türk halk müziğine etkisi ve katkısı sizce olumlu mudur, değil midir?”
“İster sosyal ve politik gelişmelerin halk müziğini, ister halk müziğinin sosyal ve politik gelişmeleri etkilemesi olsun, bunlar, bir oluşumun bütünü içinde kaçınılmaz gerçeklerdir. Bunun olumlu ya da olumsuz sayılması kişilere göre değişen bir şeydir.”
“Bugüne kadar Türkiye’nin hangi bölgelerinde, hangi kentlerinde konser verdiniz?”
“Daha çok Ankara, İzmir, Zonguldak, İstanbul’da konserler verdim.”
“Size, sanat çalışmanızla ilgili bütün olanaklar sağlansa, Türkiye’de ilk gideceğiniz ve inceleme yapacağınız bölge neresi olur? Bugüne dek en çok hangi bölgelerden ve kaynaklardan yararlandınız?”
Başını, Ruhi Su’ca, yan öne eğiyor, bir süre susuyor, sonra gözlerini kısarak:
“Hiçbir ayrım yapmadan, yurdumun bütün bölgelerine giderdim” diyor. “En çok yararlandığım bölge, şüphesiz, çocukluğumu ve gençliğimi geçirdiğim Toros ve Çukurova çevresi oldu.”
Başını kaldırıyor ve:
“Zaman yetmiyor Hasan Hüseyin” diyor, “su gibi akıp gidiyor zaman. Oturup şöyle hoşbeş etmeye bile vakit bulamıyoruz!”
“Ne yazık ki… Ömrümüz yaşayarak değil, ekmek parası için didinerek geçiyor. Günlük ekmek derdine biz yaşamak demişiz yanlışlıkla. Bütün dava bu yanlısı düzeltmek! Haa, aklıma gelmişken sorayım: Ruhi Su Ekolü diye bir ekolden söz ediliyor. Acaba bu ekol birtakım kurallardan çok, sizin kişiliğinize dayanmıyor mu?”
“Beğenilen bir sanatçıyı izlemek ve ona benzemeye çalışmak olağan bir şeydir. Halk ozanlarına özenen aydın sanatçılar olduğu gibi, aydın sanatçılara özenen halk sanatçıları da vardır. Fakat, ekol diye tanımlanabilecek bir şeyin herhalde biçimsel özentileri aşması gerekir; yoksa, bir taklit olmaktan ileri gidemez. Ama taklidin de insanları, özellikle çocukları geliştiren bir şey olduğunu unutmamak gerekir.”

* Bu konuşma 1 Nisan 1968 tarihli Forum’un 336. sayısında ve Ruhi Su’yu anlatan Ezgili Yürek adlı kitapta yer almıştır.

Birleşik Haziran Hareketi, tüm emekçileri, tüm Hazirancıları Tarık Akan’ı son yolculuğuna uğurlamaya çağırıyor. Yeşilçam’da ‘yakışıklı çocuk’ olarak kalmayı reddeden ve Türkiye’de halkın çektiği acılara, emekçilerin dertlerine, Kürtlerin ezilmişliğine dikkat çeken filmlerde rol almak için tüm Yeşilçam patronlarına meydan okuyan Tarık Akan’ı hep birlikte sonsuzluğa yolcu edeceğiz.

İslamcı ve liberal yaygaracılara karşı, son nefesine kadar gericiliğin karşısında duran Tarık Akan’ı uğurlamak için Hazirancılar bugün (Pazar) 15:00’te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde buluşacak.

Hoşçakal ‘Canım Kardeşim’, hoşçakal…

“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” suçundan yeniden yargılanan Fazıl Say beraat etti. Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, 2012 yılında kendisine ait Twitter hesabında Ömer Hayyam’a ait bazı mısraları paylaşmıştı.

son201697121316122330

Üç vatandaş, söz konusu paylaşımlarla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunmuş, şikâyet üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Say hakkında soruşturma başlatmıştı.

Yargılandığı davada 10 ay hapis cezası alan Say hakkındaki karar, Yargıtay tarafından oy çokluğuyla paylaşımlarının düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmederek bozmuştu.

oy çokluğuyla bozulmuş, Say’ın yeniden yargılanması kararı verilmişti.

İnstegram hesabından beraat haberini takipçileriyle paylaşan Fazıl Say “Bugün karar onandı. Artık bizi ve herkesi bu kadar uğraştıran, hiç kimseye hiç bir faydası olmayan ve yanlış bir emsal teşkil etmesi söz konusu olan bu dava kazanılmıştır. Büyük bir Hayyam kutlaması yapacağız.” diye yazdı.

14203338_10154508481313234_8669739936064605942_n

Senarist, yönetmen, şair oğlu Barış Pirhasan geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden babası Vedat Türkali’nin ardından yazdığı bir şiirle seslendi. Pirhasan, Ölümden Sonra Aşk adını verdiği şiiri sosyal medya hesabından paylaştı.

Barış Pirhasan’ın babası Vedat Türkali için yazdığı  şiir şöyle:

ÖLÜMDEN SONRA AŞK311020131733139271915

Şiirlerimizi sevmezdik birbirimizin
Bence onunkiler takır tukur, onca benimkiler sulu sepken
Sonra günlerden bir gün bir şiirini okurken
Dank etti kafama: Babam değil ki bunu yazan, gencecik bir komünist
İmrendiğim deli fişek militanlardan biri
O zaman bir muhabbet kapladı içimi
Öyle kurtuldum oğul olmaktan
Ama sabırla bekledim ölmesini.

Güle güle git genç adam, her canlı gibi, balık, kirpi, kaplan, yaban kazı gibi git
Özlediğin kanatlar, yüzgeçler, hepsi senin şimdi
Ohhh diye esiyor rüzgarın git buralardan, görev tamam
Şimdi bilmenin vakti bilmediklerimizi
Nehirler, bulutlar, trenler, gemiler gibi git dünyayı dolaş
Müjdeler olsun, insan olma faslı bitti
Artık gönlümce, korkmadan, kırılmadan, utanmadan sevebilirim seni.

İktidara bağlı belediyelerin konserlerini tek tek iptal ettiği şarkıcı Sıla, şarkılarını sosyal medya hesaplarından paylaşmaya başladı.

KaçAk Saray’ın şova dönüştürdüğü Yenikapı Mitingi’ne, “Bu şova ortak olmayacağım” diyerek gitmeyi reddeden Sıla, dün akşam akustik gitar eşliğinde okuduğu bir parçayı sosyal medya hesaplarından “Arkası yarın” notuyla paylaştı. Konserlerinin iptal edilmesini umursamadığını ima eden Sıla’nın bu hareketi, sırf iş alabilmek için iktidar gemisine atlayan ‘sanatçı’lar ile karşılaştırıldığında son derece saygıdeğer duruyor. İşte Sıla’nın o paylaşımı:

 

Sevilen şair, müzisyen, şarkıcı Naşide Göktürk uzun süredir mücadele ettiği hastalığa yenik düşerek yaşamını kaybetti. 1 Nisan 1965 doğumlu Göktürk çocukluk ve gençlik yıllarını Büyükada’da geçirdi. 1990’lı yılların ortalarında albümüne de ismini veren Yüreğim Rehin şarkısı ile büyük çıkış yakaladı.

Şiir kitapları da bulunan Göktürk’ün yakın arkadaşı Onur Akay, 2015 yılında akciğer ve pankreas kanserine yakalandığını açıkladı. Tedavi süreci devam ederken 2016 yılında Çocukluğumu Uçuruyorum albümünü çıkardı. Şiir kitapları ve altı albümü olan Naşide Göktürk’ü kendi dizeleri ve Ahmet Kaya ile düeti eşliğinde uğurluyoruz…

bir ertesi vapurun çığlığına savurdum saçlarımı
kalbimde emeğin var martılar şahit
gökyüzü küstü yağmurlara
denizdeki dalgalara şiirlerimi bıraktım
heba bir sevdanın gönüllü yolcusuyum
bu gemi karaya oturdu hocam
aşkın pusulası yön tutmuyor
haritası kayıp.

DİKKAT! -Programda değişiklik var! Haber yenilendi!-

Türkiye’nin en önemli edebiyat, sinema ve siyaset figürlerinden Vedat Türkali’nin cenazesine ilişkin program belli oldu. Yalova’da yaşamını yitiren Vedat Türkali’nin cenazesi 1 Eylül Perşembe, Dünya Barış Günü’nde öğle namazından sonra Teşvikiye Camii’nden kaldırılacak.

Asıl adı Abdülkadir Pirhasan olan ancak eserlerinde Vedat Türkali adını kullanan ünlü edebiyatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda eşi Merih Pirhasan’ın yanına defnedilecek. Merih Pirhasan ile Vedat Türkali 1942 yılında evlenmiş, Merih hanım 31 Ekim 2013’te hayatını kaybetmişti.

Türkali’yi on binlerce devrimcinin ve okurunun uğurlaması bekleniyor…

FETÖ soruşturması kapsamında tiyatro sanatçıları arasında da görevden uzaklaştırmalar yaşanıyor. Mahberi Mertoğlu, İrem Arslan, Arda Aydın, Yönetmen Ragıp Yavuz, Sevinç Erbulak ve Kemal Kocatürk gibi görevden uzaklaştırılan sanatçıların emek ve demokrasiden yana kimlikleriyle tanınan isimlerle başlaması ise dikkat çekiyor.

Darbe girişimi sonrası OHAL uygulaması ile Devlet Tiyatroları’nda keyfi uygulamalarda şimdi  yeni sezonunda yabancı oyunlar oynanmayacak kararı alındı.

AKP iktidarına ve KaçAK Saray’a yakın Genel Müdür Vekili Nejat Birecik’in açıklamasına göre bu yıl yalnızca “yerli oyunlar” sahnelenebilecek.

indir

Hırvatistan’da düzenlenen ve UNESCO tarafından desteklenen Tiyatro Festivali’ne gidip tiyatro ve seminere katılmak yerine parasını UNESCO karşılıyor, cebinden para çıkmıyor diye turist gibi şehri gezen, dil bilmedikleri için Türk Büyükelçiliği’nden rehber talep eden, makamına yakışmayan, o göreve getirilme sebebinin sanatçı kimliği olmadığı kesin olan Nejat Birecik  DT’nin “bu menfur saldırıdan bağımsız hareket edemeyeceğini” öne sürerek, “milli, manevi duyguları pekiştirmek için hümanist vatan milliyetçisi sanatçılar olarak vatan bütünlüğüne, birliğine katkıda bulunmak amacıyla sadece yerli oyunlarla sahnelerimizi açıyoruz” diye konuştu.

Konuyla ilgili soL’a konuşan tiyatro sanatçısı ve soL yazarı Orhan Aydın, Resimli Osmanlı Tarihi ve Çıkmaz Sokak isimli oyunların da bitirildiğini açıklayarak, Birecik’in bölge müdürlerini aradığını ve oyunların provalarının durdurulmasını istediğini söyledi.

Devlet Tiyatroları’nda ve Devlet Tiyatroları dışındaki tiyatlaroların repertuarlarında yıllardır bulunan oyunun “darbeyi anlatma” gerekçesiyle yasaklandığını söyleyen Aydın, yapılanın“yasakçılık”olduğunu ve Türkiye’de “bir ilk” olduğunu söyledi.

Birecik’i genel müdür vekili atayan bakanlık müsteşar yardımcısının “FETÖ’cülükten”yakalandığını aktaran Aydın, Birecik’in oyunlara yasak getirme “haddi ve yetkisi olmadığını”belirtti.

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili’nin, bölge müdürlerinden onlarca tiyatrocunun atılmasını istediğini duyuran Orhan Aydın, yapılanın yasal olmadığını ve “faşizm” olduğunu vurguladı.

Hem Devlet Tiyatroları’nda hem de opera, bale, senfoni ve korolarda listelerin hazırlandığını açıklayan Aydın, soruşturma başlatıldığını da aktardı.

Orhan Aydın “Sanatçılar Girişimi olarak ne gerekiyorsa yapmaya hazırız” dedi.

Yüksek mevkilerde, düzeysiz insanların işgal ettiği makamlardan biri haline getirilen Devlet Tiyatroları’nın geldiği durum çok üzücüdür.

can_babaBugün Can Baba’nın ölüm yıldönümü… O müstesna bir insandı. Küfür ağzında bir çiçeğe dönüşüyordu. Bu ülkenin devrimine, devrimcilerine en güzel şiirleri yazanların başındaydı. Bir maraton koştu ve tek bir metresinde bile geriye dönüp bakmadı. Can Baba, candı. Sevgiyle, gülümseyerek, candan hatırlıyoruz…

ama kader diye bir bok varsa eğer,

keder değil elbet benim kaderim,

ve anılar ki madem anasıdır yaşanacak delikanlı anların,

bugün bu… kuburda kokuşsam da yarın çiçek dağlarında seyirtecek seyrim,

değil mi ki burnumda tüten toprak kokusudur DEVRİM!

RED yazarı Canan Sağar’ın, çocuk gelinlere ve cinsel tacize uğrayan kız çocuklarına ithaf ettiği ’13’ adlı albümünden sonra müzik çalışmaları yeni bir aşamaya geçti.

Sözlerini Canan Sağar’ın yazdığı, müziği Alp Murat Alper’e, düzenlemesi ise Okay Barış’a ait olan Yan Koca Dünya‘nın klibi dolaşıma girdi. Canan Sağar ve Alp Murat Alper’in birlikte seslendirdikleri, Fono Müzik Üretim etiketiyle yayınlanan Yan Koca Dünya isimli şarkı, video klibiyle MuzikPlay’de yayınlandı. Yan Koca Dünya‘yı REDaktif okurlarıyla paylaşıyoruz…