Kader Ay

8 Mart vesilesiyle Şirin Payzın o günkü programında farklı ideoloji ve gelenekleri temsil eden kadınları ağırladı. Katılımcı kadınların hemen hepsi kadın haklarına sahip çıkmak ve kadının statüsünü yükseltmek adına verdikleri kişisel ve toplumsal mücadeleyi anlatma çabasıyla konudan konuya atlıyordu. İzlemeye başladığımda sanırım programın artık ortaları filandı, kadınlar kadınların ne çok sorunu olduğunu ve tüm bunları tartışıp işbirliği geliştirmeye yetecek zamanın olmadığından yakınıyordu. Gerçekten hepsi çok önemli, reel konulara değiniyordu ve cidden yapılacak çok iş vardı. Ama yine de konu kadın haklarından başlıyor, bir şekilde insan haklarına var(dırıl)ıyordu. Feminist ideolojiyi/feministleri kim ne zaman nerde nasıl dövmeye başlayacak, yoksa o bölümü kaçırdım mı, bir merak, bekliyorum. Ve o anlardan biri geldi…

Fincancı katırlarını ürkütmeyelim

Niye bazı kadınlar feminizm gibi “ürkütücü” yanlış anlaşılan bir kavramı kullanmakta bu kadar ısrarcıydı, niye kadın hakları savunucusu, hatta mümkünse insan hakları savunucusu olunamıyordu… Üst perdeden konuşan, Batı’dan ithal, gerçek halk kadınlarından ve gelenek-göreneklerimizden kopuk, erkek düşmanı feministler, kadın – erkek herkes için bir başka memleket sorunu tabii…

Bu memlekette mutfaksız kadınlar var. İzledik o can acıtıcı görüntüleri… Bu memlekette kadın olmaktan mutlu, anne olmaya arzulu, kendini evine, kocasına, çocuklarına adamaya canı yürekten hazır kadınlar olduğu hatırlatıldı feministlerimize. Doğru… Bu kadınlar geceleri, sokakları filan istemiyordu, sıcak yuvalarında seven ve sevilen kadınlar olmak, anne olmak istiyordu. Ha sonra, bütün erkekler kadın dövmüyor, kadınların canına kast etmiyordu ki, dışlanmayı hiç hak etmeyen “iyi” erkeklere de yazık oluyordu… Bu fikriyatın ardındaki, gelenek göreneklerimizi çok iyi bilen kadınların Müslüman feminist/kadın hakları savunucusu ya da resmi ideoloji temsilcisi, Müslüman kadınlar olması çoğu kadın için şaşırtıcı mıdır? Değildir.

Bizim yörenin sopası

Yerellik, kadına özel duygu ve kaygılar, kadınlar arasındaki eşitsizlikler, kadın hakları mücadelesinde erkeklerin payına düşen rol ve sorumluluklar vs. hepsi ayrı ayrı derinlikli mevzular. Tartışıyoruz, tartışacağız elbet. Ama mevcut dimdirekt minare gibi bir tehdidi göz ardı etmeyelim hele bi önce. Olması gereken koşullarda elbette isteyen kadın çalışır istemeyen çalışmaz, isteyen kadın evlenir istemeyen evlenmez, isteyen kadın doğurur istemeyen doğurmaz. Kimseyi ilgilendirmez, kimse de karışamaz. Amma velakin siz kalkıp kadına cinsiyeti üzerinden roller biçeceksiniz, nasıl yaşayacağını, nasıl giyineceğini, nasıl davranacağını söyleyeceksiniz, bu emrivakiyi gelenek ya da yerellik kılıfı giydirerek iyice örteceksiniz, bundan rahatsızlık duymayan kadınları da itirazı olan kadınlara karşı sopa olarak kullanacaksınız, öyle midir? Bu sopayı da yine kadınların eline vereceksiniz, bu mudur? Kadınların mevcut sistem içindeki yoksulluğu, eğitimsizliği, kafa bulanıklığı zaten ciddi bir sopa, üzerinde bir de anlayışlı, sevecen, yapıcı “kadın gibi kadın” kılıfı, sistem bekçilerinin eline tutuşturacak ve “edepsiz” kadınların kafasına indireceksiniz, öyle mi?

Cinsiyetçi işbölümünü, bakma – bakılma ilişkisindeki nevrotik iktidar ilişkilerini kırmadan, kadının ev içi emeğini görünür ve değerli kılmadan, kadını “mal”laştıran sevgi/aşk/namus mefhumunun içini tümüyle boşaltmadan, sıcak yuva masalına kanan Sinderella’ları, Pamuk Prensesleri, üstüne onların “cadı” analarını/analıklarını sopa olarak kullanacaksınız, öyle mi? Siz koca bir bölgeyi, o bölge kadınlarını savaşa, yoksulluğa, yoksunluğa mahkum edeceksiniz, burada taş üstünde taş, ev bark bırakmayacaksınız, sonra dönüp sadece mutfaksız değil, tuvaletsiz/banyosuz, yatak odasız kadınları, anaç kadınlar aracılığıyla “nerede yaşadığının farkında olmadan gereğinden fazla hak talep eden” kadınlara karşı silah olarak kullanacaksınız…

Asiye kurtulur mu?

Sistemin iyi niyetli insan hakları savunucuları hak hukuk mücadelesinde, Müslüman feministler ibadet eşitliği mücadelesinde yol kat ediyorlar, âlâ, her bir adım çok çok önemli… Lakin çamur Adem’in kaburga kemiğinden olma, şeytana her an kanmaya hazır günahkar, dolayısıyla kapanması ve kapatılması gereken Havva, Kuran’ın özündeki insan eşitliğinden, kadın-erkek eşitliğinden bu kadar çok söz ettikçe, Asiye’nin peşinde sopalar, daha çok bağırması, daha çok sokağa dökülmesi gerekecek.