Elvan Yılmaz

cslswmpwgaekkab

Mizahçıların en çok rahat ettiği ülkede yaşıyoruz. Bizim mizahçılar batı ülkelerinde yaşasalar çoğu işsiz kalır. Dünyanın en refah, hayat standartları yüksek ülkeleri Finlandiya, İsveç ve Norveç’de mizah dergileri aylık çıkarken Türkiye’de haftalık yayımlanır. Öyle ki haftada çıkmalarına rağmen çıktıkları gün dahi kapakları gündem dışı kalabiliyor…

Hava bile o kadar değişkenlik gösteremiyor bu ülkede gündem kadar…

İddia ediyorum Avrupalı mizahçıların elinde malzeme olacak ‘lahmacun akıllı’ İbrahim Tatlıses’i bile yoktur…

Bizde mizah malzemesi olmayacak nesle yok…

Artık her şeye alıştık…

Şaşkınlık şaşırtmıyor…

Nursuz kadın Nur Yerlitaş’ın suratı bile bu ülkede gündem oluyor…

Gündemlerimize taksi tutulsa yetişilecek gibi değil…

Üç gün içinde gündem değişmezse korkmaya başlıyorum…

Ulan bize bir şey mi oldu diye…

Ben bu yazıya başlarken gündem Tarık Akan’ın cenazesi mi desem, şortlu kadına tekme atan sapık mı desem, Cerattepe mi desem çok karışık çok…

Yazının sonunda gündem ne olur ne biter bilemem…

Mesela;

Milli piyango almak için kafasına kuş pisletenlerin işi büyütüp mandanın altına yattıkları gündem olabilir…

İki arada bir derede kalmış Fatih Ürek ve Yılmaz Morgül’ün paçaları sıvayıp derenin öbür tarafına geçtikleri gündem olabilir…

Yavuz Bingöl’ün aslında evlatlık olduğu ortaya çıkabilir… Yezit çanağında yediği yemeklerden zehirlendiği için bu hale geldiği aile bireyleri tarafından yapılan bir basın toplantısıyla açıklanabilir…

İlbey Ortaylı’nın diplomaları sahte çıkıp aslında çok cahil olduğu tescil edilerek gündem yaratılabilir…

TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in aslında Tüpçüler Federasyonu Başkanı olacakken yanlışlıkla Topçular Federasyonu Başkanı olmasının belgeseli yapılabilir…

Karl Marks öldüğünde çantasından seccade ve 99’luk tespih çıkmış haberleri gündeme getirilebilir…

Biz de her an her şey gündem olabilir her şey konuşulabilir…

Deveyle de konuşmuşuz…

Sormuşuz deveye; Neden boynun eğri? Diye…

Deva cevaplamış: Size ne? Her şey bitti benim boynu mumu merak ettiniz malın oğulları…

Bakın deve bile boynunun neden eğri olduğunu bilmiyor…

Salak deve…

Meşhur Sokak pilavcısı Mehmet Usta’ya sık sık pilavının sırrı soruluyormuş; O da açıklamış: “Pilav normal siz geri zekâlısınız…”

cr3jj7kwaae0dlt

İnsanların evlatlarının ölülerini kokmasın diye buzdolaplarında sakladığı. Ölü bedenlerin günlerce sokaklarda bekletildiği. Kadınların eline “Al, bu kocan” diye bir torba kemiğin verildiği.

Şehir duvarlarının ve dahası yatak odalarının devlet fantezilerini resmedecek biçimde yazılandığı.

Çocukların isimlerini “Ya ölürsem ve kimliğin tespit edilemezse” diye bakır tellerle yazıp boynuna astığı.

Yüz binlerce insanın göçe zorlandığı bir ülkenin vatandaşıyız.

Aynı topraklar yaşıyoruz ve biz bize zulmediyoruz.

Rachel Corrıe’nin dediği gibi: Zulüm bizdense, ben bizden değilim.

Yıllar önce bir film seyretmiştim. Bir kasabada suçlu var diye çoluk çocuk tüm kasabayı yakmışlardı.

Böylesine bir zulmün sadece filmlerde olmadığını bir kez daha gördük.

Hurşit Kültler, Şırnak’ta kayboldu, yaklaşık dört aydır ne ölüsü ne dirisi var ortada.

Normalde insanlar yakınlarının cenazesini görünce fenalaşırlar.

Hurşit Külter’in abisi Kamil Külter kardeşi için: “Öldüyse bile bir mezarı olsa” diyor.

Ölüsüne razılar cenazelerini istiyorlar.

Varmıdır böyle çaresizlik…

Kazılan mezarlar çukurlar doldurulunca “kazandık” diyecekler. Kazanılan hiç bir şey yok.

Gençliğimden bu yana Türkiye’nin nüfusundan çok teröristin ölüm haberini dinledim, hala bitmedi.

Toprağa gömülenler patates değil insan.

Bu toprakların halkları eceliyle ölümü hak etmiyor mu?

Unutmayın ki, eğer bir Tanrı varsa, başkalarının çocuklarının hayatını kendi çocuklarının hayatı gibi görmeyenlere merhamet göstermez.

Kürt illerinde ölen siviller için “oh olsun” diyenlerin hepsi hep tanımadığı insanların öleceğini sanıyor.

Başkalarının acılarına kapalı insanlar.

Yarın kimin işten atılacağını, kimin malına el konulacağını, kimin tutuklanacağını, kimin öldürüleceğini, kimin için kederleneceğimizi bilmeden yaşıyoruz.

HDP ve BDP’li belediyelere terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları iddiasıyla kayyum atıyorlar. Tamam, kabul ettik.

Peki, Fethullah Terör Örgütü (FETÖ)’ya yardım ve yataklık yapan parsel parsel kentleri bunlara parselleyen AKP’li belediyeler n’olacak.

Onlara da kayyum atanacak mı?

Bir adam mutlu olacak diye bizler “esfel-i safilin”de yaşayıp, helak olup gideceğiz…

Krallarla, saraylarla, sultanlarla aranan “barış” değildir, “birlik” değildir; güçtür, saltanattır.

Kendilerine itiraz edenleri yok etmeye çalışanlarla barış olamaz.

Bunlar halklarımıza derman olamaz!

*

Her gün şehitlik güzellemesi yapıyorlar… Hem savaş isteyip/çıkarıp hem de şehit haberlerine üzülmek bu ülkedeki en büyük riyakârlıktır.

Türk vatandaşı olmak çok kolay, şehitlere rahmet oku, yakınlarına hariçten gazel oku, AKP’ye meydan okuma oldun Türk vatandaşı.

Günahlarını şeytan dahi taşıyamaz.

Gösterişli toplantılar, hamasi nutuklarla, bu gerçeği değiştirmenin yolu yok.

15 Temmuz sonrası acayip demokrasici kesilenlerin niyetleri ortaya çıktı. Demokrasi dedikleri şey, sadece köprüyü geçene kadar verdikleri hizmetmiş.

Bu ülke, demokrasinin ne olduğunu bilmiyor, demokrasiyi hiç görmedi, hiç hak kavgasına girmedi.

Nereden aklımda kaldı tam bilmiyorum ama gerçek demokrasi galiba; iki kurtla bir kuzunun öğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır. Özgürlük; tam teçhizatlı bir kuzunun oylamaya karşı çıkmasıdır.

Bu ülkede barış kelimesi artık Ütopik geliyor. Ütopyadır barış.

14287576_1403668496327677_192465764_n

Orhan Veli, “Hiç kimseden çekmedi nasırından çektiği kadar” diyordu bir şiirinde Süleyman Efendi için. FETÖ’yü FETÖ yapan, IŞİD’i IŞİD yapanlar meydanlarda nutuk atıyor.

Her defasında yapılan saldırıları hainlik olarak nitelendiriyorlar. Oysa ortada hain saldırılardan çok, gerici beceriksiz iktidar var.

Antep’te hücre evleri ve eğitim kampları dururken Suriye’yi IŞİD’den temizlemek adlı oyunu seyrediyoruz.

Tamam da, önce memlekettekileri temizlesek. Evi pis olanın sokağı temizliğe çıkması gibi bir durum var ortada.

Aynı yöntemle farklı sonuç bekleyene ne deniyordu?

Ülkenin neresinden bakarsanız bakın; Sağdan bak ahmakça, soldan bak trajik; alttan bak cahilane, üstten bak komik.

Neresinden tutmaya kalksanız elinizde kalıyor.

Bir gün Nasreddin Hoca kedisini dere kenarında yıkıyor. Oradan geçen bir köylü ise Nasreddin Hoca’ya sormuş:

– Hoca sen bu kediyi yıkıyorsun ama iyi de bu kedi ölmez mi? Demiş.

Hoca: Ölmez ona bir şey olmaz demiş. Daha sonra köylü gitmiş. Nasreddin Hoca yıkmaya devam etmiş. Bir de bakmış ki kedi elinde ölmüş. Köylü tekrar Nasreddin Hoca’nın yanından geçer olmuş ve sormuş:

– Hoca hoca ben sana ne dedim? Bu kedi yıkarken ölür, dememiş miydim? Hoca da bu lafın altında kalır mı? Yapıştırmış cevabı:

– Ben yıkarken ölmedi ki, sıkarken öldü, demiş…

Yönettiklerini iddia etikleri sınırlar içerisinde her gün onlarca tabut taşınıyor ülkenin bir bölgesinden diğer bölgelerine.

Binlerce kişi ölse de hiçbir sorumluluk kabul etmiyorlar.

Hasreddin Hoca gibi lafazanlıkla işi geçiştiriyorlar.

Evlat sizin değilse ne kolaydır feda etmek.

İlke yok, duruş yok, dürüstlük yok, ahlak yok; din, iman, bayrak, ecdat edebiyatı var.

İlkeleri ilkellik.

Üstelik kendileri gibi düşünmeyenlere dilleriyle şarjör boşaltıyorlar.

Birkaç muhalif basının dışında gerçekleri yazan yok. Hepsi burnundan AKP’ye yakalanmış durumda.

Kendileri doğruyu yazmıyor, yazana da mızrak yemiş domuz gibi böğürüyorlar.

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum bunların köpekleri de ilginç. PKK’ya havlayıp IŞİD’e miyavlama sesine benzer ses çıkarıyorlar. Süt dökmüşler.

Kafalar gayet iyi, hepsinin içme suyuna kolonya boşaltmışlar.

Bunların yazarlarına çizerlerine şerefinizle yazıp çizin dense, sonsuza kadar yazıp çizemeyecek insanlar var.

Hayatta en değerli şey utanmaktır, utanmayı bilmiyorlar.

İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Yahudilerin soykırımı için inşa edilen ve milyonlarca Yahudi’nin katledilmesinde kullanılan gaz odalarından Alman halkının hiçbirinin haberi yoktu.

Çünkü gazeteler yazmamıştı.

Ünlü Amerikalı gazeteci J. Pulitzer’in dediği gibi: “Ahlaki değerlerden yoksun, çıkar peşinde, demagog basın, zaman içinde kendi gibi halk yaratır.”

Yıllar önce Fenerbahçe’de oynayan Haim Revivo şu sözüyle bizim basını özetlemişti: “Türk gazetelerindeki tek doğru şey, tarihtir.”

E dedik miydi, baş nereye giderse g.t de oraya gider diye…

che

Soy isminin dışında kahramanlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan adam Che’ye “eşkıya” demiş. Demiş diyorum, çünkü uzun zamandır tv seyretmiyorum. Burnumu kapatmadan dinleyemiyorum / izleyemiyorum bunları.

“Dünyanın neresinde olursanız olun, bir insan haksızlığa uğruyorsa, eziliyorsa, onun yanında olun” diyen birini eşkıyalıkla suçlayan kişi, ya Alzheimer hastasıdır, ya da eşkıya dediği kişi hakkında hiçbir bilgisi yoktur.

Bana cehaletin fotoğrafını çekebilir misin Elvan deseler hiç terettüt etmeden İsmail’in fotoğrafını çekerim.

*

Eğer yukarda saydıklarımın hiçbiri değilse bizim en kahraman İsmail dincilik ve ırkçılık yapıyordur.

Türkiye şu an beyni din ve milliyetçilikle aptala dönmemiş herkes için tehlikeli bir yer.

Din de, tıpkı milliyetçilikler gibi, özellikle siyasetçilere “aidiyet” sağlayan araçlardandır.

Yıllarca önce aramızdan ayrılan oyuncu ve bestekâr Sami Hazinses (Samuel Agop ) bir gazeteye verdiği röportajda gerçek kimliğinin bilinmesini neden istemediği sorulunca önce öfkeyle, “Ermeni değilim ben” diye yanıt vermiş, sonra durumu kabullenmiş, başını yana eğerek , “ Eski sempati kalmıyor. Onun için istemiyorum. Yazma bunları. Öleyim, ondan sonra. Öldükten sonra yaz şimdi boş ver” demiş.

Utanılacaksa bu utanç hepimize yeter.

Dünyanın en çirkin şeyi ırkçılık. Onu da dünyanın en çirkin insanları yapıyor.

Siz hiç duydunuz mu: “ Kanamalı bir hasta için acele Türk kanı, Kürt kanı, Alman kanı, Japon kanı, Amerikalı kanı, siyah kanı, beyaz kanı, Çinli kanı, Eskimo kanı aranıyor” diye bir anons? Duymadınız duyamazsınız.

Çünkü kan dediğiniz, O, A, B ve onların kombinasyonlarından ibarettir.

Bunları hiçbir kutsal kitap yazmaz. İnsan hayatını kolaylaştıran hiçbir bilgi yoktur kutsal kitaplarda. Ona nedenle İsmail bu öğretilerden uzak kalmış olabilir.

Irkçılık, ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.

Irkçılık insani vicdanı bir sorundur.

*

Faşizan dilbazlık Faşizm tramvayı yolcu toplaya toplaya, çan çala çala nihai güzergâhına doğru yol almakta.

Bu yobazlar hesapta Allah’a tapar. Ama hepsinin aklında cennet vardır. Onlar aslında hurilere, cennetteki arazilere falan taparlar. Faşistleri ise anlamak basittir.

Onlar paraya tapar.

Hepsini satın alabilirsin bu yüzden. Biz sosyalistler devrimciler, vicdanımıza taparız.

Bizde hesap, kitap yoktur. Vicdanımız neye hükmederse, onu yaparız.

Faşizm korkunun yayılmasına ihtiyaç duyar. Çünkü çok korkanların eliyle az korkanları ıslah etmeye çalışırlar.

*

Herkes bizim gibi olmalı demek faşizmidir.

Faşizm ise çok ayıp bir şey.

Feto esir

Hava bu günlerde çok gürültülü cehennem yağışlı. Önce kâfir diye turist kovala, ertesi gün 9 aylık bebeğe tecavüz et, akşamına canlı bombayla 50 küsur kişi ölsün. Cehennem bile daha sakin Türkiye’den.

Akp yandaşları hala hiçbir şeyi kabul etmiyorlar.

17 Ağustos Depremi’nin ”ahlaksızlık” sonucu bir cezalandırma olduğunu, bundan ders alınması gerektiğini söyleyen bu zihniyet on binlerce insanın depremden değil de ilahi bir hoşnutsuzluktan öldüğünü söylemişlerdi.

Kâr uğruna ucuz malzeme kullanan inşaat şirketlerinin ya da bu şirketleri denetlemeyen, tam tersine yol veren devletin suçu ise tabii ki hiç yoktu.

O günkü kafalar nasılsa yine öyleler.

Kıyımlarla tecavüzlerle cehenneme dönen bu ülkede sanki başkaları yaşıyormuş gibi olaylar karşısında nazara geliyoruz, göze geliyoruz safsataları ile kör olmuş durumdalar.

Adam ölüyor, nazara geldiğini söylüyor.

Metrekareye düşen geri zekalı sayımızla dünyaya parmak ısırtıyoruz.

Ülkede zam gelmeyen tek şey, insan hayatı. Hâlâ sudan ucuz.

Hızlı bir akıl yitimi dönemine girdik.

Olay Montesguieu’nün söylediği gibi: “Ayrı ayrı birer ahlaksız yaratık olan insanlar toplu oldukları zaman namuslu kişiler olurlar!”

*

Gaziantep’te yaşananlar eminim birkaç gün sonra unutulacak başka dehşet olaylarla yeniden gark olacağız.

Çünkü biz de din ile güdülen tipik bir Ortadoğu ülkesi olduk.

Suriye yansın ama dumanı bize gelmesin diyenler Suriye’nin dumanını değil ateşini getirdiler Türkiye’ye.

Kınamak ve kanmak-kandırılmak kelimeleri ile ülke yönetiyorlar. Bir de üzerine ‘Allah affetsin’ safsatası çekti mi tamamdır.

Bizde temel mantık şu: Kervan yolda düzülür…

*

Bir zamanlar Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak kıpırdamaz diyen muktedirlerin, ilginçtir, diplerindeki yaverleri ‘FETÖ’cü çıktı. Diplerindeki yaprak fırtına estiriyormuş haberleri yok.

‘FETÖ’ suçlamasıyla gözaltına alınan Güllüoğlu baklavaların sahibi Faruk Güllüoğlu verdiği ifadede yerinde bir tespitle şunu söylemiş: “17-25 Aralık’a kadar himmet verdik, sonrası zırnık vermedik, günahımız en çok Akp kadar.”

Güllüoğlu, “En fazla Akp kadar suç ortağıyız, biz ne yaptıysak Akp de aynısını yaptı” diyor.

Doğru da diyor.

Seyyid Kutub’un dediği gibi: Şeytanın atıyla cennete koşulmaz. Şeytanın atına binmişler cehenneme koşuyorlar.

*

İncil okuyan birine “Adam kitabın sonunda ölüyor”, derseniz kesin yanınızdan uzaklaşacaktır…

Doğrular ve doğrulardan rahatsız olanlar ne dün ne bugün ne de yarın yok olacaktır…

*

NOT: Facebookta mesaj atarak REDaktif‘ten yazılarımı okuyanlar bana kim olduğumu soruyor. Merak edenler için cevap veriyorum: Ben REDaktif‘te sadece figüranlık yapan sosyalist bir yazarı canlandırıyorum. Ya da: Hiç!

feto (1)

Sistemin bugünlerdeki trendi, Fethullahçı şeytanı taşlama ayini. Sağ muhafazakâr kesim bir ayı aşkın bir süredir korku içinde yaşıyor: Acaba bize de bir yerlerden FETÖ’culuk bulaşır mı – bulaştırırlar mı?

‘Himmet’e dolaylı da olsa bir yerlerden yardım yaptık mı acaba korkusu sardı. Her an kapılarını polisin tıklatacağını sanarak yaşıyorlar.

Şu gerçek çıktı ortaya: Koyunlardan oluşan bir halk, kurtlardan oluşan bir devletin yolunu açtı.

Dünyanın hiç bir ülkesinde hain olmakla, kahraman olmak arasında bu kadar ince bir çizgi yoktur… Ne biçim ülke burası ki, herkes tükürdüğünü yalıyor…

*

Bugünlerde sosyal medyada acayip bir fıkra dolaşıyor.

Sarhoşun biri bindiği otobüste bağırır:

– Hiieeeyyytt! Öndekilerin hepsi boynuzlu, ortadakiler ibne, arkadakiler de pezevenk…

İri yarı otobüs şoförü aniden frene basar yerinden kalkmasıyla sarhoşu arka cama yapıştırır.

– Lan! Şimdi bi daha söyle bakıyım kimmiş boynuzlu, kimmiş ibne, kimmiş pezevenk?

Sarhoş cevap verir;

– Ne bilim abi?! Öyle bi fren yaptın ki, hepsi birbirine karıştı!..

*

Dindarlar ve kindarlar geldi aklıma. Hepsi otobüstekiler gibi karıştı. Bugünün kahramanı yarın hain, haini yarın kahraman olabiliyor. Çünkü tiyatro oynuyorlar. Roller sık sık değişiyor.

Ne biçim ülke burası?! Herkes tükürdüğünü yalıyor…

*

Ara ara tiyatrolarına bizleri de dâhil etmeye çalışıyorlar. İ.Melih Gökçek ve Bekir Bozdağ’ın Fethullah Gülen’i öven konuşmaları her yerde yayınlanıyor, ama onlar yüksek sesle Sıla’ya hain diyorlar.

Sesi kimin çok çıkıyorsa bilin ki onlardandır.

Halk darbe kalkışmasında sokaklara dökülürken, bunlar darbeye evde terliklerle direniyorlardı. Televizyonda gördükleri darbecilere terlik çekmişler.

Ölümlerin sorumluları ölülerin omuzlarında yükseldi.

Hiç bağırmayın, FETO sizsiniz ayrıca ideolojik akrabanızdır. Her ne yaptıysanız birlikte yaptınız. Birlikte ülkenin kumbarasına koydunuz. Piston aşağıya düştü, buyurun pistonsuz araba sizindir.

Aldous Huxley ne demiş: Gerçekler, görmezden gelindiğinde, yok olmazlar!

*
Hainler mezarlığı kurdular. Tabelasını dahi taktılar. Lakin baktılar işlerin tersine dönme riski çok yüksek, vazgeçtiler.

Mezarlarını kazıyorlardı çabuk uyandılar.

*

Su kaynarken; patatesi yumuşatır, yumurtayı sertleştirir, önemli olan içinde bulunduğun şartlar değil senin ne olduğundur. Bizim halkımız ikiye ayrılır. Masaldan sonra uyuyanlar, masaldan sonra uykusu kaçanlar.

Biz ilk gençlik yıllarından beri uykusu kaçanlardanız.

Şerefsizliğin insan üzerine yağmur gibi yağdığı şu günlerde, ıslanmadan kuru kalan tüm yoldaşlara selam olsun.

NOT: Ha bu arada ‘Sazan Aksu’dan ses yok. Kesin hala kimden tarafa olacağına karar veremedi. Ama sazanlık ona çok yakışıyor.

os

Türkiye tam bir kara mizah yaşıyor. Aldatanlar aldatılanlar, kahramanlar hainler, sırayla vatan kurtarıyorlar. Dün bindikleri eşekten bugün şikâyetçiler. Kendilerine bir zamanlar ki aşkları cemaati sorduğumuzda cevap olarak; “Hıg hüg gak guk ilaveten kem küm.” Cevabı alıyoruz.

Yanıldık, kandırıldık diye halkı kandırıyorlar.

Lafa bakılırsa Sezar bile Brütüs konusunda bu kadar yanılmamıştır.

Af dileyen dileyene…

Biri “Allah beni affetsin” diye kendini kurtarmaya çalışırken, diğeri Pelsilvanya’dan beddua ederek skora gitmeye çalışıyor.

Hadi hukuk yok hesap sormuyor; Hıristiyan mı oldunuz ki günah çıkardım deyince suçlarınızdan arındığınızı sanıyorsunuz.

Cemaatin Sızıntı dergisini birlikte çok okudunuz. Sızıntı okuyan sızıyor.

Albert Einstein’ın bir sözü var; “Problemi onu yaratanlarla çözemezsin” diye.

Feto-yu canavarlaştıran sizsiniz. Problemler problem çözemez.

*

Bizlere seçenekler sunuyorlar.

Diyorlar ki; “Ya darbecilerdensiniz, ya bizden.”

Yok. Yemezler. Biz karıkoca kavgası arasına girmiyoruz canlarım.

Ne günah işledik ki sizlerle aynı zaman dilimine denk geldik bilemiyorum.

*

Birden demokrasi sever oldular. Bunların demokrasi sevdası, koyunun götüne gül sokan romantik kasap psikolojisine benziyor.

Demokrasi nöbeti tutanların yönettiği ülkede demokrasi o kadar ilerledi ki, gözden kayboldu.

Türkiye şu an beyni din ve milliyetçilikle aptala dönmemiş herkes için tehlikeli bir ülke.

Tevfik Fikret’in ‘Tarih-i kadim’ şiirinde dediği gibi: “Din şehit ister gökyüzü kurban! Her yerde durmadan kan akacak durmadan kan…”

Kan ve gözyaşı hiç eksik olmuyor.

*

Akp’gillerden değilsen gücün varsa diren, yoksa korkuyla sin ve sıranı bekle dönemindeyiz.

Yarın, “hoca efendi iyi adammış yanlış anlamışım” desin reisleri, yine hoca efendi demeye başlarlar.

Çok faşist bir yağmur yağıyor dostlar.

Bu hikâyenin sonu kesinlikle mavi bitmez…

*

La bir durun hele, daha bu ülkenin taksiti bitmedi!

NOT: Kissinger’ın Papandreu için, “o…pu çocuğudur ama bizim o…pu çocuğumuzdur” dediği söylenir.

ABD sanırım bu günlerde aynı şeyleri Gülen için söylüyordur.

DİP NOT: İyice paranoya olduk. Darbe tarihi neden ‘15 Temmuz’ diye sorguluyorlar.

Ben yardımcı olayım kendilerine.

Son kez maaşlarımızı bari alalım diye ayın 15’ini seçmişlerdir.

Kesin bilgidir yayalım.

thumbnail_15 temmuz

İki hırsız bir eve girer… Çaldıklarını paylaşırken tartışırlar, gürültü çıkar ve ev sahipleri uyanır. Ev sakinlerinin uyandığını fark eden hırsızlardan biri, diğerini dövmeye başlar…

Ev sakinleri ne olduğunu anlayamaz.

Döven hırsız ev sahibine: “Sizi soymaya çalışırken yakaladım, Allah’ın izniyle haddini bildiriyordum” der.

Ev sakinleri hiç tereddüt etmeden, diğerini döven hırsızı alkışlar ve teşekkür eder.

Evin çocuğu: “Baba bu adam kim peki?” diye sorar.

Baba cevap verir: “Bizi soymaya çalışan hırsızı yakalayan adam.”

*

Bu memleketin meselesi ahlaksızlar değil, ahlaksızları alkışlayan onursuzların çokluğu…

Şimdi ağlayabilirsin Türkiye.

Haydi, hayırlı tıraşlar.

11055464_375269482680132_203467570_n

Gazozunuza ilaç atarak mı kandırdılar sizi?

Yalan rüzgârları esiyor, ortalık toz duman. Hele tozlar bir yere insin ‘ayın on dördü’ gibi mabat ortaya çıkacaktır.

‘Ne istediniz de vermedik’ diyenler hainlikten hiç bahsetmesin.

Renegado zihniyetine sahip olan sizlersiniz.

*

Bir gecede çok demokrat çok laik, demokrasiye çok inanan biri olup çıktınız. Çok yakında darbe girişiminin şokunu üzerinizden atınca yine fabrika ayarlarına döneceksiniz.

Ne demokratlığınız ne laikliğiniz kalacaktır.

Yine ‘Laiklik dinsizliktir bu düzeni yıkacağız’ diyeceksiniz.

*

Feto ve ekibine de, dininize değil iktidarınıza ihanet edince düşman oldunuz. Her şeyiniz menfaat endeksliydi. Birlikte yediniz her ne yediyseniz.

Düne kadar Feto ile aynı orkestranın elamanıydınız. Aynı şarkılara eşlik edip hem çalıp hem oynadınız.

*

Çocukken yanlış bir şey yaptığımızda o yanlışı yanımızda olmayan arkadaşımızın üzerine yıkıverirdik.

Tüm kötülükleri Feto yaptı, siz hiçbir şey yapmadınız.

Ve bunu da gariban cahil halk yutuyor. Eminim bir yere kadar yutup daha sonra hepinizi kusacaktır.

Cemaatin kandırdıkları binlerce insanı işten atıyorsunuz ya, kandırıldık diyenlerin en meşhuru ülkeyi yönetiyor. Ne olacak şimdi?

İnlerine girecektiniz, ininize girmişler.

*

Her yanlışınızda kaldırıldık diyerek kurtulmaya çalışıyorsunuz.

Tehlike anında annesinin ağzına saklanan çiklet balığının yavrusu gibi, tüm yanlışlarınızda ihanetlerinizde ‘kandırıldık’ kelimesine tünüyorsunuz.

Demek oluyor ki, devlet yönetmek ‘beş taş’ oynamaya benzemiyor.

Deneme yanılma yamulma yöntemiyle ülke yönetilmiyor. Bakalım bu şekilde kaç kişiyi daha öldürttüreceksiniz. Ne kadar daha memlekete zarar vereceksiniz.

Az gelin hele kulağınıza bir şey diyeceğim: Gazozunuza ilaç atarak mı kandırdılar sizi?

*

Sevgili okur bunların sayesinde memlekette tek ucu boklu değnek kalmadı, iki ucuda boklu değnek, sakın inanmayın.

*

Akp’gillerin durumu etrafı kendi yaktığı ateşle çevrilmiş bir akrebin, kendini sokma hazırlığına benziyor.

*

Sahi ya Fetocuları unuttuk. Birkaç kelamda onlar için edelim.

YGS (Yüksek Öğretime Geçis Sınavı) sorularını çalmışlar.

LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) sorularını çalmışlar.

TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) sorularını çalmışlarını çalmışlar.

PYBS (Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı) sorularını çalmışlar.

PMYO (Polis Akademisi Sınavı) sorularını çalmışlar.

AÖF (Açık Öğretim Fakültesi) sorularını çalmışlar.

ÖSYM (Seçme ve Yerleştirme Merkezi) sorularını çalmışlar.

Tüm askeri okulların sınav sorularını çalmışlar.

*

Şimdi aklıma geldi. Bu zırtapozlar sakın ola, ahretteki sorgu-sual odasından da soruları çalmış olmasınlar?

Çalarlarsa çalsınlar, bizim gibiler için olay 4’üncü maymundur.

Melik Gökçek

Ülkede gündem o kadar değişiyor ki, yetişmenin kolayı yok. Nasıl bir memleketse şaşı bakan şaşırıyor.

Yüklüce mizah dolu bir ülke.

Zihnimde bir konu vardı onu yazacaktım vaz geçtim.

Cin girdi aklıma. Kandırıldım.

Kocaaa devlet büyüklerimiz bile kandırıla kandırıla yol geçen hanına döndüler ben mi kaldırılmayacağım.

*

Türkiye’nin neden hengâmede olduğunu merak edenler sadece Melih Gökçek’e bakarak bu merakını giderebilirler.

Darbe girişimi sonrası CNNTÜRK’te Hakan Çelik’in sunduğu programda acayip acayip açıklamalarda bulunmuştu.

Fethullah Gülen’in insanları üç harflilerle etki altına aldığını belirterek Gülen’in kontrolünde cinlerin olduğunu ve darbe girişimi gibi işleri bu cinler vasıtasıyla organize ettiğini söylemişti.

Gökçek, cemaate iyilikler yaptığını ve sonuçta aldatılığını itiraf etmeyi de unutmadı.

“Ankara’yı parsel parsel peşkeş çektim ama sorun bakalım niye yaptım?”

Üç harflilerin etkisiyle kendisine giren cinlerin vasıtasıyla oldu demek istiyor.

Bütün suç cinlerde Melih hiç bir şey yapmamış.

Acaba diyorum göbek bağı yerine kımızı kabloyu mu kesmişler, ondan olabilir mi bu garip ve çılgın hali.

İnternet fenomeni ‘Kenan komutan’ Gökçek’i duyduysa çok üzüleceğine inanıyorum, “bu âlemde kendimi tek sanırdım başkaları da varmış” diye.

Melih’in cin gibi olduğunu biliyorduk ama cin girdiğini bilmiyorduk.

Demek oluyor ki, gire çıka gire çıka, cinler Sayın Gökçek’i cin gibi yapmış.

Bizlere kederden tekel cini giriyor, bunlara kaderden Feto’nun cini.

Sarhoş olmak bunlardan iyidir. Baksanıza birkaç sarhoşun kurduğu ülkeyi milyonlarca ayık koruyamıyor. Turşu gibi yaptılar memleketi.

*

Ne diyelim? Melih Gökçek’e acil şifalar diliyoruz.

E, Gökçek’i böyle görünce bizde, ‘kış kışşş cinler kışkış, yallah cinler yallah’ diyoruz.

Yapacak bir şey yok abi, cini kim soktuysa o çıkarsın.

Dua gereksiz.

*

Psikiyatristler bunlara bir teşhis koyabiliyor mu acaba, bence literatürde böyle bir rahatsızlık yok.

Bu adamlar bizi açmıyor daha komiklerini göndersinler.

Not: Bu ülkede uzun zamandır genetik mühendislik sempozyumu bile yapılamıyor…

Sonuç hep; Oğlan dayıya, kız halıya çeker durumuna benzer tespitler çıkıyormuş…