Murat Güreş

vurulan gazeteci

Gaziantep’te yolda yürürken ensesine ateş edilen Suriyeli gazeteci yoğun bakımda tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti…

ÖSO’da bi dönem komutanlık yaptıktan sonra Gaziantep’e kaçan ve IŞİD karşıtı yayınlar yapan Suiyeli gazeteci Mohammad Zahar Alshurgat, gündüz saatinde, kentin en işlek caddelerinden birinde maskeli bir şahıs tarafından tabancayla ensesinden vurulmuştu.Bu olay akıllara IŞİD karşıtı belgesi ile bilinen ‘Alhita’ isimli dergiyi çıkaran 37 yaşındaki gazeteci Naji Jerf’in geçen yıl Aralık ayında caddede yürürken başından tabancayla vurularak öldürülmesi olayını  getirdi.

SOKAK ORTASINDAKİ İKİNCİ İNFAZ
Suriye’de ÖSO saflarında savaştıktan sonra Gaziantep’e gelen ve burada IŞİD karşıtı yayınlar yapan gazeteci Mohammad Zahar Alshurgat da aynı şekilde, Doktor Kemal Ahi Caddesi üzerinde telefonla konuşarak yürürken, peşinden gelen ve maskeli olduğu ileri sürülen bir kişi tarafından tabancayla ensesinden vurulmuştu. Ağır yaralanan gazeteci yoğun bakımdan çıkamadı ve hayatını kaybetti.

vurulan gazeteci

zaherFRANSA’YA İLTİCA EDECEKTİ
IŞID’in iç yüzünü anlatanbir belgesel çeken, Suriyeli gençlere yurttaş gazeteciliği eğitimi veren ve ‘Alhita’ isimli dergiyi çıkaran Naji Jerf, ISİŞ’ten aldığı ölüm tehditleri nedeniyle Fransa’ya iltica etmek üzere iken cadde ortasından öldürülmüştü.

ANTEP, URFA, MARAŞ ÜÇGENİ
IŞİD, gazetecilere yönelik ilk suikastını 30 Ekim’de Urfa’da düzenledi. Suriye odaklı ‘Ayn Vatan’ gazetesinin Yazı İşleri Müdürü İbrahim Abdulkadir’in ve muhabiri Firaz Hamadi’nin boğazı, ‘rambo’ bıçak ile kesildi. Suikastları IŞİD üstlendi.IŞİD, 21 Nisan’da Maraş’ta 39 yaşındaki Suriyeli öğretmen Şuca Gannum’un boğazını keserek öldürmüştü.

RAKKA’DAKİ GERİLİM BURADA DA SÜRÜYOR
Suriye’de IŞİD kotrolündeki Rakka’dan, sınır kotrolünün olmadığı mevkiilerden Gaziatep’e gelen ve 30 kadar uyuyan hücre oluşturdu sanılan militanlarla, Rakka’da kendilerine muhalif olanlar arasındaki gerilim Gaziantep sokaklarında devam ediyor.Rakka’da, IŞİD tarafından tanınan aileler can güvenlikleri olmadığı için Batı kentlerine göç ederken, örgüt diğer yandan Kürt nüfusun yaşadığı semtlerde halka ve esnafa baskı yapıyor.

skandal

Her şey, Gaziantep Mutfağı’nın gastronomi dalında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na girmesiyle başladı. Kent tanıtımına kurumsallaştırarak gerçekleştirmek isteyen Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bu amaçla İpekyolu Kalkınma Ajansı’ndan 810 bin lira ödenek alarak bir ihale yaptı.

“Gaziantep Küresel Marka Şehir Fizibilite Raporunun Hazırlanması İşi” adıyla yapılan ihaleyi 18.04.2105 tarihinde  ikametgahı Amerika’da olan  ama işlerini Türkiye’de yapan Emrah Yücel’in yönetim kurulu üyeliğini yaptığı işe I Mean Creative İNC isimli şirket aldı.

Gaziantep’te bir çok kesim tarafından estetik olmadığı ve kenti anlatmadığı konularda eleştirilerin odağında olan logo meselesini Bilgi Edinme Kanunu kapsamında benimle birlikte  birkaç gün sonra da CHP’li meclis üyesi Uğur Kalkan Büyükşehir Belediyesine sorarak maliyetinin ne olduğu konusunda belge istedik. Cevap vermek için yasal süre aşmış neredeyse 2 ay geçmişti. Sonunda Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Fikret Tural imzası ile ihalenin 2015/ 123513 sayılı ihale ile yapıldığı tarafımıza aktarılsa da bu kayıt numarası dışında maliyetle ilgili bir bilgi verilmedi.

Bunun üzerine Kamu Alımları Elektronik Platformu (EKAP) girerek ihale kayıt numarası üzerinden ihale bilgilerine, oradan da ihale sonuç ekranına  ulaştım. “Gaziantep Küresel Marka Şehir Fizibilite Raporunun Hazırlanması  İşi” ihalesine tek istekli katılımış ( I Mean Creative INC), tek teklif verilmiş ve tam 810 bin lira fiyat teklif edilmişti. Rekabet koşullarının oluşturulmadığı ihale ile şirkete ödenen paranın 810 bin lira olduğunu ortaya çıkarınca kentte büyük gümbürtü koptu. İhaleyi yapan belediyeye ve şirkete özellikle sosyal medyadan tepki yağarken, konu ana akım medyanın da ilgisini çekmeye başladı. Gaziantep logosu haberini kente ve Türkiye’ye duyurduğumuz ilk yer olan www.gaziantephaberler.com kaynak gösterilerek konu bir anda  ülke gündeminde tartışılır hale geldi.

Bu arada ben, bu ihaleye giren şirketin büyüklüğünün ne olduğuna kafa yormaya başladım. Ticaret  Sicil Gazetesi’ni tarayarak I Mean a Creative’nin 2012 yılında sadece 5 bin lira sermaye ile kurulduğunu,  4 yaşına geldiğinde sermaye artırımına  giderek değerini 10 bin liraya yükselttiğini ortaya çıkardım. Mesele kent ve ülke gündeminde sıcaklığı korurken 810 bin liralık ihaleyi alan ABD şirketinin 10 bin lira sermayeli olduğu haberi  daha büyük bir ses getirdi.

İhaleyi alan şirket, oda tv, Hürriyet, Cumhuriyet, Sözcü, Aydınlık gibi gazetelere ve haber sitelerine açıklama yapıyordu. Ama işin enteresan tarafı 20 kadar günlük, bir o kadar haftalık gazetesi olan yerel basın (bir-iki gazete hariç) meseleyle ilgili tek satır yazmıyordu.

Bu arada ben, ihaleye neden tek istekli katıldığını ve rekabet koşullarının neden oluşturulmadığına odaklanmıştım. EKAP’tan aldığım bilgileri tekrar gözden geçirdiğimde ihalenin Kamu İhale Kanunu’nun 21b maddesine göre yapıldığını gördüm. 21b ise deprem, sel, heyelan gibi doğal afetler veya idarenin öngöremediği koşullarda acil  ihale yapılmasına veren bir madde idi. Oysa ihalenin yapıldığı gün olan 18 Mart 2015 günü Gaziantep’te bir doğal afet meydana gelmemişti. Bu bilgi ihaleyi yapan ve alanlar için tam bir deprem etkisi yarattı.

Gaziantep logosu konu ana akım medyada Ahmet Hakan, Mehmet Faraç, Mustafa Mutlu, Yalçın Bayer gibi yazarlar eleştirilerini köşelerine taşırken, televizyonlar konuyu sorguluyor, logonun internette 140 TL’ye alındığına ve çalıntı olduğundan, farklı farklı durumlarla ortaya çıkan bilgiler yüzlerce haber sitesinde farklı bakış açıları ile işlenmeye devam ediyordu.

I Mean Creative INC’nin o küçük sermaye ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda 50 milyon dolarlık ihale aldığına, adı 17/25 Aralık Operasyonu’na karışan eski bakan Egemen Bağış ile arkadaşlığına. Holywood için tasarladıkları afişlerin aslına final afişleri olduğuna kadar ortaya bir çok bilgi ortaya döküldü.

Bir hafta boyunca Gaziantep ve Türkiye gündeminde tartışılan logo meselesiyle ilgili 2 Nisan tarihinde Gaziantep’teki tüm basın kuruluşlarına  I Mean Creative INC Müdürü İpek Çelikalp tarafından yazılı bir açıklama gönderildi. Büyükşehir Belediyesi’nden üst düzey bir yetkili tüm gazete sahiplerini arayarak bu açıklamanın manşetten duyurulmasını emretti. Ertesi günkü yerel gazetelerin manşetinde ve iç sayfalarından çarşaf çarşaf  ve , “meyveli ağacın taşlandığı, benim paralelci olduğum, logoya verilen 810 bin liranın önemsiz bir para olduğu, yıpratma hareketini yerel odağının ben ulusal odağının muhalif medya olduğu gibi beni kınayan köşe yazıları” çıktı.

Sadece gazetecilik yaptığım için gülüp geçtiğim ve Gaziantep basın tarihine geçecek bu olayın ardından Gaziantep Logosu için yaklaşık 800 kişinin dlogoavet edildiği, özel uçaklarla İstanbul’a gazeteci taşındığı Çırağan Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı tanıtım lansmanının maliyetini de sordum. Cevap verirlerse bunun öyküsünü de Redakfit’te sizlere aktarmaktan keyif alacağım…

iskence
Hikâye, Güney Amerika Konisi diye adlandırılan Şili, Uruguay, Brezilya, Arjantin gibi milli ekonomisini güçlendiren ve sınıflar arası ayrımı sosyal uygulamalarla ortadan kaldırdığı için Chicago Okulu iktisatçıları tarafından kapitalizmin deney odası haline getirilen ülkelerde geçiyor.
Evet, 60’lı yıllarda Chicago Okulu İktisat Fakültesi Milton Friedman’ın fikir babası olduğu ve liberalizmi küçümseyerek kapitalizmin özellikle sosyalizmle yönetilen sömürülmesi gereken Güney Amerika ülkelerinde aşırı bir faşizmin uygulanması ve cuntanın baskı politikaları oralarda bir kıyım ve katliama neden oldu.Öncelikle asker, polis ve yandaş sivil çeteler kullanılarak halkın en önemli gücü olan toplumsal dayanışması yerle bir edilerek bireyci bir anlayış yaratıldı. Mesela Arjantin’de bizde nam salan Beyaz Toroslar’ın karşılığı olan ve bu darbelerin ekonomik yönünü destekleyen Ford firmasının ürettiği Ford Falcon’lar bulunuyordu. Beyaz Toros’a binenler gibi Ford Falcon’lara binenlerden de bir daha asla haber alınamıyordu.İnsanlar toplu olarak kaybediliyor. Sistematik işkencelerden geçiriliyor, aydınlar tutuklanıyor, sendikacılar katlediliyorlardı. Cunta çocuklara bedava verilen süt programını kaldırıyor, ücretler düşürülüyor, çöplerde yiyecek arayan insanlar çoğalıyor, anneler süt olmadığı için çocuklarını mâte dedikleri geleneksel çayla kandırıyor, yetersiz beslenmeden dolayı ölen çocuklar sessiz sedasız gömülüyordu.Cunta, çok uluslu devletleri daha da zengin etmek için kendi ülkesindeki işletmeleri lağvediyordu. Sadece Şili’de 1973 ile 1983 yılları arasında 177 bin sanayi işini kaybetmişti.Bu ülkelerdeki ekonomi yönetimi Friedman’ın Chicago üniversitesi’nde Ford’un fonlarıyla ABD’de iktisat eğitimi gören Los Chicgo Boys denilen iktisatçılar tarafından yönetilmeye başlanmıştı.

Muhalif gazeteler ve gazetecilere çok büyük baskılar, işkencelerden geçiyor ama CİA’nın finanse ettiği El Mercurio Gazetesi’nde yeni ekonomik düzen ve cuntaya övgüler yağdırılıyordu.

Sadece Arjantin’deki işkence kamplarının sayısı 300’ü geçmişti. Şili’de tutsakların diz çökemeyeceği, yada kalkamayacağı kadar küçük tecrit hücreleriyle tanınan Villa Grimaldi, Uruguay’da “ada” anlamına gelen la isla, Arjantin’de başlık anlamına gelen işkence odaları capucha ölüm kusuyordu.Arjantin’deki büyük hayvan çiftlilerinin sahipleri tutsaklara parilla (barbekü) dedikleri yataklara yatırarak picana adını verdikleri elektirik sopası ile şoka uğratıyorlardı.

Özellikle 70 ve 80’li yıllarda acımasızca kan döken cunta ve işbirlikçilerinin uyguladığı şok, kapitalizmin hayata geçirilmesinin yani ekonomik şok uygulanmasının alt yapısı idi. Nitekim gerçekten de öyle oldu. Friedman’ın doktrini, işkence ve baskıyla bunalan ve tepki veremeyen halk yığınları nedeniyle bütün korkunçluğu ile hayata geçirildi. En basit anlatımı ile bu ülkelerin sistemleri baştan aşağı değiştirilerek yeni anlayışlar tesis edildi.

Hikaye çok uzun demiştim. “Güney Amerika neresi, Türkiye neresi, Gaziantep neresi?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu basit sunumla birlikte benim de siz değerli okurlarımıza sormak istediğim soru şu, “içinden geçtiğimiz faşist süreç size bu hikayeyi tanıdık kılıyor mu?”
Yaşadığımız gerçekten bir şok değil mi?