Vardiya

  • ALİ ÇERÇİ

24 Ocak Kararlarıyla başlayan ve yıllardır neo-liberal sağcı iktidarlar tarafından sürdürülen ülke kaynaklarının, emekçilerin hakları ve birikimlerinin peşkeş çekilmesi sürecinde son düzlüğe girdik.

“Devletin malı deniz, yemeyen domuz” diyerek beslenen ve büyüyenlerin iktidarında deniz neredeyse bitti. İktisadi değeri yüksek olan neredeyse bütün Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) özelleştirildi, emekçilerin onlarca yıllık mücadeleleriyle kazandığı hakları budana budana yok hükmüne getirildi. Geriye kalanlar da şimdi hedefte.

Özal’la başlayan 36 yıllık sürecin ürünü olan üretime değil tüketime odaklı, birikime değil borçlanmaya dayanan ve sürekli yabancı sermaye akışı olmaksızın ayakta kalamayacak kadar zayıf ekonomi hem AKP’nin köşeye sıkışmışlığı hem de kapitalizmin iç dalgalanmaları nedeniyle sonunda tıkanıp kaldı. Burjuvaziye yeni bir “kan” lazımdı; yeni özelleştirmeler, yeni emek düşmanı yasalar ve yeni dalavereler lazımdı. Sermayeden onaylar alınmıştı, yasa tasarıları hazırlanmış ve jet hızıyla komisyonlardan geçiyordu. Geriye önce Meclis’e, ardından da topluma bu yeni dayatmaları benimsetmek kalmıştı.

Derken “Allah’ın lütfu” 15 Temmuz Darbe Girişimi yetişti. Normal şartlarda yasalardan her birini hayata geçirmek için türlü türlü alicengiz oyunları çevirecek olan AKP iktidarı şimdi OHAL şartlarını, Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) ve yakaladığı “kutsal mutabakat” zeminini bu ülkenin emekçilerinin alınterine, birikimine ve geleceğine yönelik büyük bir saldırıda kullanıyor.

İlk önce emekçilerin ücretinin bir kısmına el koyarak banka kasalarına dolduracak olan zorunlu bireysel emeklilik sistemi (BES), ardından da işsizlik fonu ve bireysel emeklilik fonunda birikecek emekçilerin parasıyla var olacak olan Varlık Fonu yasaları jet hızıyla yasalaşarak yürürlüğe konuldu. İşçi sınıfını kendi yurdunda ikinci hatta üçüncü sınıf yurttaş durumuna düşürmeye hazır uluslararası işgücü kanunu onaylandı. Burjuvazi için de bir güzellik yapılması elbette unutulmadı, “Varlık Barışı” adı altında yeni bir kara para aklama yasası da onaylandı. Tüm bunlarla yetinmeyen iktidar basında genişçe yer alan “olağanüstü özelleştirme programı”nı da yaşama geçirmek istese de, tepkiler üzerine şimdilik kenarda tutuyor.

VARLIK FONU KİMİN FONU?

AKP iktidarı karşı karşıya olduğu siyasal ve ekonomik sarsıntılar sonucu uluslararası anlaşmalarla, vaatlerle inşasına memur olduğu “mega projeler”e maddi kaynak bulamıyor. Bugüne dek benzeri projeleri “yap-işlet-devret” modeliyle kamu-özel ortaklığıyla inşa eden iktidar artık kaynak sağlayamıyor. İhaleleri kapan yandaş firmalar ödenek, maddi kaynak için çalmadık kapı bırakmadı fakat daha fazla “çılgın proje” borcu veren yok. İşte temel olarak bu sorunu çözmek, ekonomik sıkışmışlığı aşmak hedefiyle AKP kendisi için her türlü denetimden uzak olacak bir “İkinci Hazine” kuruyor.

Ulusal Varlık Fonu Nedir?: Ulusal Varlık Fonları üretimi, ihracatı çok yüksek olan veya enerji ve hammadde kaynakları çok zengin olan, dolayısıyla dış borcu bulunmadığı gibi sürekli bütçe fazlası veren ülkelerin kullandığı bir devlet merkezli yatırım biçimidir. Ellerindeki fazla parayı ekonomik sarsıntılara karşı ülke ekonomisini koruyabilmek amacıyla uluslararası piyasalarda değerlendiriyorlar. Esas olarak körfez ülkeleri gibi petrol zengini ülkeler ve Uzakdoğu’daki ticari merkez olmuş ülkelerin uyguladığı ve yararlılığı tartışmalı bir yatırım biçimi.

Yani ithalat-ihracat dengesi tepetaklak olmuş, borç içinde yüzen, bütçesi kevgire dönmüş, üretim kapasitesi düşük ve doğal kaynakları çok da geniş olmayan Türkiye’nin yukarıda anlatılan tabloyla bir ilgisi olmadığı açık. O halde Varlık Fonu değirmeninin suyu nereden gelecek?

Emekçinin alınterinden!

Ulusal Varlık Fonu halihazırda kaynaklarını işçiye binbir güçlük çıkarılıp aktarılmayarak 100 milyar TL’yi bulan İşsizlik Fonu, Bireysel Emeklilik Sistemi fonlarında birikecek paralardan alacakken yakın zamanda tekrar öne sürülmesi beklenen özelleştirmelerin ve kamusal varlıkların satışının gelirleri de kuruma aktarılacak. Ayrıca AKP ajandasında yerini koruyan Kıdem Tazminatı Fonlarına dair tasarı da buraya bağlanabilir. Yani işçinin alınteri ve geleceği burjuvazinin cebine tıkıştırılıp rant projelerinde harcanacak!

Türkiye Varlık Fonu A.Ş her türlü kamu denetiminden sıyrılmış bir kurumlar ve yasalar üstü bir yapı olarak “özel denetçiler” tarafından denetlenecek. Böylece fon merkezi bütçenin ötesinde iktidarın keyfine göre kullandığı kendi hazinesi, kumbarası olacak. AKP iktidarı koca ülkeyi aile şirketi gibi yönetmeye hazırlanıyor.

BİREYSEL EMEKLİLİK SOYGUNU

Yeni yasayla birlikte emeklilik sistemi devletin garantörlüğünden ve sorumluluğundan çıkarılarak özelleştirilmesinin yolu açıldı. Bireysel Emeklilik Fonlarının esas amacı biriken parayı piyasa işlemlerine dahil ederek burjuvaziye daha da fazla kaynak sağlamaktır.

BES’te işçilerden zorla kesilen ücretler fona yatırılacak ve bu fonlar hiç bir güvence altında olmadan tamamen Varlık Fonu’na yani piyasaya teslim olacak. Buharlaşmayacağının garantisi yok. Kamusal Emeklilik Sistemi’nin (KES) aksine BES hak sahibinin ölümü halinde eşi ve çocuklarına belirli bir yüzdeyle dahi emeklilik maaşını vermeyecek bir sistemdir. Zorunlu BES kesintileri ve BES sisteminin yapısal sorunları işçi sınıfını daha da yoksullaştıracaktır.

ULUSLARARASI İŞ GÜCÜ KANUNU: YURTTAŞA KAZIK ATILIR MI? ATTILAR BİLE!

Meclis gündemine alelacele sokularak geçirilen yasayla birlikte lisans eğitimine dayalı işlerde çalışan milyonlarca emekçi ve yüzbinlerce mesleki lisans öğrencisinin geleceğiyle oynandı. Tamamen emperyalizmin ve yabancı sermayenin çıkarları gözetilerek hazırlandığı belli olan tasarı milyonlarca emekçiyi yaşadığı topraklarda mülteci haline getirecek.

Yabancılara bağımsız çalışma izni verilmesi bizleri yabancıların yanında düşük ücretle çalışan konumuna düşürecek.

Akademik ve mesleki yeterliliğini kanıtlamadan, diploma denkliği dahi sorulmayan, yalnızca kendi beyanına dayanarak nitelikli eleman sayılan yabancı elemanlar sonucu biz ara eleman konumuna düşeceğiz. Başka ülkelerin teknik elemanları hiç bir şekilde denetlenmeden burada çalışacak, hatta Türkiye’ye dahi gelmeden, vergi vermeden, uzaktan çalışabilecek. Gelenler de çalışma ve ikamet izni almaktan muaf tutulacak.

Devlet açık açık kendi yurttaşının çıkarlarını korumak yerine onu geleceksizliğe mahkum ediyor.

VERGİ AFFI VE VARLIK BARIŞI: GEÇMİŞE SÜNGER ÇEKELİM

Düzenli sermaye girişi sağlamaksızın ekonomik başarısını (?!) sürdüremeyecek olan AKP’nin 15 Temmuz sonrası unuttukları artıyor. Vergi kaçıranlar, kamuya borç takanlar ve yurtdışında hesaplarını şişirenlere, kara paranın her türlüsüne müthiş bir hoşgörü başladı. Tabii işin ucunda iktidar yeni sermaye girişi sağlamış olacak. Ne olursan ol yine gel! Ayrıca bu kara para aklama yasasının yaklaşmakta olan yeni dev özelleştirme süreciyle de ilgili olduğu, özelleştirmelerin bir kısmı yurt dışından servetini getirenlere aktarılacağı iddiaları var.

Yeni yasayla Kamuya yönelik tüm borçlarda gecikme faizi ve cezaları ödenmeyecek ve eczaneler stoklarından “kaybettikleri” ilaçları maliyet bedeli üzerinden faturalayarak kayıtlardan çıkarabilecek. En önemlisi de yurtdışında döviz, altın, menkul kıymet vb sermaye piyasası araçlarını getirebilecek, işletmelerine yahut kendi üzerlerine yazdırabilecekler, devlet bunları nereden kazandıklarını sormayacak ve vergi cezası uygulamayacak.

NE OLACAK ŞİMDİ?

AKP iktidarı emekçilere dönük normal dönemde yapamadığı saldırıları OHAL güvencesinde rahatlıkla birbir yaşama geçiriyor. Bir yandan da “ayar” yiyen iktidarını da sabitlemeye çalışıyor. Bunu da sermayeye yeni sözler vererek, yeni fırsatlar tanıyarak yapmanın peşinde.

Ekonomik programı işledikçe borusu öten bir “iktidar”. Bütün ekonomik reçetesi esnaf kurnazlığı olan bir “iktidar”. Bütün işlerini şarlatanlıkla yürüten bir “iktidar”.

Emekçilere yönelik gerçekleştirilen bu saldırılara karşı iyi hazırlanmak gerek, çok uzun yıllar bu bir kaç hafta içerisinde değiştirilen yasalar ve onun etkileri üzerine konuşacağız. Bu sürecin yaratacağı tahribatı ve öfkeyi nasıl örgütleyeceğimize hazırlanmalıyız.
Burjuvazi hamlelerini yapıyor, ya biz?

  • RED e-bülten’den…

İşçinin hakkını yemeyi alışkanlık haline getirmiş sermayenin bekçisi, kapitalizm sevici patronlar, işçinin hakkını gasp ettikleri gibi hakkını arayan işçilere de düşman olurlar. Kaç lira maaş verirse versin işçinin maaşını asgari ücretten gösterir, vergiden kaçırır, emeklilik ikramiyesinden çalar ama yine de doymazlar.

Megi Tekstil’de çalışan Okan Gevrek’te  hakları gasp edilen sayısız emekçiden biriydi. Hakkını alamadığı için patronunu dava açtı. Davayla ilgili görüşmek istediğini söyleyen Megi Tekstil patronu, Gevrek’i pusuya düşürerek öldürdü.

8 yıldır Megi Tekstil’de ütücü olarak çalışan Okan Gevrek’in sigortası sadece 4 yıllık yatmıştı. Hakkı gaspedildiği için işyerine dava açan Okan Gevrek’i patronu görüşmek için çağırdı. Çağırıldığı yerde pusuya düşürülen Okan Gevrek patronu tarafından tabancayla vurularak öldürüldü.

ETHA’ya konuşan Okan Gevrek’in ağabeyi Volkan Gevrek, “8 yıldır ütücü olarak çalışıyordu. Sadece 4 yıl sigortası yatırılmış. Bundan dolayı ne yıllık iznini ne de başka haklarını kullanamıyordu. Patronla görüştü ve sigorta girişinin yapılmasını istedi. Patron kabul etmeyince dava açtı” dedi.

Tekstil işçisi Gevrek’in cenazesi otopsi içi Yenibosna’daki Adli Kurumu’na kaldırıldı. Gevrek, otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından defnedilecek.

OHAL’le geçen bir ayın bilançosu: Ağustos ayında en az 199, yılın ilk sekiz ayında ise en az 1250 işçi yaşamını yitirdi! İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi‘nin raporunu aynen yayınlıyoruz:

 21 Temmuz’da Meclis’te OHAL kararının geçmesinin ardından teşekkür konuşması yapan Başbakan Binali Yıldırım, “Devlet millete değil, kendisine olağanüstü hâl ilan etmiştir” demişti…

Bu sözlerin ardından çok değil bir buçuk ay geçti ve;

OHAL’li geçen ilk ayımız olan Ağustos’ta en az 199 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi…

isciUluslararası birkaç sigorta şirketinin kontrolünde olacak Bireysel Emeklilik Yasası geçti. Esasen sosyal güvenlik sistemimizin son kırıntılarının da yokedilmesi; emeklilik adı altında olası birikimlerin tekellere kaynak olarak aktarılması ve emeklilik hakkının sona erdirilmesi hedefleniyor…

Varlık Yasası kabul edildi. Özellikle 80.madde ile doğanın talanı; ÇED raporu, ruhsat izni gibi gerekliliklerin kaldırılması, şirketlere fon aktarılması ve vergi muafiyeti gibi birçok yönüyle Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir sermaye teşvik programı hayata geçiriliyor…

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, PTT, TRT, İller Bankası, TÜBİTAK, Milli Piyango, TPAO, DSİ, GAP Başkanlığı, DHMİ, YURTKUR, Karayolları Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimler Akademisi, Türkiye Adalet Akademisi, Spor Genel Müdürlüğü… gibi birçok kurum özelleştirme kapsamına alınıyor…

Kamu kurumları ve 50’den az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde uzman ve hekim çalıştırma zorunluluğu 1 Temmuz 2017 tarihine ertelendi…

Son olarak Prof.Dr.Onur Hamzaoğlu, Prof.Dr.Kuvvet Lordoğlu gibi Halk Sağlığı ve Çalışma Ekonomisinin belkemiği olan; sendikal hareketin eğitimcileri, bilimi halkın yaşam mücadelesiyle harmanlayan 41 akademisyen arkadaşımız KHK ile kamu görevinden alındı…

İşten atmalar devam ediyor. Avcılar Belediyesi’nde, BEDAŞ’ta, Emaar’da, TEDİ de… sendikalaşan, alınamayan ücretlerini isteyen, haklarını arayan işçiler işten çıkarıldı. Tabi işçilerin hak arayan direnişleri de sürüyor…

Özetle OHAL ilan edildikten sonra geçen 50 günde işçi karşıtı yasalar geçti ve iş cinayetleri hızla arttı…

Peki soruyoruz…
Hani işçilere OHALyoktu?

Yazılı, görsel, dijital basından takip edebildiğimiz, emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ile işçiler, işçi yakınlarının bildirimleri ışığında tespit edebildiğimiz ve her gün güncellenen bilgiler ışığında 2016 yılının ilk sekiz ayında yaşanan iş cinayetleri şöyle:
 
Ocak ayında en az 115 işçi,
Şubat ayında en az 144 işçi,
Mart ayında en az 160 işçi,
Nisan ayında en az 171 işçi, 
Mayıs ayında en az 124 işçi, 
Haziran ayında en az 203 işçi,
Temmuz ayında en az 134 işçi,
Ağustos ayında ise en az 199 işçi  yaşamını yitirdi…
 
2016 yılının ilk sekiz ayında iş cinayetleri sonucu en az 1250 işçi kardeşimiz aramızdan ayrıldı…
 
 
Son dört yılda Ağustos ayında yaşanan iş cinayetlerine bakarsak;
 
2013 yılının Ağustos ayında en az 130 işçi,
2014 yılının Ağustos ayında en az 160 işçi,
2015 yılının Ağustos ayında en az 162 işçi,
2016 yılının Ağustos ayında ise en az 199 işçi yaşamını yitirdi…
 
 
Ağustos ayında yaşamını yitiren 199 emekçinin 166’sı işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden; 22’si çiftçilerden/küçük toprak sahiplerinden ve 11’ı esnaflardan olmak üzere 33’sı kendi nam ve hesabına çalışanlardan oluşuyor… 
 
 
Ağustos ayındaki iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımına bakarsak;
 
Tarım, Orman işkolunda 43 emekçi; 
İnşaat, Yol işkolunda 41 işçi; 
Taşımacılık işkolunda 27 işçi; 
Metal işkolunda 10 işçi; 
Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 9 emekçi; 
Savunma, Güvenlik işkolunda 9 işçi; 
Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; 
Enerji işkolunda 6 işçi; 
Madencilik işkolunda 5 işçi; 
Tekstil, Deri işkolunda 5 işçi; 
Çimento, Toprak, Cam işkolunda 5 işçi; 
Konaklama, Eğlence işkolunda 5 işçi;
Gıda, Şeker işkolunda 4 işçi; 
Petro-Kimya, Lastik işkolunda 4 işçi;
Ağaç, Kağıt işkolunda 3 işçi;
Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; 
İletişim işkolunda 2 işçi;
Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 1 işçi; 
Çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 9 işçi yaşamını yitirdi…
 
 
Ağustos ayındaki iş cinayetlerinin nedenlerine bakarsak:
 
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 55 işçi; 
Düşme nedeniyle 34 işçi; 
Ezilme, Göçük nedeniyle 34 işçi; 
Elektrik Çarpması nedeniyle 19 işçi; 
Silahlı saldırı nedeniyle 15 işçi;
Kalp krizi nedeniyle 11 işçi;
İntihar nedeniyle 7 işçi;
Diğer nedenlerden dolayı (yıldırım düşmesi, arı sokması, boğa saldırısı, silikozis, beyin kanaması, belirlenemeyen) 10 işçi; 
Patlama, Yanma nedeniyle 5 işçi;
Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 5 işçi;
Nesne Düşmesi, Çarpması nedeniyle 4 işçi yaşamını yitirdi…
 
 
Ağustos ayında iş cinayetlerinde 6 kadın ve 193 erkek işçi yaşamını yitirdi…
 
Ağustos ayındaki iş cinayetlerinin yaş dağılımına bakarsak;
 
14 yaş ve altında 1 işçi,
15-17 yaş aralığında 2 işçi,
18-27 yaş aralığında 35 işçi,
28-50 yaş aralığında 93 işçi; 
51-64 yaş aralığında 37 işçi;
65 yaş ve üstünde 9 işçi;
Yaşını tespit edemediğimiz/bilmediğimiz 22 işçi yaşamını yitirdi…
 
 
Ağustos ayında Türkiye’nin 56 şehrinde ve yurtdışında 2 ülkede iş cinayetlerinde işçi kardeşlerimizi yitirdik… Buna göre:
 
19 ölüm İstanbul’da; 13 ölüm Kocaeli’nde; 12 ölüm İzmir’de; 11 ölüm Bursa’da; 7’şer ölüm Tekirdağ ve Zonguldak’ta; 6’şar ölüm Kastamonu, Manisa ve Mersin’de; 5’er ölüm Antalya, Konya ve Sakarya’da; 4’er ölüm Ankara, Bolu, Denizli, Erzurum, Giresun, Hakkari ve Samsun’da; 3’er ölüm Artvin, Çanakkale, Çorum, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Malatya, Muğla, Niğde, Trabzon ve Tunceli’de; 2’şer ölüm Afyon, Ağrı, Aydın, Bilecik, Gümüşhane ve Osmaniye’de; 1’er ölüm ise Adana, Amasya, Balıkesir, Bingöl, Burdur, Düzce, Edirne, Erzincan, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kırklareli, Kilis, Kütahya, Siirt, Sivas, Tokat, Van, Yalova, İsrail ve Ukrayna’da yaşandı…
 
 
2016 / Ağustos ayında iş cinayetlerinde yaşamını yitiren Birol Merdim, Süleyman Akdeniz, Mustafa Altıntaş, Hasan Kurt, Sabri Akkuzu, Abdulkadir Demir, Fatma Şenol, Murat Kaş, Turan Tuğrul, Himmet Kaya, Hüseyin Çiçek, Muhammet Recep Çömez, Ramazan Demiz, Kenan Uçkun, Bilal Terk, Ayşegül Küçükyılmaz, Mustafa Ağıralan, Fedir Suprenenko, Yakup Şahin, Mehmet Kara, Metin Fırat, Şenel Aydın, Ayşe Aydın, Zikrullah Aydın, İsmet Aydın, Mehmet Emin Bozkurt, Ayhan Atmaca, Ali Şatır, Şennur Yılmaz, Mehmet Akbaş, İ.K., Refik Göksu, İsmail Kırlı, Mehmet E., Müslüm Akça, Ahmet Turan, Eflet Parlak, İbrahim Yıldız, Ö.B., İsmail Özcan, Mehmet Zehir, Sadettin Akdaş, Tevfik Delioğlu, Abdullah Solmaz, Ayhan Topal, Gökhan Guguk, Ali Solmaz, Mustafa Akfırat, Ramazan Aydın, Halit Kılıç, İdris Furkan Yenigün, Mehmet Yaşar Coşkuner, Ahmet Yolmaz, Tayfun Şit, Musa Anarefe, Mehmet Sarı, Hakan Bozkurt, Sema Tunç, Turgay Kırcıloğlu, Necat Demir, Sercan Ulka, İsmail Bayrak, Yunus Günok, Emrah Yalçınkaya, Kadir Kaymaz, Şükre Abay, Yaşar Aytan, Sinan Çalgın, Turan O., Celal Kuvvetli, Emre Mercan, Avni Bıçakçı, Metin Çiçek, Alaettin Polatlı, Hatice Yıldızlı, Hacı Takak, Salim Özkurt, Yavuz Gül, Mehmet Yılmaz, Şemsettin Karabulut, İlyas Eşkil, Turgay Aydın, Serkan Kartal, Soner Berberoğlu, Orhan Uca, Fatih Yıldız, Doğacan Deniz Uç, Sedat Karadeli, Halil Karabulut, Mehmet Aytaç, Abdullah Onsekiz, Ayhan (Hasan) Erkan, Cafer Toktaş, Kazım Gündüz, Cebrail Bulut, Ümit Bozkurt, Mehmet Emin Kanat, Ahmet Kaygusuz, Emrah Kavi, Orhan Karaca, Nesimi Karaman, Mehmet Çelen, Ahmet Yiğit, Sedat Algan, Gülami Kurt, Musa Şipillioğlu, İbrahim Çelik, Ziya Avcı, Yaşar Kalkar, İkram Gökyüzü, Ahmet Altun, Zihni Bayburt, Arif Gül, Ercan Özkaya, A.A., Yunus Özdemir, Şehmus Tufan Işık, M.K., Raif Turan, Ömer Şahin, Celal Oruç, Saim Altunel, Ahmed El Hasan, Zafer Gölge, Hanifi Yoldaş, Murat Balcıoğlu, Mehmet Karaduman, Talet Okdem, Orhan Alp, Zafer Görgülü, Yılmaz Şentürk, Ömer Gündoğdu, Murat Doğan, Yasin Kara, Mutlu Kaya, Ergün Karabulut, Behiç Erdem, Hasan Kıyar, Mustafa Demir, Mecit Köse, Özkan B., L.Y, Onur Atan, Hüseyin Bağlı, İsmail Hakkı Türkmen, Bilal Sürgün, Yunus Yılmaz, Cengiz Akıncı, İsmail Ersen Atik, Necati Kahraman, İbrahim Yılmaz, Ahmet Şahiner, Yusuf Akşahin, Murat Karakaya, Halil İbrahim Demir, Erhan Zorlu, Ziya Ekici, Ali Eroğlu, İlhan Koca, Abdülmenaf Çakar, Musa Özgenç, Hidayet Duz, Fikret Çakır, Eyüp Şahin, Emrah Çavdar, Yaşar Çiftçi, Zehra Borazan Poçulu, Tunahan Çakırca, Kamer Coşkun, Mehmet Mete, Cihangir Tuncer, Sezgin Demiray, Mehmet K., Mehmet Özbağlar, Yavuz Şahin, Sinan Göktaş, Rıza Yücel, Bülent Demirkaya, Muhammet Bozoğlu, Hacı Kınay, Can Dalgıç, İhsan Kurt, Rasim Yalçınkaya, Kadir Güden, Ayhan Keleş, Sadettin Çavuş, Mehmet Kılıç, Mevlüt Alan, Ahmet Kaan Tıramış, Oğuz Günay, Yaşar Özer, Metin Sezgin, R.M., T.A., Musa Özgüler, Ali İhsan Ulusoy, Abdi Ege, Sabri Yaldız ve ismini öğrenemediğimiz bir işçiyisaygıyla anıyoruz!
 
İletişim

Üçüncü havalimanı inşaatında çalışan 36 yaşındaki evli ve iki çocuk babası Mehmet Aytaç’ın şantiyedeki oda arkadaşı tarafından yakılarak öldürüldüğü ortaya çıktı. Diyarbakır Erganili olan Mehmet Aytaç’ın ağabeyi Suphi Aytaç, olayın ırkçı bir saldırı olabileceğini iddia etti.

Önceki gece geç saatlerde gelen bir haberle iddiaya REDaktif‘te yer verirken, farklı kaynaklardan yaşanan olaya dair farklı anlatımların aktarıldığını belirtmiştik. Dün de DİHA’nın bir haberinde, odasında uyuduğu sırada daha önce tartıştığı oda arkadaşı tarafından yakılarak öldürülen Mehmet Aytaç’ın ağabeyi Suphi Aytaç’ın iddialarına yer verildi. Ağabey Aytaç, yaklaşık 2 hafta önce kendisini arayan Mehmet Aytaç’ın, “Yeni şantiyede rahat edemiyorum. Benim doğulu olmamı hazmedemiyorlar, dışlıyorlar. Burada rahat değilim” dediğini aktardı.

Şantiye şefiyle konuşmasından edindiği bilgileri de paylaşan ağabey Aytaç, “Mehmet odada uyurken kapıyı üzerine kilitlemişler. Sonra da 6 litre benzin dökerek yakmışlar. Kardeşimi sırf doğulu diye dışlıyorlarmış. Olay siyasidir. Türkiye’nin her karış toprağı hepimizindir. Devletten beklediğim katillerin en ağır şekilde cezalandırılması. Bu insanlık değil. İnsan bunu hiçbir canlıya yapamaz” diye konuştu.

Olaya ilişkin bilgi almak üzere ulaştığımız şantiye şefi ve şantiye muhasebecisi ise olayın “kız meselesi” olduğunu ileri sürdü. İsmini vermek istemeyen şantiye şefi, olaydan 1 gece önce Mehmet Aytaç ile oda arkadaşı arasında tartışma çıktığını daha sonra durumun yatıştırıldığını söyledi. Yangında 6 litre benzin kullanıldığı bilgisini veren şantiye şefi, taşeron yatakhane koğuşunun tamamının kullanılamaz durumda olduğunu kaydetti. Şantiye şefi, katil zanlısının olayın ardından Kemerburgaz Jandarma Karakoluna teslim olduğunu belirtti.

JANDARMA TEYİT ETTİ

Geçtiğimiz gün gazetemizi arayan işçiler, 3. havalimanı inşaatının taşeron kampı yatakhanesinde meydana gelen yangında 3 işçinin öldüğünü iddia etmişti. İGA Havalimanları’ndan yapılan açıklamada da taşeron kampı yatakhanesinde kişisel anlaşmazlık nedeniyle yaşanan kavgada yangın çıktığı ve kavgaya taraf olan bir işçinin öldüğü belirtilmişti.Mehmet Aytaç 3. Havalimanında Yakılarak Katledildi

Konuyla ilgili geçtiğimiz gece Twitter hesabından paylaşım yapan Özgürlükçü Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi (ÖHD), havalimanı şantiyesinde çalışan Diyarbakırlı işçinin benzin dökülüp yakılarak öldürüldüğü ve konunun takipçisi olacaklarını söyleyerek, “Hastaneye ve karakola bilgi almak için giden meslektaşlarımız şüphelilerin gözaltında olduğunu öğrendiler” dedi.

Kürtçe konuştuğu için üzerine benzin dökülerek öldürüldüğü iddia edilen inşaat işçisi Mehmet Aytaç adlı işçinin cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından memleketi Diyarbakır’a doğru yola çıkarıldı.

Üçüncü havalimanı inşaatında Diyarbakırlı bir işçinin üzerine benzin dökülüp yakıldığı öne sürüldü. Evrensel’de çıkan bir habere göre ise, koğuş yangınında 3 işçinin öldüğü iddia olarak haberleştirildi. Ulaştırma Bakanlığı iddiayı reddederken, İGA Havalimanları’ndan yapılan açıklamada, taşeron kampı yatakhanesinde kişisel anlaşmazlık nedeniyle yaşanan kavgada yangın çıktığı ve kavgaya taraf olan bir işçinin öldüğü belirtildi.

Evrensel’e bilgi veren inşaat işçileri, üç işçinin yanarak can verdiğini iddia etti. Yangının koğuşlarda çıktığını söyleyen işçiler, çalışma ve yaşama koşullarının ağırlığına dikkat çekti. Çalışma ortamında baskı olduğunu ve dışarı bilgi çıkarılmasının engellendiğini ifade eden işçiler, bu feci olayın üzerine gidilmesini istedi.

Ulaştırma Bakanlığı görevlileri, kendilerine böyle bir haber gelmediğini ileri sürerek, haberin asılsız olduğunu savundu.

İGA: İŞ KAZASI DEĞİL

İGA Havalimanları da yaptığı açıklamayla işçilerin iddiasını reddetti. Açıklamada “Emniyet ve savcılık yetkililerinin aldığı ilk ifadeler sonucunda olayın; İstanbul Yeni Havalimanı projesine hizmet sağlayan taşeron firmalarımızdan birine bağlı olarak çalışan iki kişinin, kişisel husumetinden doğan bir anlaşmazlıktan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Olay iş kazası değildir. Şantiye alanı dışında yer alan Taşeron Kampı yatakhanesinde, kişisel anlaşmazlık sonucunda tarafların birbiri ile kavga etmesi esnasında meydana gelen yangın sonucunda kavgaya taraf olan bir kişi maalesef hayatını kaybetmiştir. Olay adli bir vaka olduğundan, Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma açılmış olup, söz konusu olayın hukuki süreci işlemeye başladığından, konuya ilişkin daha fazla bir açıklama yapamayacağımızı üzülerek belirtmek isteriz” dendi.

İstanbul’un Avrupa yakasında, Karadeniz kıyısındaki Tayakadın ile Akpınar köyleri arasındaki alana yapılacak havalimanı ihalesi milletin ırzına geçme meraklısı Mehmet Cengiz’in şirketinin de içinde bulunduğu, Cengiz, Mapa, Limak, Kolin, Kalyon Ortak Girişim Grubuna verilmişti.

İHA’nın haberine göre, Bodrum’da 6 otel işleten şirket, ekonomik krizi bahane ederek çalışanların maaşlarını ödemedi. Şirketin Gümbet Adnan Menderes Caddesinde bulunan otelde çalışan işçiler biriken maaşlarını alabilmek için önce otel dışında sonra da otel girişinde eylem yaptı.  Otelin girişine barikat kurarak giriş ve çıkışları kapatan işçiler “İşçiyiz, haklıyız, hakkımız alırız” sloganları attı.

Otelin mutfağında çalışan eyleme katılan işçilerden Mehmet Akay, pazartesi günü ödeme yapılacağına dair söz verildiğini ama bugün muhatapların kaçtığını belirterek şunları söyledi:

“Çalışıp alın teri döktük, bayram demedik seyran demedik, çalıştık ama hakkımızı alamadık. Geçtiğimiz cuma günü kısa süren bir eylem yaptık. Bize pazartesi günü ödeme yapılacağına dair söz verilmişti ancak bugün ortada muhatap olacağımız hiç kimse yok. Paralarımızı ödemeden kaçtı gittiler. Bizler binlerce kilometre uzaktan Bodrum’a çalışmaya geldik. Hepimizin çoluğu çocuğu var bizim hakkımızı versinler.”

Bu arada otelde kalan turistlerden de eylem sonrası şikayetler geldi. “Paramızla rezil olduk” diyerek kaldıkları oteli terk etti.

Uşak’ta “kentsel dönüşüm” adı altında TOKİ’ye ranta açılan alanda inşaat yapan İZKA İnşaat’ta 70 işçi 3 aylık ücretlerinin ödenmesi ve sigortalarının yapılması talepleriyle geçtiğimiz hafta iş bıraktı.

Bir haftadır iş yapmayan işçiler, şirketin tehditlerine ve alacaklarını almadan şantiye alanını terk etme dayatmalarına maruz kalırken işçiler haklarını aramaya devam etti. Bugün ücretleri ödeyeceği vaadinde bulunan şirket ise sözünde durmayarak şantiye alanına polis yığdı.

Kızıl Bayrak’ta yer alan haberde, onlarca çevik kuvvet ve TOMA ile inşaat alanına gelen polis henüz işçilere saldırmazken, polisin şirket yetkilileriyle görüşme yaptığı bildirildi.

İZKA İnşaat: OHAL’deyiz sizi şehir dışına attırırız

Haklarını aramaya devam edeceklerini söyleyen işçiler ise şöyle konuştu: “Firma yetkilileri ‘OHAL’deyiz. Sizin hepinizi şehir dışına attırırız. Şantiye alanını terk edin’ diyorlar. Biz alacağımızı hakkımızı istiyoruz. Alacağımızı almadan ve sigorta müfettişleri tespit yapmadan şantiye alanını boşaltmayacağız. Sayın Valimiz olmak üzere yetkililerden sorunumuza çözüm bekliyoruz.”

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Soma Davası’nda beklenen bilirkişi raporu açıklandı. 221 sayfalık raporda Soma’da meydana gelen katliamın göz göre göre geldiği, kâr hırsının katliama neden olduğu bir kez daha belgelenmiş oldu.

11 kişilik bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda, olayın meydana geliş sebebi “eski üretim yerlerinin kontrol edilmemesi sebebiyle burada oluşan kırık, çatlak ve göçüklerden ocak havasına başta karbonmonoksit gazı, diğer gazlar ile metan gazının karışması ve metanın tutuşması sonucu 4. Bant galerisindeki lastik bandın üzerindeki kömür tozlarının, kömürün, kısmen bandın üst kısmının, çevredeki gaz, toz, kablo, ahşap, plastik vb. yanmasıdır” şeklinde tanımlandı.

Ayrıca raporda;

  • Yıllık 1.5 milyon ton üretim planlanmasına rağmen bunun iki katı oranında üretim yapılması sebebiyle “üretim zorlamasının” olduğu,
  • Ocağın içerisine ocağın içindeki insan sayısına yetmeyecek seviyede oksijen verildiği, işçi başına 6 metreküp oksijen verilmesi gerekirken işçi başına 3 metreküp oksijen verilmesi sebebiyle “havalandırmanın yetersiz” olduğu,
  • Acil durumlarda tüm personeli uyaracak merkezi alarm sisteminin olmaması, haberleşme sisteminin çalışmaması, eski üretim alanlarının hava almayacak şekilde izole edilmemesi ve bu yerlerin kontrol edilmemesi sebebiyle “iş güvenliği denetiminin” yapılmamış olduğu,
  • Gaz izleme sensörleri arızalı olmasına rağmen tamir edilmemesi sebebiyle “işçilerin erken” uyarılmadığı,
  • İşçilere eğitim verilmediği, yetersiz eğitim verildiği, son bir yıl içerisinde 49 işçinin iş güvenliği eğitimini, 30 işçinin  mesleki eğitimini almadığı, acil eylem planında açık alevli bir yangına yönelik önlemlerin öngörümediği sebebiyle “risk değerlendirmesinin” yetersiz olduğu,
  • Masklerin çalışmadığı ve yeraltında laev sızdırmaz ekipman kullanılması gerekirken kullanılmadığı,

tespitleri yapıldı.

Raporda haklarında hiçbir dava açılmayan Türkiye Kömür İşletmeleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğü yetkilerinin de sorumlu olduğu ve yargılanmaları gerektiği belirtildi.

Raporda haklarında hiçbir dava açılmayan “asıl patron benim” diyen Alp Gürkan’ın, yönetim kurulu üyesi Mustafa Yiğit’in, genel müdür teknik yardımcısı Hayri Kebapçılar’ın, acil durum yöneticisi Haluk Evinç’in ve de yargılanmaları gerektiği belirtildi.

Tutuklı sanıklar Can Gürkan, Akın Çelik, Ramazan Doğru, Ertan Ersoy, Mehmet Ali Günay Çelik ve İsmail Adalı’nın iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin bir çok yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sebebiyle ceza almaları gerektiği belirtildi.

Tahliye edilen sanıklar Hilmi Kazık ve Yasin Kurnaz ile tutuksuz yargılanan sanıklar Serkan Kocaman(patlatma mühendisi), Murat Bodur(eğitim mühendisi), Fuat Ünal Aydın (havalandırma mühendisi), Caner Uysal, Ergün Yılmaz, Mehmet Erez(daimi nezaretçi ve maden mühendisi), Hüseyin Alkan, Hilmi Karakoç, TKİ ELİ Müessese Müdürlüğü Kontrol Baş Mühendisleri; Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt’un da iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin bir çok yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sebebiyle ceza almaları gerektiği belirtildi.

46 sanıklı Soma Davası’nda bilirkişiler raporlarında 28 sanığın sorumlu tutulamayacağını belirtti.

Bilirkişiler “son söz” başlıklı raporunda son bölümünde, “Bu facianın tekrarının yaşanmaması umuduyla aşağıdaki kısa notun madencilik endüstrisine katkısı olmasını dileriz” diyerek; “Soma havzası , madenciliğin ve havza madenciliğinin temel ilkelerine göre yönetilseydi, Soma A.Ş. TKİ ve MİGEM tarafından denetlenebilseydi, firma yetkilileri basiretli davranabilseydi, olay tarihinde yürürlükte olan mevzuattaki yetersizlikler olmasaydı; yaşanan olayın bir faciaya dönüşmesi önlenebilirdi” dedi.

kaynak: sendika.org

Ne giyinmeyi biliyoruz, ne de giydiklerimize emek verenlere kıymet veriyoruz. Daha güzel görünmek, ilgi çekmek adına yaptıklarımız işçilerin hayatına mal olsa bile.

Moda diye, modaya uyacağım diye kotların taşlanarak eskitilmiş görünüm verilmesi için, kumun kuru hava kompresörleriyle kotların yüzeyine tutularak aşındırılması işlemine ‘Kot kumlama’ dense de aslında adı ölüm. Kotlara eskimiş, ağarmış görünümü vermek için uygulanan kumlama (kuvars tozu püskürtme) yapılırken yüksek oranda ”silika” içeren ”kuvars kristallerinin” kullanılması sonucu, solunum yoluyla işçilerin akciğerlerini kaplayan kum tanecikleri bir süre sonra solunum yetmezliğine neden oluyor. Hastalık, öksürük, nefes darlığı, gözlerde kızartı ve kaşıntı, göğüs ağrısı şeklinde belirtilerle kendini gösterirken, hastalığın tedavisinin bulunmadığını ifade ediliyor.

 

kotiscileri_banner

İşte bu ölüm makinesi “kot kumlama” atölyelerinde bir emekçi daha bu hastalıktan öldü.

27 yaşındaki Necat Demir, tedavi gördüğü Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Taşlıçay Köyü’nde yaşayan Demir, 2000’li yıllarda İstanbul’a gelerek, kot kumlama atölyelerinde çalıştı. Slikozis hastalığına yakalanan Demir, bir süre solunum cihazına bağlı olarak yaşam mücadelesi verdi.

Silikosiz hastalığı şimdiye kadar 67 kişinin yaşamını yitirmesine neden oldu. Taşlıçay köyünde ise bu hastalıktan şimdiye kadar Demir’le birlikte 17 kişi yaşamını yitirdi, 30 yakın kişi ise hastalıkla mücadele ediyor.

İş cinayetleri ile gündeme gelen Karaman’ın Ermenek ilçesinde, Ermenek Katliamı’nın  sorumlusu Abdullah Özbey’in sahibi olduğu Cenne Linyit Kömür İşletmelerine bağlı Özkar Madencilik’te işçiler 5  aydır maaşlarını alamıyorlardı. Maaşlarını alamayan işçiler kendilerini çalıştıkları madene kapatarak açlık grevine başladı.

Maden ocağında açlık grevine başlayan işçiler, daha önce de 4 gün boyunca üretimi durdurmuştu. DİHA’da yer alan habere göre, işçilere çeşitli sözler verilmiş olmasına rağmen, sözlerin yerine getirilmemesi üzerine 35 maden işçisi  alacakları için şimdi de yer altında açlık grevine başladı.

Geçtiğimiz aylarda Yeni Çeltek, Deka ve Balçınlar maden işçileri de kendilerini maden ocaklarına kapatarak haklarını aramışlardı.