İlker Arslan

gezi
“İFTARDA BİRA İÇTİLER…”
Yalan… Beni biliyosun yaptıysak, ‘yaptık’ diyorum. Bu çok büyük bir yalan, çünkü votka içtik. En başından anlatayım size…
“İstiklal’de iftar var,” dediler. Bir ailemiz, sülalemiz olmadığı; ağaç kovuğundan çıkma olduğumuz ve yıllardır kapsül içinde, bu halkın değerlerinden uzak, izole bir hayat sürdüğümüz için, nerede, nasıl davranılacağını bilmeyen; alkolik, çapulcularız biz. İlk olarak bu bilgiyi bir yere not edin ki sonra okuyacaklarınız sizi şoke etmesin.
İftara eli boş gidilmez gustosundan yola çıkarak, “Panpa iftar dediğin son tahlilde yemekli bir organizasyon, ne götürsek?” diye arkadaşlarla tartıştık. Kızların çoğu “Şarap!” dedi, hesapladık çok tutacak, ‘köpek öldüren’le de gidilmez. Bizi bırak, ‘Anti-Kapitalist Müslümanlar’a ayıp olur. Biranın çok taliplisi oldu, fakat, “O kadar şişeyi şakır şakır kim taşıyacak oraya?” diyenden, “Biranın hamallığıyla, zırt pırt çişe gitmesiyle uğraşmayalım yoldaş panpa!” diyenine, çok büyük geyik döndürdük. Sonunda tüm fraksiyonlar, votkada uzlaştık.
Gidince öğrendik, iftar sofrasında içilmezmiş. ‘Anti-Kapitalist Müslümanlar’ grubundan İhsan Abi’ye durumu açtım, “Abi,” dedim, “Ben alkolik bi insanım. Sabah kahvaltısını bile kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir ve bi ufak rakıyla yapan adamım, nasıl yaparız?” dedim. Çok kafa adammış, “Vallahi çaktırmadan yapabiliyorsanız yapın bir şeyler, yalnız bizi Tayyip beyin diline düşürmeyin, cin gibidir hemen anlar,” dedi. Zaten bu konunun uzmanıyız; düğünlerde, kına gecelerinde limonataların, gazozların içine az mazot yüklemedik. İftar için hazırlanmış meyve sularının, şerbetlerin içine votkayı gömdük. Sonra vur patlasın, çal oynasın… İftarın dibine vurduk…
Çaktırmadan İhsan Abi’nin bardağı hafif hafif yokladık, o da en az bizim kadar kurnaz ve şuursuz çıktı, “Ulan iki saattir bu vişne suyu neden bitmiyor?” diye, hiç sormadı. Güzel götürdü. Ama sıkı içiyor, hiç bozmadı kendini. İhsan abiyle orada can ciğer, kuzu sarması olduk. Kurban için sözleştik; İhsan abi, ben, Hakan Gülseven, Mehmet Ali Alabora, Osman Akınhay ve Murat Uyurkulak danaya giriyoruz. Gezi parkında keseceğiz, kısmetse…
“EYLEMLER SIRASINDA GEZİ PARKINA GELEN 600 PİZZANIN PARASI MEKSİKA’DAN ÖDENDİ…”
Eylem sırasında keyfimize diyecek yoktu. İnanın bi tek kuş sütü eksikti. Hatta bu bolluk bereket içinde işi abartıyor, aş eren kadınlar gibi abuk subuk isteklerde bulunuyorduk. Yiyip, içiyor, az ileri gidip sıçıyorduk. Mesela ben hayatımdaki ilk ıstakozu gezi parkında yedim. Obama yollamış sağ olsun, afiyetle yedik. Öküz değilim, “Ölmüşlerinin canına değsin,” twitimi attım elbette. Merkel de hep arkamızdaydı, elimizi cebimize attırmadı. “Abla bırak en azından Alman hesabı yapalım, olmuyor böyle!” dedim, dinletemedim. Hatta eylemin üçüncü günü acayip paraya sıkıştım, utana sıkıla Merkel’e söyledim. O da tedarikli çıkmamış, yanında yokmuş ama vallahi ikiletmedi. Düğünde takılan bilezikleri kolundan sıyırdı, verdi. “Yetmezse söyle sandıkta Bavyera Burmalısı var onu da vereyim,” dedi, ben istemedim.
Meksika Devlet Başkanı Enrico Pena Nieto benim askerlik arkadaşım. Bu, acemiliği Mexico-City’de yapmış, artık nasıl talihsiz bi herifse, bi kura çekiyor, usta birliğine Sivas Temeltepe’ye geldi. Altlı üstlü ranzalarda kaldık. Çok sahip çıktım, ezdirmedim ben bunu. O yüzden çok sever beni; “İlkerim” der, “Devrem” der başka bir şey demez. Bu dış ülkelerin yardımlarını duymuş, “İlla ben de bir şey yapayım,” diye tutturdu. Ben de Gezi’deki arkadaşlara sordum “Şuna güzel, sıkı bir şey kitleyelim bunda para bok,” dedim. Gençler Pizza istedi. “Enrico” dedim, “Bize elli pizza gönder!” Arkadaş, sanki ben öyle dememişim, benim gözüme girecek ya, İtalya’nın en ünlü pizzacısından tam 600 pizza yollamış. İçimiz dışımız pizza oldu, kediyi, köpeği bile pizzayla besledik.
“GEZİ PARKI DİRENİŞÇİLERİ DARBE YANLISI…”
Böyle doğru bir saptamaya kim itiraz edebilir ki?.. Gezi direnişçilerinin büyük çoğunluğu sol görüşlü, elbette bu kitle darbe yanlısı olacak. Bu ülkede sol hep darbelerden beslenmiştir. Misal 80 darbesi, solun zindanlarda, hapishanelerde vur patlasın, çal oynasın, keyif yaptığı bir darbe olarak anılır. Darbenin diktatörü Kenan’ın o zamanlar ordudaki lakabının ‘Che Kenan’ olduğunu bilmeyen mi var, allasen. Benim gördüğüm Gezi Parkı’ndaki sol güçler o tatlı günleri çok özlemişler; “Kulunçlarım ağrıyor asker gelip postallarıyla eziverse,” diyeninden, “Orama burama elektrik verseler de, içimdeki sıkıntı bi geçse!” diyenine… Nelerini duydum. Darbe ayrıca solu rahatlatıyor, üzerinden yükü alıyor. Sendikalar, dernekler, örgütler hepsi kapatıldığı için solcuya yapacak iş kalmıyor, süresiz tatil, rüya gibi. Solcunun arayıp da bulamadığı şey. Başta söylediğim gibi gerçekten dört dörtlük bir saptama. Bu saptamayı Akp’lilerin yapmış olması beni şaşırtmadı. Fakat Bdp’nin takım elbiseden sorumlu milletvekili Sırrı Sakık’ın da bu sırrımızı ifşa etmesi bize kaçacak delik bırakmadı. Maalesef doğru, biz darbeciyiz, beş kardeşimiz “Darbe olsun, 12 Eylül’ün o güzel günlerine dönelim” diye öldüler.
“BUNLARIN GİZLİ LİDERİ MEHMET ALİ ALABORA…”
Değil. Şimdi başta onu düşündük. Bizler kökü dışarda örgütleriz, bizler ipleri dış güçlerin elinde kuklalarız, lidersiz hareket edemediğimiz gibi, liderimizi seçmekten de aciziz. Bu konuyu ben Rahmi Koç’la, Boyner’le masaya yatırdım, onların da bizden farkı yok, olay onları da aşıyormuş. Ramo, “Bunu direkt Obama ile görüşelim o karar versin,” dedi. Aradık Obama’yı, kafamızdan geçen ismin Alabora olduğunu fakat çok da emin olmadığımızı söyledik. Obama beğenmedi çünkü karşımızda insanüstü güçlere ve korkunç entelektüel birikime sahip Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti. Ayrıca Yiğit Bulut’un başdanışmanlığıyla tüm bu güçlerini ikiye katlamış bir liderle karşı karşıyaydık. Birkaç gün sonra Obama tekrar aradı ve, “Biz kılı kırk yaran araştırmalar sonucunda liderinizi belirledik,” dedi. En az Tayip Erdoğan kadar güçlü ve entelektüel birini başımıza geçirdi: Şafak Sezer… Evet liderimiz Şafak Sezer. İlk başta bizim başımızda eylemleri organize etti. Daha sonra ise tarihteki ‘Truva Atı’ misali, kod adı ‘Merzifon Eşeği’ olan bir planla kaleyi içeriden çökertmeye başladı. Basına yansıyan bu el öpmeler falan hep bu plan dahilinde ve şimdilik bu plan tıkır tıkır işliyor. Bize de “Şafak Sezer’in askerleriyiz!” demekten başka bir şey kalmıyor.
“DÖRT, BEŞ TANESİ POLİSE ŞİDDET UYGULARKEN ÖLDÜ…”
Bu lafa neler neler denir, ama ne içimden geliyor, ne kalem yürüyor. “Mekanınız Devrim Olsun Kardeşlerim!” der, susarım.
(Ağustos 2013)

Protesters take cover from water cannon during clashes with police at a demonstration in Ankara on June 16, 2013.  AFP PHOTO/ADEM ALTAN

Bu yazı, 2013 Haziran isyanının ardından kaleme alındı ve RED dergisinde yayınlandıktan sonra internet üzerinden yüz binlerce kişiye ulaştı, fenomen haline geldi. REDaktif”te bir kez daha yayınlıyoruz…

* CAMİDE İÇKİ İÇTİLER…

İtiraf ediyorum, içtik. Sırt çantasına; gaz maskesini, bandanayı ve röni adlı sıvı mide ilacını koyarken memleketten gelen boğma rakıyı fark ettim. Alkolik de olduğum için hemen attım çantaya. Eylem sırasında yolumuz Dolmabahçe Cami’nin önüne düştü, birden aklıma çantadaki rakı geldi, şuursuz bi insan evladı olduğum için yanımdaki arkadaşlara “Şurda birer duble patlatalım mı, ne güzel gider!” dedim. Bir kişi de mi itiraz etmez arkadaş, hepsi böyle bir şey dememi bekliyormuş; şarkılarla, türkülerle ve ayakkabılarla daldık camiye. Daha birinci kadehleri tüketmeden müezzin geldi. En az bizim kadar şuursuzdu, “Afiyet olsun gençler!” dedi, bi koşu gidip evden beyaz peynir ve kavun getirdi. Benim boğma rakıyı camide bi güzel boğduk, üzerine birayla cila çektik, çiçek gibi çıktık camiden ve yeniden yakıp yıkmaya devam ettik…

* BU İŞİN ARKASINDA FAİZ LOBİSİ VAR…

Ne yalan söyleyeyim var. Eylemlerden beş altı gün önce telefonuma Rahmi Koç’dan şöyle bir mesaj geldi: “Panpa müsaitsen Şapka Ertekin’in mekanda buluşalım.” İkiletmedim. Şapka Ertekin, Rahmi, Cem Boyner bi de ben oturduk, Sarıgül de vardı ama Rahmi onu bi koşu soda almaya gönderdiği için asıl muhabbeti kaçırdı. Bi ara Hıncal geldi, konuyu duyunca, “Abi ben Sabah’ta çalışıyorum, sakata gelmeyeyim,” deyip uzadı. Rahmi olayı anlattı, “Bu kadar istikrar yeter, faizden para kaldıramıyoruz, ayrıca Tayyip Erdoğan önderliğinde dünya liderliğine oynuyoruz, Amerika rahatsız,” dedi. “Ramo! -ben Rahmi’ye dost meclisinde böyle seslenirim- Gezi Parkı için eylem yapacağız istersen orada zorla kendimizi polise dövdürelim, kafayı gözü yardıralım, hatta abartalım kendimizi öldürtelim, sonra da eylem üzerine eylem koyalım,” dedim. Cem ve Ramo beni anlımdan öptüler. Ramo, “Panpa bu işin oluru nedir?” diye sordu. “Ağaların eli tutulmaz!” dedim. Cem lafa girdi, “Halledin, sizi paraya ve karıya boğarız!” dedi. Orada helalleşip ayrıldık ve ben Taksim Dayanışma’yı kurdum, eylemlere başladık.

2* PARKTA GRUP SEKS YAPTILAR…

Şimdi… Ateşle barut yan yana durmuyor, yaptık bir şeyler tabii. Hatta hükümet yetkililerinin de defalarca belirttikleri gibi biz sapık insanlarız; bizde ateşle ateş, barutla barut bile rahat durmuyor. Her an her ortamda sevişebiliyoruz. Hatta cenaze evinde bile, bi beş dakika gözden kaybolur sevişir geliriz. Gezi Parkı’nda da böyle bir sistem oturttuk. Şimdi sen çadıra geliyorsun çadırın önünde bir şapka varsa, “Vay bi arkadaş benim manitayla, rahatsız etmeyeyim” deyip uzuyorsun. Ya da çadıra geliyorsun bir şapka bir şal asılıysa bu sefer arkadaş, hem yengeyi, hem baldızı götürüyor, sen yine rahatsız etmemek için uzuyorsun. Finalde yine sen, yine çadır: Bu sefer çift şapka, çift şal var artık sende uzamıyorsun, işin bi ucundan da sen tutuyorsun. Artık o kıç içi kadar çadırda, al takke ver külah sevişiyorsunuz. Tabii bunca seksin olduğu ortamda yer gök prezervatif oluyor. Çevreci duyarlılığına sahip olduğumuz için bunları atmayalım dedik, topladık. Hayırlı bir işe yarasın bari diyerek de hoyrat kullanılmamış, patlamamış olanları bu ülkeye ikinci bir ikiz faciası yaşatmamaları için Rasim Ozan’a yolladık. O da zaten bunları twiterda yayınladı. Yani sizin anlayacağınız o gaz bombalarının yarattığı romantik atmosfer altında yoğun seviştik, tomalar altında da gusül abdestimizi aldık. Allah emniyetimize zeval vermesin.

* AF EDERSİNİZ BÜYÜK TUVALETLERİNİ PARKA YAPMIŞLAR…

Ben başbakanımız kadar kibar olamayacağım. Evet, parka sıçtık… Bizzat ben yaptım ve beni gören on binler bu asil davete iştirak ettiler. Taksim’de umumi tuvalet olmasına ve çevredeki otellerin tuvaletlerini açmalarına rağmen bana rahat battı, ayrıca açık havada daha iyi olur diye düşündüm, bir de daha önce yaptıklarımızdan da anlayacağınız üzere manyağın kralıyız lan biz. Dua edin donlara doldurup, günlerce öyle gezmedik. Milyonlarca boklu Taksim Meydanı’na toplanmış, asıl o zaman yaman kokardı o park.

* TÜRK BAYRAĞINI YAKTILAR…

Eylemler yükünü almış, devrime doğru seğirtmiş, giderken Türk ve Kürt kardeşliği yeniden yeşermişken, birden aklıma Türk bayrağı yakmak geldi. Yemediğim tek nane buydu. Hemen fırladım, bi bayrak buldum ve meydanda yaktım. Taksim Meydanı’ndaki Atatürk heykelinin gözlerini oymaya falan da çalıştım ama iyi malzemeden yapmışlar başarılı olamadım, bundan sonraki eylemlere kaynak makinesiyle gelip inşallah hedefime ulaşacağım.

* BU İŞİ BAŞLATAN SOSYALİSTLER BODRUM’DA TEKNELERİNDE VİSKİLERİNİ İÇEREK SEYREDİYORLAR…

Eylem uzun olunca haliyle bünye kaldıramadı. Zaten milyonları sokağa dökmüştük, beynini yıkadığımız kitleler akın akın meydanlara iniyordu. Bize yakışan artık ipek robdöşambrlarımızı giyip, arkamıza yaslanıp, viskimizi yudumlayarak Nuri Alço duyarlığıyla eylemleri izlemekti. Hakan Gülseven’in Ayvalık’ta demirli dev yatıyla Bodrum’a doğru yola çıktık. Bodrum ve civarı sosyalistlerin yatlarından geçilmiyordu. Grup Yorumcular Haklıyızkazanacağız isimli dev gulet tarzı tekneleriyle gelmiş, viskiyle duş alıyorlardı. Sırrı Süreyya jet-skiyle ortalığı birbirine katıyordu. Osman Akınhay Mesele isimli yeni yelkenlisiyle sosyalistlere adeta nazire yapıyordu…

1* “İFTARDA BİRA İÇTİLER…”

Yalan… Beni biliyosun yaptıysak, ‘yaptık’ diyorum. Bu çok büyük bir yalan, çünkü votka içtik. En başından anlatayım size. “İstiklal’de iftar var,” dediler. Bir ailemiz, sülalemiz olmadığı; ağaç kovuğundan çıkma olduğumuz ve yıllardır kapsül içinde, bu halkın değerlerinden uzak, izole bir hayat sürdüğümüz için, nerede, nasıl davranılacağını bilmeyen; alkolik, çapulcularız biz. İlk olarak bu bilgiyi bir yere not edin ki sonra okuyacaklarınız sizi şoke etmesin.
İftara eli boş gidilmez gustosundan yola çıkarak, “Panpa iftar dediğin son tahlilde yemekli bir organizasyon, ne götürsek?” diye arkadaşlarla tartıştık. Kızların çoğu “Şarap!” dedi, hesapladık çok tutacak, ‘köpek öldüren’le de gidilmez. Bizi bırak, ‘Anti Kapitalist Müslümanlar’a ayıp olur. Biranın çok taliplisi oldu, fakat, “O kadar şişeyi şakır şakır kim taşıyacak oraya?” diyenden, “Biranın hamallığıyla, zırt pırt çişe gitmesiyle uğraşmayalım yoldaş panpa!” diyenine, çok büyük geyik döndürdük. Sonunda tüm fraksiyonlar, votkada uzlaştık.
Gidince öğrendik, iftar sofrasında içilmezmiş. ‘Anti kapitalist Müslümanlar’ grubundan İhsan Abi’ye durumu açtım, “Abi,” dedim, “Ben alkolik bi insanım. Sabah kahvaltısını bile kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir ve bi ufak rakıyla yapan adamım, nasıl yaparız?” dedim. Çok kafa adammış, “Vallahi çaktırmadan yapabiliyorsanız yapın bir şeyler, yalnız bizi Tayyip beyin diline düşürmeyin, cin gibidir hemen anlar,” dedi. Zaten bu konunun uzmanıyız; düğünlerde, kına gecelerinde limonataların, gazozların içine az mazot yüklemedik. İftar için hazırlanmış meyve sularının, şerbetlerin içine votkayı gömdük. Sonra vur patlasın, çal oynasın… İftarın dibine vurduk…
Çaktırmadan İhsan Abi’nin bardağı hafif hafif yokladık, o da en az bizim kadar kurnaz ve şuursuz çıktı, “Ulan iki saattir bu vişne suyu neden bitmiyor?” diye, hiç sormadı. Güzel götürdü. Ama sıkı içiyor, hiç bozmadı kendini. İhsan abiyle orada can ciğer, kuzu sarması olduk. Kurban için sözleştik; İhsan abi, ben, Hakan Gülseven, Mehmet Ali Alabora, Osman Akınhay ve Murat Uyurkulak danaya giriyoruz. Gezi parkında keseceğiz, kısmetse…

* “EYLEMLER SIRASINDA GEZİ PARKINA GELEN 600 PİZZANIN PARASI MEKSİKA’DAN ÖDENDİ…”
Eylem sırasında keyfimize diyecek yoktu. İnanın bi tek kuş sütü eksikti. Hatta bu bolluk bereket içinde işi abartıyor, aş eren kadınlar gibi abuk subuk isteklerde bulunuyorduk. Yiyip, içiyor, az ileri gidip sıçıyorduk. Mesela ben hayatımdaki ilk ıstakozu gezi parkında yedim. Obama yollamış sağ olsun, afiyetle yedik. Öküz değilim, “Ölmüşlerinin canına değsin,” twitimi attım elbette. Merkel de hep arkamızdaydı, elimizi cebimize attırmadı. “Abla bırak en azından Alman hesabı yapalım, olmuyor böyle!” dedim, dinletemedim. Hatta eylemin üçüncü günü acayip paraya sıkıştım, utana sıkıla Merkel’e söyledim. O da tedarikli çıkmamış, yanında yokmuş ama vallahi ikiletmedi. Düğünde takılan bilezikleri kolundan sıyırdı, verdi. “Yetmezse söyle sandıkta Bavyera Burmalısı var onu da vereyim,” dedi, ben istemedim.
Meksika Devlet Başkanı Enrico Pena Nieto benim askerlik arkadaşım. Bu, acemiliği Mexico-City’de yapmış, artık nasıl talihsiz bi herifse, bi kura çekiyor, usta birliğine Sivas Temeltepe’ye geldi. Altlı üstlü ranzalarda kaldık. Çok sahip çıktım, ezdirmedim ben bunu. O yüzden çok sever beni; “İlkerim” der, “Devrem” der başka bir şey demez. Bu dış ülkelerin yardımlarını duymuş, “İlla ben de bir şey yapayım,” diye tutturdu. Ben de Gezi’deki arkadaşlara sordum “Şuna güzel, sıkı bir şey kitleyelim bunda para bok,” dedim. Gençler Pizza istedi. “Enrico” dedim, “Bize elli pizza gönder!” Arkadaş, sanki ben öyle dememişim, benim gözüme girecek ya, İtalya’nın en ünlü pizzacısından tam 600 pizza yollamış. İçimiz dışımız pizza oldu, kediyi, köpeği bile pizzayla besledik.

3* “GEZİ PARKI DİRENİŞÇİLERİ DARBE YANLISI…”
Böyle doğru bir saptamaya kim itiraz edebilir ki?.. Gezi direnişçilerinin büyük çoğunluğu sol görüşlü, elbette bu kitle darbe yanlısı olacak. Bu ülkede sol hep darbelerden beslenmiştir. Misal 80 darbesi, solun zindanlarda, hapishanelerde vur patlasın, çal oynasın, keyif yaptığı bir darbe olarak anılır. Darbenin diktatörü Kenan’ın o zamanlar ordudaki lakabının ‘Che Kenan’ olduğunu bilmeyen mi var, allasen. Benim gördüğüm Gezi Parkı’ndaki sol güçler o tatlı günleri çok özlemişler; “Kulunçlarım ağrıyor asker gelip postallarıyla eziverse,” diyeninden, “Orama burama elektrik verseler de, içimdeki sıkıntı bi geçse!” diyenine… Nelerini duydum. Darbe ayrıca solu rahatlatıyor, üzerinden yükü alıyor. Sendikalar, dernekler, örgütler hepsi kapatıldığı için solcuya yapacak iş kalmıyor, süresiz tatil, rüya gibi. Solcunun arayıp da bulamadığı şey. Başta söylediğim gibi gerçekten dört dörtlük bir saptama. Bu saptamayı Akp’lilerin yapmış olması beni şaşırtmadı. Fakat Bdp’nin takım elbiseden sorumlu milletvekili Sırrı Sakık’ın da bu sırrımızı ifşa etmesi bize kaçacak delik bırakmadı. Maalesef doğru, biz darbeciyiz, beş kardeşimiz “Darbe olsun, 12 Eylül’ün o güzel günlerine dönelim” diye öldüler.

* “BUNLARIN GİZLİ LİDERİ MEHMET ALİ ALABORA…”
Değil. Şimdi başta onu düşündük. Bizler kökü dışarda örgütleriz, bizler ipleri dış güçlerin elinde kuklalarız, lidersiz hareket edemediğimiz gibi, liderimizi seçmekten de aciziz. Bu konuyu ben Rahmi Koç’la, Boyner’le masaya yatırdım, onların da bizden farkı yok, olay onları da aşıyormuş. Ramo, “Bunu direkt Obama ile görüşelim o karar versin,” dedi. Aradık Obama’yı, kafamızdan geçen ismin Alabora olduğunu fakat çok da emin olmadığımızı söyledik. Obama beğenmedi çünkü karşımızda insanüstü güçlere ve korkunç entelektüel birikime sahip Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti. Ayrıca Yiğit Bulut’un başdanışmanlığıyla tüm bu güçlerini ikiye katlamış bir liderle karşı karşıyaydık. Birkaç gün sonra Obama tekrar aradı ve, “Biz kılı kırk yaran araştırmalar sonucunda liderinizi belirledik,” dedi. En az Tayip Erdoğan kadar güçlü ve entelektüel birini başımıza geçirdi: Şafak Sezer… Evet liderimiz Şafak Sezer. İlk başta bizim başımızda eylemleri organize etti. Daha sonra ise tarihteki ‘Truva Atı’ misali, kod adı ‘Merzifon Eşeği’ olan bir planla kaleyi içeriden çökertmeye başladı. Basına yansıyan bu el öpmeler falan hep bu plan dahilinde ve şimdilik bu plan tıkır tıkır işliyor. Bize de “Şafak Sezer’in askerleriyiz!” demekten başka bir şey kalmıyor.

* “DÖRT, BEŞ TANESİ POLİSE ŞİDDET UYGULARKEN ÖLDÜ…”
Bu lafa neler neler denir, ama ne içimden geliyor, ne kalem yürüyor. “Mekanınız Devrim Olsun Kardeşlerim!” der, susarım.