Şule Savaş

Umutsuzluğun ve yenilginin adıdır barış!. Dillenmesiyle, hissedilenden çelişik bir gerçektir. Binlerce yıllık bir yanılgıdır o. Adı kendinden kutsal, kutsanmamış metinlerdir altına imza atılan. Bir çocuk ismidir bazen, temenni edilenden esinlenilmiş. Geleceğe dair umutsuzluğa bilinçte temerrüttür. Oyalamaktır kendini. Fırtına sonrası sessizliği çağrıştırır çoğu zaman, ortalık kan revan. İşgalin adı, işgalcinin kamuflajıdır bazen Irak’ta, Afganistan’da diğer Ortadoğu’da, Güney Asya’da yada Tüm Afrika kıtasında, özgürlükle özdeş tutulan!

Medeniyetler ittifakının adıdır İstanbul’da; küresel sermayenin oksijen kanallarıdır G8 toplantılarında ve dünya barışını tehdit eden başka bir anlam bulur medeniyetler çatışmasıyla Samuel P. Huntington’da. Bir konferans adıdır; Lozanda, Londra’da, Ayestefanos’ta. Bazende Sevr’de, Mondros’ta. Hükümleriyle var eden ve yok eden; 7 nci maddelerde!..

turk-kurt-kardestirGüçlünün safsatası, galibin garantisidir çoğu kez. Hoşnutluğun değil, cebrin ürünüdür aslında. Ne var ki; masum görünümlüdür. Lekesiz gibidir çok zaman. Onlarca yıl da geçse aradan hortlayabilendir bir anda. Alınlara çalınmış bir kara, tarihe vurulmuş bir damga, arşive alınmış, geri dönüşü imkansız garanti vesikalarıdır barışlar. Köle tapusu ve daha çok kan dökenin üstünlük madalyasıdır dünya savaşları sonunda. Davetiye çıkaran bu barışlar değil midir kurtuluş savaşlarına? Yaraların sarılması için fırsat yaratan bir zaman fasılasıdır bir yerde. Gücünü toparlama ve yeni bir saldırı hazırlığı için dayatılan ya da dilenilen zamandır sadece aslında.

Nihai değildir hiçbir zaman. Soluk alma ihtiyacından ve kaynakların sınırlılığındandır dünyadaki tüm barışlar.

Kardeşlerin barışmasından maada. “İstenilen” ve “istenilenin karşısında oluşan dirençten”, her iki yanın da bitap düşmesidir aslında. Güç yarışında kaybedilenlerin ve kaybedileceklerin hesabından çıkar ortaya her barış. Hükümleriyle bir savaş bilançosu, tazmine dayanak hesap ekstreleridir. Hükümlerinin bulunmasından bellidir masum olmadığı. Kayıtsız şartsız bir kabulleniş değildir çünkü. Acıları koşulsuz unutma gayreti de olmamıştır hiç barışlar; iki kardeşin barışmasında olduğundan başka. Ağlaşmayla başlar kardeş barışı. Yazılı bir vesikaya ihtiyaç duymadan, kaybedilen zamana acınarak, benzer bir hataya düşmemek için ders çıkartılarak.

Hükümleri yoktur. İçtenliklidir. Gerçek bir paylaşım ve ortak hayatı kabulleniştir. Gönül kırılmaları olur ancak kardeşler arasında, özür dilemeye bile gerek duymadan sevgiyle bakmaya başlayabilmektir yeni baştan. Gerçek bir paylaşım ihtiyacının ve isteğinin samimi tezahürüdür çünkü kardeş barışı. Yadsınmaz bir bağ vardır kardeşler arasında ve hiçbir bağ yoktur bu denli anlamlı, bin yıl birlikte yaşamış olma bağından başka. Mesele kardeş olunup olunmadığını saptamada. Bir tarafın kefaret ödemesini beklemeden, haklı haksız ayırımı yapmadan, aynı kadere bağlı olunduğu da unutulmadan…

Kürt, Türk. İki kardeşten her birisidir onlar. Aralarında kan bağı kurdular. Evlilikler yaptılar çünkü; karışmak için gayret ettiler onlar, Birlikte yaşadılar, çünkü aynı kaderle bağlıydılar. Aynı ölüme farklı dillerde ağıt yaktılar ancak gözyaşlarını aynı şey için akıttılar. Aynı aşk için farklı dillerde türküler çığırdılar ama hep aynı şeyleri duyumsadılar ve aynı sevdayı kutsadılar. Aynı depremin yıkıntıları altındaydı onlar, aynı sel sularında boğuldular ve aynı salgınlarla boğuştular. Toprak aynı şeyi verdi onlara, yağmurun bereketi, toprağın verimi, karın sevinci farksızdı onlar için. Aynı coğrafyada aynı iklimi yaşadılar. Kimin isminin ne olduğu önemsizdi orada, Mehmet, Muhammed, Ali, Baran; aynı toprağın doğurduğu çocuklardı onlar.

Şimdi ağlaşmakla başlamalı işe. Sarılmalıyız bırakmamacasına, hissetmeliyiz birbirimizin sıcaklığını ve artık inanmalıyız bu kardeş barışına. Kardeş kavgasına son vermek adına…